ÇATED ve EMDR’den TCK’nın103. maddesi için ortak açıklama

22 Kasım 2016 |   Kategori: Medyada Sağlık Haberleri, Sağlık Gündemi Print

cocuk-siddet-taciz-saldiriÇift ve Aile Terapileri Derneği (ÇATED) ve EMDR (Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme) Derneği olarak Türk Ceza Kanunu’nun 103. Maddesinde yapılması öngörülen değişikliği, yasanın korumaya çalıştığı hedef kitlenin bir bölümü için sakıncalı buluyoruz. Bu konuyla ilgili yorumlarımızı, risk olarak gördüğümüz bölümleri ile ilgili araştırmaya dayalı verileri, bu konudaki önerilerimizi ve yapmaya gönüllü olduğumuz çalışmaları paylaşmak istiyoruz.

Teklif edilen yasada “Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın işlenen cinsel istismar suçunda, mağdurun faille evlenmesi durumunda hükmün geri bırakılması ya da hüküm verilmişse bile cezanın ertelenmesi” önergesinin, erken yaşta, özellikle de 12-15 yaşları arasında evlenmiş ve eşleri hakkında cezai işlem uygulanmış ya da uygulanma riski olan kız çocuklarını mağdur etmemek amacıyla düzenlendiği söylenmektedir. Böylece, kendi rızası ile evlenmiş ve cinsel ilişkiye girmiş kız çocuklarının eşlerinin hapisten çıkmalarını beklemeleri gerekmeyecektir denilmektedir.

Bu değişiklikle, evlenmek zorunda kalan, kötü muamele gören, cinsel ilişkiye zorlanan ve yasanın yöneldiği hedef kitlenin bir bölümünü içeren genç kızların, eşleri hapisten çıkıp eve dönünce aynı muameleye maruz kalacaklarını ve mağduriyetlerinin devam edeceğini biliyoruz. Bu değişikliğin cezanın caydırıcılığını ortadan kaldırarak cinsel istismarla ilgili suçların önünün açılmasını kolaylaştıracağını düşünmekteyiz. Faillerin ve faillerin ailelerinin mağdura ve mağdurların ailelerine yaşatabileceği baskılara, sözlü, duygusal hatta fiziksel şiddet içeren davranışlara kapı açmaktadır. Bu durum, mağdurları ve ailelerini daha da fazla travmatize edebileceği için büyük risk taşımaktadır.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, sadece 2014 yılında, Türkiye’de 11 bin 95 çocuk cinsel saldırıya maruz kalmıştır. Cinsel saldırı nedeniyle “güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuklara” ait verilerine göre, bu çocukların 9 bin 718’i kız çocuğudur. Cinsel suçlara maruz kalan çocukların yüzde 57,6’sını 15-17 yaş grubu, yüzde 23,9’unu 12-14 yaş grubu, yüzde 18,5’ini ise 11 yaş ve altındakiler oluşturmaktadır. Bu istatistikler ve bilgiler doğrultusunda, önergenin hedef aldığı bir grubun mağduriyetini gidermeyi hedeflerken, cinsel istismara uğramış büyük bir kesim için tehlike oluşturacağı düşünülmektedir.

Bahsedilen yasa tasarısının başlıca etkileyeceği grup 12-15 yaşları arasında, cinsel ilişkiye girmiş kız çocukları ve aileleridir. Ülkemizde bu zamana kadar yapılan araştırmalara, yani yasa tasarısının etkileyeceği gruplara bakıldığında 18 yaşın altındaki evlilik oranlarının %23 ile %40 arasında değiştiğini görülmektedir. Bu çocukların %20’sinin ise henüz ergenliğe bile girmeden evlendirildiği örülmektedir.

Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da her 10 kızdan biri de henüz çocukken, hamile kalmaktadır. Evlenmek ve cinsel ilişkiye girmek her bireyin gelişiminde önemli bir dönüm noktasıdır. Paylaşım, yakınlaşmak ve/veya aileyi büyütmek maksatlı yaşanan cinsel ilişki bedensel ve psikolojik hazırlık hali eşliğinde gerçekleştiğinde insanı zenginleştiren bir deneyimdir. Ancak, bedensel, bilişsel ve duygusal anlamda hazır olmadan deneyimlenen cinsel ilişki, travmatize edici ve ruh sağlığını tehdit eden bir durumdur.

Araştırmalara göre, çocuk yaşta evlenen kızların %72si kendi rızaları olmadan, %30u ise kocalarını daha önce hiç görmeden evlenmektedir. Bu, hayatlarıyla ilgili kontrolü kaybetme, diğerlerine güven hissini yitirme ve sonuç olarak da öğrenilmiş çaresizlik hislerini beraberinde getirmektedir. Bu durum, zaman içerisinde bu kız çocuklarında sosyal uyum zorlukları ve özgüven eksikliğine sebep olmaktadır. Erken yaşta evlenen kız çocuğun hem kendi ebeveynleriyle, hem de evlendiği kişiyle ilgili hissettiği değersizlik hisleri, anne olduğunda çocuklarına da aktarılmaktadır.

Çocukları üzerinde yasal haklara bile sahip olmayan bu anneler, çocuğuyla güvenli bir bağ kurmakta zorluk yaşamaktadırlar. Kendisine yapılan haksızlık için çocuğunu suçlayabilmekte ve ona karşı öfke besleyebilmektedir. Bunun yanı sıra gerek doğum sürecinde kendi yaşadığı fiziksel sorunlar, gerekse çocuğun muhtemel defektleri, annenin bakım verme, sıcaklık, güvenlik gibi temel işlevlerini yerine getirmesini zorlaştırır. Kendileri eğitim hayatından uzak kalan anneler, çocuklarını eğitmekte de zorluk yaşarlar.

Biz Türkiye’de çalışan Çift ve Aile Terapistleri ve EMDR Terapistleri olarak 12 ve 15 yaş aralığındaki ergen çocukların, dışarıdan bakıldığında, olgun ve ne istediğinin farkında bağımsız bireyler gibi görünmelerine rağmen, beyin gelişimi ve duygusal yeterlilik açısından gelişimlerini tamamlamamış olmaları sebebiyle rızalarının değerlendirilmesinin çok zor olduğunu düşünmekteyiz. Ergenin kendini ifade ederken birçok zaman önceliği, ailesini zor durumda bırakmamak, ya da onlar tarafından kötü muamele görmemek olabilir. Bu sebeplerle, 12 -15 yaşları arasındaki bir çocuğun rızası aile ve toplum baskısından bağımsız olarak ölçmek mümkün değildir.

Biz Türkiye’de çalışan Çift ve Aile Terapistleri ve EMDR Terapistleri olarak, yasa tasarısıyla 18 yaşından küçük çocukların evlenmesine yasak getiriliyor olmasına ve bu sayede çocuk yaşta evlendirmelerin önü kapanıyor olmasına rağmen, bugüne kadar işlenen cinsel istismar suçlarındaki mağdurları korumadığı ve bu suçların geçmişte affedilmesinin gelecek için de yumuşatıcı bir unsur olarak algılanabileceği düşüncesiyle bu önergeyi onaylamamakta, yasanın oylanmasının ertelenmesini ve bu mağduriyetin önlenmesi için bir çalışma yapılmasını öneriyoruz.

Bu anlamda, Adalet Bakanlığı’nın varolan yasanın olası etkilerini detaylandırarak ve bu konuyu sadece adli bir vaka gibi görmeyip, ASPB uzmanlarının himayesinde her açıdan özenle ve toplumsal vicdanı rahatlatacak şekilde, raporlanarak, uzmanlardan, üniversite ve derneklerden, sivil toplum kuruluşlarından da yararlanarak ele almasının önemini vurgulamak isteriz. Bu anlamda üniversite bağlantılarımızla birlikte her türlü araştırma projesine destek vermek isteriz.

Çift ve Aile Terapileri Derneği ve EMDR Derneği olarak, cinsel istismara uğramış kadınlarla, onların çocuklarıyla ve cinsel istismar suçundan mahkûm olmuş erkeklerle psikoterapi çalışmaları yapmak, çocukları, ergenleri ve ailelerini sağlıklı ilişkilerle ilgili eğitmek, cinsel istismarı önleme programları yürütmek, evlilik öncesi danışmanlık yapmak gibi konularda MEB, Sağlık Bakanlığı, ASPB ve Adalet Bakanlığı ile işbirliği içinde çalışmalar yapabileceğimizi belirtmek isteriz.

Son olarak, tüm bu bilgiler çerçevesinde, Adalet Bakanlığı hiçbir kesimi daha fazla mağdur etmeyecek bir çözümü getirebilirse, bu çözümü desteklemeye hazır olduğumuzu belirtmek isteriz.

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMUNUZ VAR MI?

avatar
Araç çubuğuna atla