Türkiye’de 1,5 milyon sedef hastası var ve hastalar toplumdan dışlanabiliyor

26 Ekim 2015   |    12 Kasım 2017    |   Kategori: Cilt Sağlığı, Sedef Hastalığı Print

depresyon-kadin-mutsuz-doktorSedef, insanların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen hastalıklar arasında ikinci sırada yer alıyor ve Dünya nüfusunun %3’de görülüyor. Sedef hastalığı sadece deriyi etkileyen bir hastalık değil. Şiddetli sedef türleri derinin yanı sıra eklemleri de etkileyebiliyor ancak sedef türlerinin %80’i merhemlerle kontrol altına alınabiliyor. 26-30 Ekim Dünya Sedef Hastalığı (Psöriasis) Farkındalık Haftası nedeniyle görüş belirten İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güzin Özarmağan, sedefin tekrarlayan bir hastalık olduğunu ve sedef lezyonlarının hastaların sosyal hayatını etkileyerek yaşam kalitesini düşürebildiğinin altını çizdi.

Hastalığın kadın ve erkek nüfusta aynı oranda görüldüğünü belirten Prof. Dr. Güzin Özarmağan şöyle devam etti: “Sedef kronik, şekil bozucu, hastayı engelli kılan ve tam olarak giderilemeyen bir hastalık. DSÖ geçtiğimiz yıl 67. Dünya Sağlık Toplantısı’nda sedef hastalığını“majör” sağlık sorunu olarak kabul etti. ABD’de yapılan bir araştırmanın verilerine göre sedef hastaların, sedef ve eşlik eden hastalıklarla birlikte yıllık sağlık harcamaları 11.369 dolar iken, sedef hastası olmayan, yani kontrol grubundaki kişilerin yıllık sağlık harcamalarının 3.427 dolar seviyesinde olduğu tespit edildi.

Sedef hastalığı (psoriasis) nedir? Belirtileri, nedenleri ve tedavisi

Bu da sedef hastalığının getirdiği maddi yükü gözler önüne seriyor. Görülme sıklığı ülkelere göre değişiyor. Amerika ve Kanada’da %4,6 ila %4,7 iken, ülkemizde benzer şekilde olduğu hesaplanıyor. Yani ülkemizde en az 1,5 milyon sedef hastası var ve bunların 15 bini kadarı şiddetli (ağır) sedef hastası”.

Sedef hastalığı insanları işlerinden edebiliyor!

Deri üzerinde oluşması nedeniyle, sedef hastalığının son derece görünür bir hastalık olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Güzin Özarmağan, şöyle dedi: “Lezyonlar deri üzerinde olduğunu için sedef, hastalarda görünüş bozukluğu yaratan bir hastalık. Bu nedenle de kişinin yaşam kalitesini düşürebiliyor. Özellikle görünür yerlerde oldukları zaman insanlar kendilerini toplumdan çekiyorlar, soyutluyorlar.

Bu sorunlara depresyon da eşlik edebiliyor. El ve ayaklarında lezyonları olan sedef hastaları işlerinden olabiliyorlar. Lezyonlar hastaların görünen yerlerinde olduğunda belirli meslek grupları tarafından da kabul edilmeyebiliyor. Bu ise hastanın yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürüyor”.

Egzamayla sedef hastalığını karıştırmayın!

Uzaktan bakıldığında egzamanın sedefe benzetilebileceğini belirten Prof. Dr. Güzin Özarmağan, iki hastalık arasındaki farkları şöyle özetledi: “Sedef hastalığı kırmızıdır. Kırmızı bir deri tabakası üzerindeki üst deri tabakası kepekler halinde sürekli dökülür. Sedef kızarıklık ve kepeklenme ile seyreden ve en çok da dirsek gibi sürekli temasa maruz kalan yerlerde ortaya çıkar. Sadece saçta da olabilir, sadece tırnakta da olabilir. Egzama gibi kaşıntısı ön planda değildir. Kaşıntısı bazı hastalarda ön planda olabilir ama sulanması yoktur. Egzamanın çok farklı görünümü vardır, yerleşme yerine ve seyrine göre egzamayı tedaviyle yok etmek mümkün olabilir ama sedef mutlaka tekrarlar.

O tekrarlamalar da kişiden kişiye değişen nedenlerle olabilir. Kimisinde strestir tetikleyici faktör, kimisinde bir takım ilaçlardır. Bazı kişilerde enfeksiyona bağlı tekrarlar, mevsimsel olarak olabilir. Şiddetli bir güneş yanığı sonrası olabilir. Bazı durumlarda da iyileşme gözükebilir. Güneş yanığı hastalığı tetikleyebilir ama kronikleşmiş bir sedef hastalığı sırasında yapılacak hafif hafif güneş banyoları da hastalığı iyileştirebilir”.

Sedefin görülmesi %25 oranında genetik faktörlere bağlı

Sedefin her iki cinste de eşit oranda göründüğünü vurgulayan Prof. Dr. Güzin Özarmağan, iki cinsiyet arasındaki tek farkın, hastalığın kadınlarda daha erken ortaya çıkması olduğunu vurguladı. Özarmağan genetik yatkınlığın önemli bir etkisi olduğunun altını çizerek “Sedef hastalarının birinci derece yakınlarında da yüzde 25 oranında sedefle ilgili hikâyelere rastlanıyor” dedi.“Ancak yine de sedef hastalığı genetiktir diyemeyiz. Tabi ki genetik faktörler var ama bir tane geni değil, çok fazla sayıda geni ilgilendiriyor.Bu nedenle gen tedavisi ile hastalığı yok etmek mümkün değil. Bu tip hastalıklara poligenetik diyoruz, yani tek bir gene bağlayamıyoruz”.

Sedef için nasıl tedaviler uygulanıyor?

Prof. Dr. Güzin Özarmağan sedef (psöriasis) tedavisi hakkında şunları anlattı:“Hastalığın yaygınlık derecesi belirli seviyenin üzerindeyse mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor. İleri derece sedef vakalarının merhemlerle değil, haplarla veya iğnelerle, yani sistemik tedaviyle kontrol altına alınması gerekiyor. Diğer taraftan, hastalık ileri seviyede olmasa da, bazı hafif sedef hastaları bile bunu çok ağır yaşayabiliyor.

Çok mutsuz olabiliyor ve hastanın yaşam kalitesi çok düşüyor. Tıbben hafif seyir gösteren bir sedef vakası bile hastalar için yaşamsal önem gösterebiliyor, yani mesela “topluma giremiyorum” diyor. Bu durumlarda da sistemik tedaviyi tercih edebiliyoruz. Diğer hafif vakalarda hastayı sadece merhemlerle tedavi ediyoruz ve ayrıca yaşam tarzını değiştirmesini, stresten uzak kalmasını ve güneş banyosu tavsiye ediyoruz. Sedefte tek bir tedavi şekli yok. Her hasta bireysel olarak değerlendirilmeli ve tedaviler ona göre verilmeli”.

YAZIYI PAYLAŞ

Araç çubuğuna atla