
Türkiye’de ergenlik çağında olan yaklaşık 200 bin çocuğun skolyoz (omurga eğriliği), riski taşıdığını söyleyen Beyin, Sinir ve Omurga Cerrahisi uzmanı Prof. Dr. Gülşah Bademci, özellikle hızlı boy uzaması yaşayan çocuklarda skolyoz riskinin arttığına dikkat çekerek, aileleri ve eğitimcileri erken teşhis konusunda uyardı.
Yaşın ilerlemesiyle birlikte omurgada meydana gelen aşınmalar nedeniyle skolyoz oranının arttığını kaydeden Prof. Dr. Bademci, erişkinlerde bu oranın yüzde 5 ila 30 seviyelerine ulaşabildiğini söyledi. Ancak bu vakaların büyük bölümünün ameliyat gerektirmeyen hafif ve orta dereceli eğriliklerden oluştuğunu belirten Prof. Dr. Bademci, cerrahi müdahale gerektiren ağır skolyoz vakalarının tüm skolyozların yaklaşık yüzde 10’unu oluşturduğunu dile getirdi.
Çocuğunuzda skolyoz olduğunu nasıl anlarsınız? En önemli belirtileri ve tedavisi
Skolyozun özellikle ailesinde hastalık öyküsü bulunan kişilerde, ergenlik dönemindeki kız çocuklarında ve hızlı boy uzaması yaşayan çocuklarda daha sık görüldüğünün altını çizen Prof. Dr. Bademci, büyüme çağındaki çocukların düzenli olarak omurga kontrolünden geçirilmesinin önem taşıdığını kaydetti.
Doğumsal skolyozun anne karnında yapılan detaylı ultrason incelemeleriyle tespit edilebildiğini ifade eden Bademci, bu süreçte kadın hastalıkları ve doğum uzmanının deneyiminin büyük önem taşıdığını belirtti. Ancak doğum sonrası ve ergenlik döneminde ortaya çıkan, nedeni bilinmeyen skolyozun daha sık görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Bademci, bu nedenle yalnızca gebelik dönemindeki taramaların yeterli olmadığını, okul çağı boyunca da düzenli taramaların sürdürülmesi gerektiğini anlattı.
Tedavi sürecinin skolyozun derecesine göre planlandığına değinen Bademci, hafif derecedeki eğriliklerin takip ve egzersizle kontrol altında tutulabileceğini, ilerleme riski taşıyan hastalarda kişiye özel korse tedavisinin uygulanabileceğini ifade etti. İleri derecedeki eğriliklerde ise cerrahi yöntemlerle omurganın düzeltilebildiğini ve hastaların normal yaşamlarına dönebildiği bilgisini verdi.
Ailelere de önemli uyarılarda bulunan Prof. Dr. Gülşah Bademci, çocukların otururken, ayakta dururken ve hareket halindeyken dikkatle gözlemlenmesi gerektiğini söyledi. Bir omzun diğerinden daha yukarıda olması, kürek kemiklerinden birinin belirgin şekilde çıkıntı oluşturması, öne eğilme sırasında sırtta asimetrik kabarıklık görülmesi, pelvisin bir tarafının daha yüksek olması ve yürürken omurganın öne ya da yana eğik görünmesinin skolyoz açısından değerlendirilmesi gereken belirtiler olduğunu vurguladı.
Skolyozun en sık 10-18 yaş arasındaki büyüme döneminde fark edildiğini belirten Bademci, özellikle ergenlikte hızlı boy atan çocuklarda omurga eğriliğinin daha belirgin hale gelebildiğini aktardı. Bu nedenle okul çağındaki çocukların düzenli olarak gözlemlenmesi ve muayene edilmesinin önemine işaret etti.
Skolyozun yalnızca fiziksel bir sağlık sorunu olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Bademci, omurgasında eğrilik bulunan çocukların özgüven kaybı ve psikolojik sorunlar yaşayabileceğini, bunun okul ve sınav başarısını da olumsuz etkileyebileceğini ifade etti. Ergenlik döneminde beden görünümüne ilişkin kaygıların artabileceğine dikkat çeken Bademci, erken tanı, doğru tedavi yaklaşımı ile aile ve öğretmen desteğinin çocukların sosyal yaşamlarını, okul aktivitelerini ve spor hayatlarını sürdürebilmeleri açısından büyük önem taşıdığını kaydetti.
Prof. Dr. Gülşah Bademci, skolyozun genetik yatkınlık nedeniyle önlenebilir bir hastalık olmadığını ancak erken tanı ve uygun tedaviyle yönetilebilen ve düzeltilebilen bir sağlık sorunu olduğunu sözlerine ekledi.
Türkiye’nin skolyoz tedavisinde önemli bir konuma ulaştığına dikkat çeken Bademci, ortopedi, beyin cerrahisi ve fizik tedavi alanlarında görev yapan uzmanlar, teknik donanımı yüksek sağlık merkezleri ve okul taramaları sayesinde Türkiye’nin uluslararası düzeyde de hasta kabul eden bir sağlık çekim merkezi haline geldiğini vurguladı.
YAZIYI PAYLAŞ
YORUMUNUZ VAR MI?