Ilko
Ilko

Tıbbi cihaz alımlarında yerli katsayısı artacak

  |   Kategori: Kongreler, Medyada Sağlık Haberleri

tibbi_tedarik_3II. Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetimi Kongresi, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp GÜMÜŞ, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet ERDÖL ve Sağlık Bakanlığı, Üniversiteler, SGK, KİK ve ilgili STK temsilcilerinin katılımıyla açıldı. Açılış Konuşmasında; Şehir hastaneleri ve yenilenen tüm kamu hastanelerin tıbbi cihaz alımlarında yerli firmaları destekleyici çalışmalar yapıldığına değinen Prof. Dr. Eyüp Gümüş,  bu çalışmalar doğrultusunda tıbbi cihaz alımlarında yerli katsayısının artacağını vurguladı.

Kongreye 1000 kadar Sağlık Yöneticisi, 150 kadar medikal sektör temsilcisi katıldı. 7 Aralık 2016 tarihinde Ortak Akıl toplantısıyla başlayan kongre 10 Aralık Cumartesi günü başarıyla tamamlandı. Bu sürede 11 panel, 2 kurs, 2 çalıştay, 1 ortak akıl toplantısı yapılarak Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetiminin tüm yönleri masaya yatırılmış oldu.

1. Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetimi Kongresi’nin açılışı, 8-10 Aralık tarihleri arasında, Antalya’da Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş’ün katılımı ile gerçekleşti. Satur ve EKSPOTURK’ün organizasyonu ile yapılan II. Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetimi Kongresi’nin açılışında konuşan ve sağlık hizmetinde fiziksel yapı, insan gücü ve malzemeler olmak üzere üç kriter olduğunu belirten Prof. Dr. Gümüş, tıbbi cihaz tedarik zincirinden şehir hastanelerine, sağlıkta yerlileşmeden sağlık turizmine kadar birçok konuya değindi.

Çok sayıda hastanenin yenilenmesinin gündemde olduğunu belirten Gümüş, bu yenilenme sürecinde hastanelere alınacak medikal ürünlerde yerli firmaların ürünlerinin desteklenmesi konusunda çalışmalar yapıldığına değindi. Sağlık turizmi konusunda da çalışmaların olduğuna değinen Gümüş, ülkeye 2023 yılında 2 milyon uluslararası hastanın gelmesinin hedeflendiğini belirtti.

4-5 yıl önce OHSAD kongresinde tıbbi tedarik zinciri konusunda bir toplantı yapılması fikrinden bahsederek kongrenin nasıl hayat bulduğuna değinen Üniversite Hastaneleri Birliği (UHB) Genel Sekreteri Doç. Dr. Haluk Özsarı, “Tıbbi tedarik zinciri yönetimi konusunda deneyimlerin paylaşıldığı bu kongrede kamu, özel ve akademik camiayı, yani bu işin üç sacayağını birlikte görüyoruz” dedi.

Kongre Başkanı ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl ise, “İnanıyorum ki burada Sağlık Bakanlığı’nın, SGK’nın, Üniversite Hastaneleri Birliğinin, özel sektörün, üniversitelerin, kamu temsilcilerinin yer aldığı bu kongre, çok önemli kararlarla kendini belli edecek. Bir sonraki kongre için çok önemli bir hazırlık safhası oluşturacaktır” şeklinde konuştu.

Şehir Hastanelerinde Tıbbi Tedarik Yönetimi Ortak Akıl Toplantısı düzenlendi

Uluslararası katılımlı II. Tıbbi Tedarik Zinciri Kongresi çerçevesinde, sektörün ileri gelenlerinin katılımı ile Şehir Hastanelerinde Tıbbi Tedarik Yönetimi Ortak Akıl Toplantısı düzenlendi. Toplantının gündemini “Şehir Hastaneleri Yönetim Modeli Önerileri ve Finansal Sürdürülebilirlik”; “Şehir Hastanelerinde Tedarik Zinciri Yönetimi”; “Tıbbi Tedarik sektörü Değerlendirmesi ve Yerelleştirme Yol Haritası”; “Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetim Modeli Önerileri” ve “Kamu Hastaneleri Tedarik Zinciri Yönetimi Projeleri” konuları oluşturdu. Moderatörlüğünü Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci’nin yaptığı Ortak Akıl Toplantısının sonuçları Kongrenin birinci günü gerçekleşen Şehir Hastanelerinde Tıbbi Tedarik Zinciri Uygulamaları oturumunda paylaşıldı.

Gerek şehir hastaneleri gerekse genel sekreterlikler olsun, hepsinin tedarik zincirinin benzer modellerle yönetilmesi gerektiğini düşündüğünü söyleyen Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, toplantıda şehir hastanelerinde tedarik zinciri yönetimi konusunun yanında tıbbi tedarik sektöre değerlendirmesi ve yerelleşme yol haritası, tıbbi tedarik zinciri yönetimi model önerileri, kamu hastaneleri tıbbi tedarik zinciri yönetim projeleri gibi konuların da gündeme geldiğini belirtti.

Sektörün merak ettiği tüm konular kongrede gündeme taşındı

Kamu, özel sektör, üniversite hastanelerinin yetkilileri ve medikal sektör üretici firmaların katılımı ile gerçekleşen ve II. Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetimi Kongresinde gerçekleşen oturumlar da katılımcıların hayli ilgisini çekti. Oturumlar Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş, Kongre Başkanı ve SBÜ Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl, S.B. Müsteşar Yard. Dr. Şuayip Birinci, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, TKHK Başkan Yrd. Abdulvahit Sözüer, S.B. Müsteşar Yardımcısı Hüseyin Çelik ve İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kemal Memişoğlu, Müsteşar yard. Prof. Dr. Fatma MERİÇ Yılmaz, S.B. Bilgi Sistemleri Genel Müdürü Dr. Mahir Ülgü, TİTCK Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz gibi isimlerin moderatörlüğünde gerçekleşti.

  • Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetim Süreçleri ve Uygulama Modelleri;
  • Şehir Hastanelerinde Tıbbi Tedarik Zinciri Uygulamaları;
  • Üniversite Hastanelerinin İşletme Sorunlarında Tıbbi Tedarik Boyutu;
  • Tıbbi Tedarikte Etkin Finans Yönetimi;
  • Tıbbi Tedarikte Mevzuat Uygulamaları ve Yeni Öneriler;
  • Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu (TKHK) Uygulamaları;
  • Tıbbi Tedarikte Yeni Trendler ve Dönüşümler;
  • Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) Uygulamaları;
  • Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetiminde IT Çözümleri;
  • Tıbbi Tedarikte Yerelleştirme Politikaları ve AR-GE (Yerli Üretimin Geliştirilmesi)

Sağlık hizmetinde üç kritik ayağımız var…

Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş’ün konuşması…

Bunlardan biri tesisler, fiziki yapılar, ikincisi yetişmiş ve kaliteli insan gücü, üçüncüsü de malzemeler. Elimizde malzeme olacak ki hastayı tedavi edelim, iş yapalım. Neler bunlar? İlaçlar, aşılar, tıbbi sarflar ve nitelikli yüksek teknolojik tıbbi cihazlar… Tüm bunlarla birlikte yetişmiş insan, tecrübeli de bir sağlık personeli iseniz kaliteli iş yaparsınız. Bu bakımdan bu üçlü saç ayağını bakanlığımız sağlıkta dönüşümle beraber planlayarak 14 yıldır belirli bir noktaya getirmiştir.

Bugün fiziki yapılar noktasında şehir hastanelerimiz hizmete girmeye başlıyor…

Önümüzdeki ay sonu itibari ile inşallah Mersin şehir hastanemiz ile başlayacak olan serüven bundan sonraki süreçte 23 hastanenin hızlı bir şekilde 2017-18’li yıllarda açılmasını sağlayarak devam edecek.

Şu anda Mersin’de kabul komisyonlarımız çalışıyor. Hastaneyi teslim noktasında teknik ekiplerimiz çalışıyor. Sonrasında kesin kabul yaparak inşallah Sayın Cumhurbaşkanımızın da katılımı ile yapılacak bir açılış zincirleri devam edecek.

Tabi birçok hastanelerimiz, şehir hastanelerimiz dışında Sağlık Bakanlığımızın yaptığı hastaneler, TOKİ işbirliği ile yapmış olduğumuz hastaneler var. Baktığımızda tüm illerimizdeki, ilçelerimizdeki fiziki yapıların 2019’a kadar tamamen yenilenmesi söz konusu olacak. Dünyada bu kadar yoğun olarak hastane yenileyen başka ülke yok. Hem PPP hastaneleri kendi yapıyor, 70-80 yıldır yenilenmeyen 50 yıllık hastanelerimiz var. Bunların hepsinin yenilerle revizyonu gerekecek.

Teknik, fiziki alt yapının güçlü olması sağlık hizmet sunumunda önemli bir göstergedir…

Biz yıllardır eski hastanelerle çalıştık, inşallah yeni sağlık teşkilatımız, personelimiz, hekimlerimiz yeni fiziki mekanlarda daha rahat hem hastalarımız hem kendileri için daha iyi hizmet alanları bulurlar.

Bu hastaneler yapılırken bir düşünce ortaya çıktı. Bu kadar hastane yaptık bunun içine tıbbi cihaz alacağız. Bir fırsat olsun Türkiye’de en azından bundan sonraki süreçte tıbbi cihazlarımızda, sarflarımızda yerli katsayısını artıralım, sağlık endüstrilerini geliştirelim konsepti ortaya çıktı.

Şehir hastanelerinin aslında artı değer olarak bir katma değeri bu konseptin ortaya çıkması oldu… Yüksek hacimli malzeme alacağız, bunları da etkin bir şekilde alalım. 2015 yılının aralık ayında Sağlık Endüstrilerini Yönlendirme Kurulu kuruldu. Bu kurul önümüzdeki haftalarda birinci yılını dolduracak. Tabi ki şehir hastanelerin ilk etapta 4-5’ini kaçırmış olabiliyoruz. Açılışa geçtikleri için tıbbi cihazları ve malzemeleri bizim bu SEYK kararları dışında alabildiler ama bundan sonraki süreçte hem bizim yaptıklarımız hem de PPP hastanelerinin tıbbi cihazlarının bu kararlar çerçevesinde alınmasını da sağlamayı hedefliyoruz.

İkinci konu olarak insan gücü…

Sağlık insan gücü Türkiye’de son 14 yılda ciddi bir şekilde artış göstermiştir. Bu yeni açılan hastaneler, aile hekimliği sistemimiz ve bu mekanların artırılması, nicelikle birlikte niteliğin de artırılması insan gücü ile oluşuyor.

Bu gün ülkemizde Sağlık Bakanlığımız dahil toplam 140 bin hekim çalışıyor. Aile hekimliği sistemimizde yine 22 bin,  4 bin hekim daha verdik toplamda 26 bin hekim. Tabi bu hekimlerin bir kısmı tıpta uzmanlık sınavını kazanıp gidecek ama sonuçta 24 bin bandına ulaşır. Her yıl gelen hekim kadrolarımız var. Bundan sonra da artarak devam edecek. Yıllık 9 binlere kadar çıkıyor bu kadro. Bunların da Türkiye Cumhuriyetinin Sağlık Bakanlığının koordinasyonunda sağlık hizmeti verme açısından arka planda ciddi bir insan gücü oluşmaya başladı. Şu anda 250 bin kamu hastaneleri kurumunda ebe-hemşire çalışıyor. Bunların da sayıları yeni tesislerle, alacağımız vizelerle birlikte  artacak. Geri plana baktığımızda ciddi bir şekilde yetişmiş insan gücümüz de oluşuyor. Burada da büyük bir başarı elde edildi.

Üçüncüsü de işte bu kongrenin de amacını oluşturan tıbbi malzemeler…

Bunlar biraz önce bahsetmiş olduğum aşı, sarf ve tıbbi cihazların koordinasyonu ve Türkiye’de üretilmesinin sağlanması. Baktığımızda bu alanda, bu sektörde ciddi bir şekilde ithal ürünler var. Tıbbi sarfa baktığımızda gerçekten sektörün sadece yüzde 20’sinde  yerli firmalarımız var. SGK’ya bakıyoruz yüzde 20 yerli yüzde 80 yabancı firmalardan sağlamış. Bizim bu meseleyi masaya yatırmamız gerekiyor. Yerli firmaların kapasitesi mi az, kalitesinde bir sorun mu var, az mı tercih ediliyor, hekimler bu malzemeyi istemiyor mu,  bunları tek tek masaya yatıracağız.

Yılda 5 milyara yakın tıbbi sarf malzemesi alıyoruz, cihaz değil… Bunun 2,5 milyarını yaklaşık kamu hastaneleri kurumu alıyor. Geri kalanın da üniversiteler ve özel sektör hastanelerimiz alıyor. Yıllık 5 milyonun üzerinde alım yapan malzemelere baktığımızda 100 kalem malzeme var. Aşağıya doğru inersek 5000 kalem var ama en büyük porsiyonlara baktığımızda 100 kalem sıralayabiliriz. Bunları tek tek inceleyelim. Buradaki kapasitelerimize bakalım.

Tabi ki yabancı ithal malzeme Türkiye de bulunsun, onların ticari olarak burada dolaşımı tabi ki söz konusu ama bugün 23 milyara yakın ilaç harcamamız var, 7 milyara yakın da tıbbi sarf ve cihaz alımları var. 30 milyara yakın bu tedarik zincirinde olan malzemeleri her yıl bu ülke tüketiyor. Bunun da baktığımızda yaklaşık olarak yüzde 60’ları da yabancı gibi gözüküyor.

Bütçesine baktığımızda 20 milyara yakın bir bedeli Dolar ya da Euro dediğimiz döviz karşılığı ithalatla alındığını da görüyoruz. Bugün bir vatandaşımız gitmiş 100 dolarını bozduruyor, ülkenin bu dövizdeki anormal çıkışlarına katkı sağlayalım diyor, diğer yandan Sağlık Bakanlığımız, Çalışma Bakanlığımız, Sosyal Güvenlik Bakanlığımız ithal ürünlere böyle bir volümde ağırlık söz konusu ki yerli sanayimiz de burada ayaklanmaya başlamış.

Biz ilaçta şunu söyledik: eğer ithal ürünün, biyobenzeri, biyoeşdeğeri varsa yüzde 50’nin üzerinde kapasiteye sahipse bu yerli firma, diyoruz ki bu yabancıya ithal ürün için siz de burada yerli bir fabrika kuracaksınız, sizi de geri ödemeye SGK alacak.

Bu 2,5 milyarlık potansiyele baktığımızda yaklaşık 700-800 milyonluk yerlileşme… İthal ürünün Türkiye’de fabrika kurarak yerlileşmesini, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) yoğun bir gayretle SGK ile birlikte sağlıyor. Tamam diyor o zaman ben geleyim Konya’ya fabrika kurayım, bu ilacı da burada üreteyim. Ne olacak: istihdam yapacak, mühendislerimiz çalışacak, tedarik zincirindeki bu algı gelişecek. İnsanlarımız da burada teknik anlamda, teknik bantlarda çalışacak. Bu işin bir algısı ortaya çıkmaya başlayacak. Sağlık cihazlarının da Türkiye’de üretim hamlesi ile yatırımcıların oraya bakış tarzı güçlenecek, cari açığımız azalacak. Dolar çıkarsa şu olur, borçlarımız var da demeyeceğiz. Burada uluslar arası firmalarla görüşerek işbirliği yapıyoruz aynısını neden tıbbi sarfta da yapmayalım.

Tıbbi sarfta ilk beş kalem: Vidalar, vs… Çoğu yerli, ortopedinin kullandığı, beyin cerrahisinin kullandığı ama bakıyoruz kateterler… Bir kısmı yerli, kardiyak cerrahide kardiyolojide kullandığımız bazı aparatlar yabancı ama yerlisi de yapmaya başlamış. Bunları masaya yatıralım. Bakıyorsunuz kalp kapaklarında yerli yok, yabancı… Onlarla oturup bir araya geleceğiz.

Bu 100 kalemle ilgili arkadaşlarımıza talimat verdik…

Firmalarla görüşün, kapasitelerini öğrenin, neden yüzde 25’tekalmış. İthal getiren firmayı çağıralım onunla da görüşelim. Türkiye’nin bu yolda yeni bir sayfa açması gerekiyor. Aynı sağlık hizmetinde memnuniyeti arttırdığımız basamaklar zinciri gibi sektörlerde de bizim arka planda bize lojistik sağlayan bu sektörlerde de bu ivmeyi kazandırmamız gerekiyor. Bunu tabi görüşerek, konuşarak, alım garantilerimizi devreye sokarak yapacağız. Ülkemizin ciddi alım gücü var. Ben bir firmadan örneğin protez cerrahisinde yılda 150 milyonluk SGK mal alıyorsa, kamu hastaneleri, -özel sektör ve üniversiteler hariç 200 diyelim- 80 bin tane protez alıyoruz, bu 100 binlere doğru gidiyor. Ben senden 5 yılda her sene 100 bin protez alacağım. Hem fiyatını hem de bu kapasiteyi geliştir dersek, bunlar sağlanabilir. Buralara doğru artık bu niş alanlara girmemiz gerekiyor ki bu sektör Türkiye’de belirli bir hacime, yüzde 50’nin üzerine ulaşsın.

Tabi burada şunları hep arayacağız, benim ekibim bu malzeme kalitesiz malzeme demeyecek, iyi malzeme üreteceğiz. Hem bizim ülkemize ve hem de komşu ülkelere ihracat yapacak potansiyelleri geliştirmemiz gerek. Firmaya da taahhütte bulunmamız gerekiyor. Senin malını iyi ve kaliteli ürettiğin sürece alacağız.

Bu kaliteye Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) nasıl bir damga vurur, bunun teknik detaylarına bakarız. Burada TÜBİTAK’ımız var TUSEB’imiz var. Yeni cihazların geliştirilmesini de sağlamalıyız.

Bu çerçevede yeni bir kanun hükmünde kararname ile özellikle Doğu ve Güneydoğu olmak üzere 23 il de cazibe merkezleri ilan edildi…

Cazibe merkezlerinde amaç istihdam ve ekonomik katkı sağlamak… Oraların da gelişmelerini aktive etmek… Cazibe merkezlerinde ekonomik birtakım teşvikler artırılıyor. Burada yatırım yapanların Kalkınma Bakanlığından veya bankasından çok düşük faizli krediler, faizsiz krediler gibi birtakım teşvikler paketi var. Bir taraftan da özellikle bu bölgelerde orta ve alt düzey olan teknolojilerde alım garantisi de gerekirse vererek ve iller arasında cazibe merkezlerine avantaj sağlayarak… Yani biz diyeceğiz ki efendim, İstanbul’da üretilenle Muş’ta üretilen arasında yüzde 15’lik artı değeri Muş lehine ihalelere koyacağız. Şu anda KİK başkanımız ile birlikte komisyonlar bunları çalışıyor. Amacımız oralarda da istihdam sağlayalım, oralarda da başta sağlık olmak üzere ekonomik bir gelişmişlik sağlayalım. Diğer bakanlıkların malzemelerinin de yine oralarda üretilmesi söz konusu olduğunda belirli bir gelişmişlik düzeyi sağlanabilir. Amacımız elimizde para var, güç var. Bunu ülkemizin her sathına doğru ve planlı bir şekilde yaymak.

Tabi ki çok üst düzey teknolojilerin bir aşı üretim gibi, üst düzey cihaz gibi ürünlerin oralarda üretilmesi söz konusu olamaz. Teknik ekip gidecek, orada kalacak, zor ama orta ve alt düzey teknolojilerde biz bu alım garantilerinin bir kısmını oraya kaydırarak , 23 ilde üretimi teşvik edici bir çalışmayı da sürdürüyoruz.

Bir diğer konu tedarikte… 

İlacın bir kısmını bahsettim. 23 milyarlık ilaç potansiyelimizin kutu bazında yerlilik oranı yüksek, ama değer bazında baktığımızda bizim ürettiğimiz nitelikli ilaçlar değil, biyoteknolojik, üst düzey teknolojik ilaçlar değil.  Özellikle biyoteknolojik ürünler teşvik ve alım garantileri ile birlikte yerli üretimi teşvik edecek politikaları da ilan edeceğiz.

Sağlık Bakanlığı neden bu işlerle uğraşıyor diyebilirsiniz. Ülke gerçeklerine baktığınızda en büyük alım yapan bakanlık biziz. Bu alımı yaparken de Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kalkınma, Maliye  ve diğer bakanlıklarla birlikte bu gücümüzü yerli sanayinin gelişmesinde de kullanmak zorundayız.

Her geçen gün eğer destek olmazsak yarışamayacak duruma gelebilir. Yarıştırabilecek hale getirmemiz gerekiyor. Bu bakımdan yeni alanların oluşmasında bakanlığımız bu sektörle bundan sonra daha yakın işbirliği yapacak.

Sizleri dinleyeceğiz…

Özellikle tıbbi sarf üretiminde 100 firmayı dinleyeceğiz, fabrikalarını, kapasitelerini göreceğiz. Nasıl bunu artırırsınız diyeceğiz ya da diyeceğiz ki yabancı firmaya yerli firma ile birlikte yap, sendeki know how ile beraber, onun fabrikasında üretin, fabrikasını büyütün, biz senden alalım. Bunların hepsini opsiyonel olarak değerlendiririz. Ve daha sonra diyeceğiz ki alım yapacağımız firmalar bunlardır. SGK ve Sağlık Bakanlığı, geri kalanını özel sektör alabilir. Bunları bu şekilde iyi bir değerlendirme platformuna getirmemiz gerekiyor. Tabi ki sektör sürekli gelişiyor, yeni yöntemler, tedaviler, teknolojiler, cihazlar gelişiyor. Bizim de buna ayak uydurmamız söz konusu.

Gelelim diğer bir sektöre…Aşılar…

Aşılar, bununla ilgili de ülkemizin yıllık aldığı aşılar var. Stratejik ürün ve yeni hastalıklar çıktığında bizim bu kabiliyetimizin de artması gerekiyor. Bununla ilgili de ön çalışmalar yapıldı ve bir noktaya gelindi. Aşıların yerli üretimi ve millileştirilmesi konusunda da yabancı ve yerli firmaların işbirliği konusunda belli çalışmalar bir noktaya geldi. Önümüzdeki günlerde gündeme alıp sonuçlandıracağız.

İlaç noktasında plazma ürünleri ile ilgili yoğun bir toplantılar zinciri yaptık. Plazma fraksinasyon ürünlerinin üretilmesi. Bu da 1 milyarın üzerinde bir bütçesi olan ve tamamen ithal olan ilaçlar.

Bununla ilgili SGK’ya ilgili kriterleri vererek gönderdik. SGK da çağrıya çıktı. Aralık son itibariyle, 14 firma buraya başvuruda bulundu. Türk Kızılayı’nın elde ettiği plazmanın bu firmalara verilmek kaydı ile ülkemizin kanında plazma fraksinasyon ürünlerinin Türkiye’de üretilmesi konusunda uzun dönem alım garantisi, SGK’nın yaptığı sözleşme ile 10 yıla yakın bir alım garantisi vererek tesis Türkiye’de kurulacak ve Türk Kızılayı’nın elinde bulunan plazma burada işlenerek özellikle cerrahide kullandığımız Plazma fraksinasyon ürünleri veya kan hastalıklarında kullandığımız faktörlerin Türkiye’de üretilmesi sağlanacak. Bu da özellikle bir giriş açısından çok önemli bir ivme de kazandıracak. Belli bir açığımız olan, tamamen ithal olan bu ürünün Türkiye’de üretilmesi de sağlanmış olacak.

Tıbbi cihazlara geldiğimizde…

Tabi ki çok yoğun tıbbi cihaz tüketiyoruz. Yeni hastaneler açıyoruz. Eski hastanelerin tıbbi cihazları yenileniyor, onlar sürekli revize ediliyor. Bunların da değerlendirmesini yapıyoruz.

5 tane tıbbi cihazın yerlileştirilmesi konusunda çalışmaları tamamlama noktasına geldik. Bunların birincisi MR, ikincisi tomografi, üçüncüsü monitörler, dördüncüsü dijital röntgen, beşincisi ultrasonografi, dopler ve diğer…

Bu beş kalem bizim yoğun almış olduğumuz tıbbi cihazlar. Tabi şehir hastanelerinin volümleri var, bizim hastanelerin volümleri var, revizyon var. Baktığımızda 4 yılda 5-6 milyara yakın tıbbi cihazı da alıyoruz. Bundan sonra da onun 7 senede bir revizyonları söz konusu, hem bakım hem üretimleri açısından bu tibbı cihazların yerli bir partner ile, yıllara sari yerlilik oranlarını bildirmek kaydı ile, bunu da Türkiye’deki KOBİ’lerde ve yerel firmalarla yapmak kaydı ile Türkiye’de üretimi noktasında, karşılığında biz de ona diyeceğiz ki,  alım garantisi veriyoruz, ürettiğin malın şu kadarını her sene alacağız. Yani artık hastanelere ihale yaparken bir tane ihale yapacağız, fiyatı belli olacak, hep oradan malı çekeceksiniz.

Bu cihazların belli kısımlarda yıllara sari oranları artarak üretilmeleri de sağlanmış olacak…

Biz bunları yapmak durumundayız aksi taktirde bir ülke dese ki ben sana aşı vermiyorum, bu cihazları vermiyorum, dese ne yapacağız. Bizim bu kabiliyetlerimizin gelişmesi gerek. İnsan gücümüz var, teknik insan gücümüz var. Bunların bir kısmı yurt dışına çalışıyor.

ABD’de, Avrupa’da 5 bine yakın, teknik, tıbbi, doktor ve doktor dışı hizmet sektörüne çalışan insan gücümüz var. Bizim de bu alanlara girmemiz gerekiyor. Biz önde sağlık hizmeti verirken, ameliyat, tedavi için koştururken arka planda, lojistikte bu sektörlerin güçlü bir şekilde bize destek veya bizim vereceğimiz feedback’leri hemen hayata geçirecek kabiliyetlerinin olması gerekiyor. Bu da parayla, alımla, destekle oluyor. Bizim de bunu sağlamamız, en azından ön ayak olmamız gerekiyor.

Tüm bunlarla birlikte tıbbi cihazlarda önümüzdeki yıl itibari ile firmalar belli olacak ve yerel partneri, kimlerle yapacaklar, nasıl üretecekler, hangi parçalarının üretilmesi konusunda da çalışmayı, ilaç tıbbi cihaz kurumumuzun da, yine burada SEYK’de ve diğer bakanlıklarımızın temsilcileri de var, birlikte gerçekleştireceğiz.

Değerli katılımcılar işte bütün bu vizyonda yereldeki tüm tesislerimizde aynı vizyonun devam etmesi söz konusu olacak. Hekimlerimiz bir malzeme istiyor, bunun da detayına bakmamız gerekiyor, bunu illa ki neden istiyorsun, biz bunları da oturup küçük gruplarla, derneklerle konuşarak herkesi dinleyeceğiz, işin tüm paydaşlarını da dinlememiz lazım. Akabinde de kararlarımızı vererek yolumuza devam etmemiz gerek.

Tüm bunların beraberinde Sayın Bakanlığımızın başkanlığında bir koordinasyon, sağlıkta ikinci fazı tartışıyor…

İkinci dönem. Artık birinci dönemde ulaşılabilirlik, memnuniyet sağlandı. Sağlık göstergelerinde ciddi iyileştirmeler sağlandı. Bundan sonraki fazda hem bu göstergelerin stabil olan, plato çizen göstergelerin iyileştirilmesi, bununla birlikte sağlık sektöründeki bazı sorunların giderilmesi, bahsetmiş olduğum sağlık endüstrilerinin Türkiye’de geliştirmesi ve Sağlık Turizminin Türkiye’de geliştirilmesi… Artık bu ülkenin sağlıktan girdileri olacak duruma geliyor ülke. Bu kadar özel sektör ve üniversite hastanelerimizle birlikte kaliteli sağlık hizmeti veren, ucuz ve kaliteli hizmet veren ülkelerden hemen hemen bir numaradayız. Bu kadar uygun ücretlerle sağlık hizmeti veren başka ülke yok. Etrafımıza baktığımızda 4 milyara yakın bir ciddi nüfus potansiyelinden 1 milyarı bizim etrafımızda bulunuyor. Yaklaşık 4 saatlik uçuş mesafesinde.  Bununla ilgili de 2017 yılının başında sağlık turizmi konseptini de entegre edeceğiz bu işe… Bununla ilgili Sağlık Bakanlığımızın Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, komisyonlar marifeti ile çalışıyor. Öncelikle biz fiyatlarımızı belirleyeceğiz. Kamu hastanelerinin fiyatı bunlar, özel sektörümüzün fiyatı bunlar, üniversite hastanelerimizin fiyatı bunlar.

Bu fiyatlara göre diyeceğiz ki biz organ nakli yaparız, şu ameliyatları yaparız. 30’a yakın hedef ülke var. Hepsine gideceğiz. Arkadaşlarımız bunun ön görüşmelerini sağlıyorlar. Burada giderken sektörle gideceğiz. Burada tedarik zincirinden de sektör olacak. Özel hastanelerimiz olacak.

Birçok ülke hastalıklarının bir kısmını başka bir ülkede taşeron kullanarak yaptırıyor. Diyor ki organ naklinde ekibim az Almanya’ya göndereyim orada yaptırayım diyor. Bizim buralara girmemiz gerekiyor ama bu yerlerde eksiklerimizi tamamlayarak girmemiz gerekiyor. X hastane fiyat veriyor Y hastanesinin fiyatının ne olduğu belli değil. Öyle bir sektör olmaz. Fiyatlarımızı ortaya koyacağız. Sağlık Bakanlığı da onaylayacak. Datalarımızı, kitapçığımızı da alacağız yanımıza, bizim 150 tesisimiz bunlardır, bunları da akredite edeceğiz, fiyatları da bunlardır, oradaki hekimleri de akredite edeceğiz

2017 yılının ilk aylarında o ülkelerle işbirliğine başlayacağız. O ülkenin kendi gönderdiği hastalar var, sigorta şirketlerinin gönderdikleri hastalar var, aracı kurumlar var. Tüm bunları da oturup değerlendireceğiz. Burada ülkemizin bu potansiyelini de artırmamız gerekiyor.

Bu yılın sonuna arkadaşlara talimat verdim, fiyatları ortaya koyalım, mevzuatımızı yayınlayalım ve kalite akreditasyon kriterlerimizi yayınlayalım. Kim ne yapacağını öğrensin, hangi hastane bu işi yapacak. Neleri bulunduracak, bir kere ofis olacak, yeterli personel olacak… Tüm bunları gidelim, yerinde değerlendirip, bu kapasitelerini onaylayalım ve daha sonra da bu yüzümüzü dünyaya açalım. Öncelikle tabi komşulardan başlayarak bu ülkeye 2023 hedefinde 2 milyon uluslar arası hastanın gelmesini sağlamamız gerek, şu anda 5 binler civarında. Eğer bunu sağlarsak bu ülke önemli bir girdi kazanır. Tabi ki bu, bu sektörün gelişmesinde kullanılır.

Tabi sağlık harcamaları her yıl artıyor, bu harcamalara girdi de sağlamamız gerekiyor…

Bizim en büyük girdimiz burada uluslar arası hastaya bakmak olacak. Ama anormal ücretlerle değil, makul ücretlerle bu işe girmemiz gerekiyor. Bu ülkenin sağlığının geleceğinin aslında uluslar arası hasta hizmetlerinden geçtiğini ifade edeyim. Çünkü biz yerel, kendi insanımıza zaten sübvansiyonla bakıyoruz.

Devlet sübvanse ediyor, ülkenin ciddi desteği ile bu işler yapılıyor. Genel sekreterliğimiz sağlık turizminden veya uluslar arası hasta demek daha doğru- , sağlık hizmetlerinden bir gelir elde etti. O geliri de şu andaki gelirlerine ilaveten başta o işi yapan hekimlerimize, sağlık personelimize ve o işi örgütleyen, emek veren kişilere ilaveten döner sermaye olarak da verelim. Artı olarak alsınlar. Örneğin bir hekim x lira alıyorsa artısını da sağlık uluslararası hasta hizmetleri geliri olarak ilaveten alsın ki bu işlerle de uğraşsın. Ama burada vatandaşımıza hizmeti aksatarak değil. Onları da organize ederek.

2017’den itibaren 2023’e kadar yoğun bir uluslar arası hasta hizmetlerinin Türkiye’de artışı da hedeflenmektedir. Bununla ilgili çalışmaları sektörle birlikte yapacağız.

Tüm bunları yaparken bizim koruyucu hizmetlerimizi her zaman dikkate almamız gerekiyor…

Sağlıklı insanlarla yol almamız, onları hastalandırmamamız  gerekiyor. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Kurumumuz, sağlıklı insanlar için hizmet edecek. Buraya bir bütçe ayıracağız, “Hastalanmadan vatandaşlarımızı nasıl uzun yaşatırız”ı da arka planda çalışmamız gerekiyor.  Yoksa hasta ile ilgili her şey var. Bir de hiç hastalanmamış, dışarıda sağlıklı gezen vatandaşlarımız, bizler diyelim bir gün hastalanacağız, bunları da hesaplamamız gerekiyor. Burada kronik hastalığa yakalanmadan o sağlıklı gruba da hizmet vermemiz, bütçe ayırmamız gerekiyor. Bunlarla ilgili aile hekimlerimize yeni dönemde şu talimatı da verdik.

Tüm vatandaşlarımıza sağlıklı yaşam merkezleri kuruyoruz. Her 30 bine veya 50 bine şu anda 1000 tane sağlıklı yaşam merkezi… Buralar aile hekimlerimizin lojistik alanları olsun… Onlar buradan hizmet alsınlar. Burada ne olacak. İşte fizyoterapist olsun, diyetisyen olsun, metabolik sendom analizi yapılsın, bodymax indekslerine bakılsın. Burada tüm vatandaşlarımızın check upları yapılsın. Sağlık göstergeleri nedir onlara bakalım. Risk hesaplamalarını yapalım.  Diyelim ki sen ileride, -tabiî ki burada aile öyküsü ile birlikte analiz hesapları var- İleride senin diyabet olma ihtimalin yüksek. Seni kontrol altına alıyoruz. Senin beslenmeni, aktivitelerini, alışkanlıklarını hesaplıyoruz. Sana yaşam koçluğu yapacağız.

Bu ülkenin bu da önemli bir yeni bir vizyonu olacak, yeni bir alan olacak. Hastalıkları konuşuyoruz ama hastalık potansiyeli olan sağlıklıları da hesaplamamız gerekiyor.

İlgili Aramalar: hastanede Tıbbi cihaz alımları, Ileti?im / biz ithalat / biz t?bbi cihazlar


Bir Yorum Yazın

 
 
 
 
 
 
 
 
Araç çubuğuna atla