Türkiye’de her 7 kişiden birisi böbrek hastası ama farkındalık %5 bile değil!

11 Mart 2015 |   Kategori: İç Hastalıkları Print

bobrek-nefrolojiTürkiye’de kronik böbrek hastası olan kişi sayısı artmaya devam ediyor. Hipertansiyonlu ve diyabetli hasta sayısında yaşanan artış nedeniyle bu iki sorundan da kaynaklanan kronik böbrek hastalığı yükünde artış bekleniyor. Türk Nefroloji Derneği (TND) tarafından Türkiye genelinde yapılan araştırmaya göre her 7 kişiden 1’inin böbrek hastası ancak böbrek hastalığının farkında olanların oranı %5’yi bile bulmuyor. Bu durum ise özellikle ileri evre böbrek hasarı ve diyalizdeki hasta sayısının artmasına neden olabilecek bir risk faktörü olarak gösteriliyor.

Dünya Böbrek Günü nedeniyle İstanbul’da bir basın toplantısı düzenleyen Türk Nefroloji Derneği yönetim kurulu üyeleri Türkiye’de böbrek sağlığı ile ilgili yaşanan sorunları ve mevcut durum hakkında kapsamlı bilgiler verdiler. Tüm dünyada küresel bir salgın halini almış olan böbrek hastalıkları hakkında farkındalık yaratmak amacıyla düzenlenen toplantıda böbrek hastalıklarında erken tanının önemi, kronik böbrek hastalığı, böbrek hastalarının insan sağlığı ve ülke ekonomisine ağır yükü gibi konular ele alındı.

Böbrek yetmezliği dünya nüfusunun %10’unu etkileyen, sinsi seyreden bir hastalık; erken saptandığında önlenebilir ve ilerlemesi durdurabilinir bir hastalıktır. Toplumlardaki farkındalık oranı çok düşüktür. Gelişmiş toplumlarda bile farkındalık oranı %10’larda iken Türkiye’de bu oran %5’in altında kalmaktadır. Bu amaçla Türk Nefroloji Derneği tarafından yapılan iki tarama çalışmasında (Türkiye Kronik Böbrek Hastalığı Prevalans Çalışması -CREDIT ve Böbrek Sağlığı Otobüsü Projesi), hastalığın farkındalığı sırasıyla yüzde 2 ve 5,7 oranlarında bulunmuştur.

turgay-arinsoyKronik böbrek hastalığının Türkiye için çok önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ve bu konuda acil eylem planı oluşturulması gerektiğini söyleyen Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Turgay Arınsoy, şu bilgileri verdi: “Kronik böbrek hastalığı ülkemiz için çok ciddi bir ölüm nedenidir. Ancak bu hastalıkla ilgili farkındalık çok düşük seviyelerde. Oldukça sinsi elerleyen bir hastalık olan kronik böbrek hastalığı son aşamaya kadar belirti vermediği için pek çok hasta ileri evrede tanı alabiliyor. Dünyada böbrek hastası olanların %10 bu hastalığının farkında ama Türkiye’de bu oran çok düşük.”

Hipertansuyon ve obezite önemli bir risk faktörü
Hipertansiyon ve kalp hastalarının kronik böbrek hastalığına yakalanma riskinin yüksek olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Arınsoy, “Kalp ile böbrek doğru orantılıdır. Ayrıca diyabet, obezite ve hipertansiyon önemli risk faktörleri arasında sayılabilir. Kişi obez ise kronik böbrek yetmezliği oluşma riski çok daha fazladır. Risk grubunda olan bu hastalar doktora başvurup, kandaki kreatin değerini ölçtürerek böbrek fonksiyonlarının ne durumda olduğunu görebilirler” dedi.

Tuz ve ağrı kesiciler en önemli nedenler arasında 
siren-sezerTürkiye’de kişi başına tüketilen tuz miktarının normal değerlerin 3 katı olduğunu dile getiren Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Siren Sezer, “Özellikle kahvaltıda tüketilen peynir, zeytin, salam gibi gıdalarda çok ciddi miktarlarda tuz bulunuyor. Bu ürünleri mümkün olduğu kadar diyet ürünlerle değiştirmemiz gerekiyor. Böbrek sağlığı için tuz tüketimini mutlaka azaltmak gerekiyor. Avrupa’da tuz tüketimi çok düşük, Türkiye’de ise tuz ile ilgili alınacak çok yol var. Sofrada yediğimiz yemeklerdeki tuz oranını azaltarak, daha sağlıklı bir hayat sağlayabiliriz. Yine ülkemizde bilinçsiz kullanılan ağrı kesiciler böbrek sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Pek çok hastada böbrek hasarının gelişmesinin en önemli nedenlerinden birisini aşırı ve yanlış ağrı kesici kullanımı oluşturuyor” dedi.

Risk grubunda bulunan kişilerin daha sıkı takip edilmesi gerekiyor
Türkiye’de ileri evre kronik böbrek hastalığında yaşanan artışta risk grubunda olan kişilerin iyi takip edilmemesinin çok önemli bir rolü olduğunu belirten Türk Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Altun, özellikle ileri yaşta bulunan kişilerin mutlaka börek hastalığı açısından taranması gerektiğini söyledi.

bulent-altunBöbreklerde ileri yaşla birlikte önemli değişimler olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Altun, şu bilgileri verdi: “Yaşımız ilerledikçe böbreğin süzme kapasitesi azalıyor, vücudumuzdaki sıvı miktarı azalıyor, böbreğin kanlanması azalıyor, bu sebepler kronik böbrek yetmezliği hastalığına yol açabiliyor. Yaşlılarda böbrek yetmezliği daha fazla görülüyor. Yaşlılarda ortaya çıkan bu soruna olanak vermemek için sıvı alımlarına dikkat etmek gerekiyor. Bu nedenle yaşlı grup böbrek sağlığı açısından çok daha dikkatli olması gereken grup olarak karşımıza çıkıyor. Yine hipertansiyon ve diyabet hastaların böbrek hastalığı riski için düzenli kontrollerden geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz”


bobrek-logosu

Türkiye’de böbrek yetmezliği sıklığı artıyor!

Türkiye’de 2001 yılında milyon nüfus başına 314 olan son dönem böbrek yetmezlikli hasta sayısı yaklaşık 10 yıllık sürede 2,5 kattan fazla artarak günümüzde 800’ü aşmıştır. 2014 yılı sonu verilerine göre ülkemizde diyaliz uygulanan veya böbrek nakli yapılmış yaklaşık 65.000 hasta bulunmaktadır.

Erişkin nüfusta her evreden kronik böbrek hastası olma oranı %15.7’dir. Bu her 6-7 erişkinden birine denk gelmektedir. Oranları göz önünde canlandırmak için, Kızılay’dan Çankaya’ya giden bir otobüs düşünün; 100 yolcu aldıysa bunların 33 tanesinde hipertansiyon, yine 33’ünde obezite, 14’ünde şeker, 15’inde kronik böbrek hastalığı mevcut olacaktır. Böbrek yetmezliği sıklığının artışının en önemli nedeni, hastalığa yol açan iki önemli nedenden biri olan şeker hastalığının (diğeri hipertansiyon) tüm dünyada olduğu gibi bizde de artmasıdır.

Böbrek yetmezliğinin ciddi bir tedavi maliyeti var

Yüksek maliyetli diyaliz ve böbrek nakli tedavileri ile sağlık bütçesini ciddi olarak tehdit etmektedir. Halen tüm dünyada 2 milyonu aşkın kişi diyaliz ve böbrek nakli tedavileri ile yaşamını sürdürmektedir. Gelecekteki 10 yıl içinde bu sayının iki katına çıkması ve toplam tedavi maliyetinin 1,5 trilyon doları aşması beklenmektedir.

Diyalize ulaşabilme oranı dünyada adil dağılmamıştır ve iki milyon kişinin %90’ı gelişmiş ülkelerde olup diyalize girmektedir. Gelişmemiş bazı ülkelerde diyaliz merkezi ve makine sayıları yeterli olmadığı için hastalar kaybedilmektedir. Bu anlamda ülkemiz çok şanslıdır. Diyaliz merkezleri her bölgede kurulmuştur ve diyaliz makine sayısı yeterlidir. Tabi ki bu hizmetin bedeli ağırdır. Toplam sağlık bütçesinin yüzde 5’den fazlası diyaliz hastalarının tedavisi için harcanmaktadır. Yapılan tahminler, erken evre hastaların dahil edilmesiyle kronik böbrek hastalığının toplam maliyetinin sağlık bütçesinin yüzde 20’sine ulaştığını düşündürmektedir.

Türk toplumu çok tuz tüketiyor

Türk toplumunda tuz tüketimi oldukça fazladır. Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği tarafından 2008 yılında yapılan SALTurk çalışmasında erişkinlerde günlük tuz tüketimi 18 gram bulunmuştur. Aynı derneğin 2012 yılında yaptığı SALTurk2 çalışmasında ise muhtemelen 2012 yılı başında ekmekteki tuz miktarının düşürülmesine bağlı olarak günlük tuz tüketimi 14,8 gram saptanmıştır. Sağlık için almamız gereken tuz miktarı 6 gramı aşmamalıdır. Günlük tuz alımımızın üçte biri yediğimiz ekmekten, %40’ı ise yemek pişirilirken eklenen tuzdan gelmektedir. Günlük tuz alımı azalınca sadece hipertansiyon gelişimi değil, kalp hastalığı, felç, mide kanseri gibi birçok ek hastalığın riski de azalmaktadır. Unutmamak gerekir ki sadece tuz alımını azaltarak kan basıncımızı 2-8mmHg kadar düşme sağlayabiliriz.

Tuz alımını azaltmak için ilk olarak sofradan tuzluğu kaldırmamız gerekiyor. Türk usulu kahvaltı en önemli tuz tuzağıdır. Kahvaltıda tüketilen ekmek, zeytin ve peynirin tuzsuz olarak seçilmesi gerekmektedir. Yemeklerdeki tuz miktarının azaltılması; salatalara tuz konulmaması; sucuk, sosis gibi sakatat ve salamura gıda alımının azaltılması; hazır gıdalardan, cips türü yiyeceklerden sakınılması tuzsuz bir diyet için önemlidir.

Tuz bir tat duyusu uyaranıdır. Tuzlu tükettikçe dilimizin tuz duyarlılığı da azalır ve bir süre sonra tuzlu-çok tuzlu ayrımını yapamayabiliriz. Tuzsuz yeme alışkanlığı geliştirenlerde normal tuzlu bir diyeti bile tuzlu bulup yemek istemediklerini gözlemlemekteyiz. Tuzsuz diyet alışkanlığını geliştirmekte annelere çok iş düşmektedir. Bebekliğinden itibaren tuz ve şeker tüketmeyen çocukların erişkin yaşamda da tuzlu ve şekerli gıdalardan sakındıkları bilinmektedir. Çocukluğunda sofrada tuzun olmadığı, az tuzlu yemeğin piştiği evde büyüyenler erişkin yaşta da daha az tuz tüketecektir.

Türkiye’de her üç kişiden birisi hipertansiyon hastası

2012 yılında yapılan Hipertansiyon prevalans çalışmasında göre erişkin nüfusta kan basıncı yüksekliği oranı %30.3 bulundu. Araştırmada 30 yaş altında bu oran %5 iken 50-60 yaş arındakilerde %50, 70 yaşın üstünde ise %80’den fazla olduğu görüldü. Rakamların da ifade ettiği gibi hipertansiyon sıklığı yaş ilerledikçe artmaktadır. Çalışmanın dikkati çeken bir sonucu da hipertansiyonlu kişilerin yarısının bu hastalığın farkında olmadıklarıydı. Bu sonuç hipertansiyon gibi sık görülen bir hastalıkta bile toplumuzun duyarlılığının çok düşük olduğunu göstermektedir. Tedavi edilmeyen kan basıncı yüksekliği yıllar içinde kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği, bacak damar tıkanıklığı gibi ölümle sonuçlanabilinecek ciddi hastalıkların gelişimini hızlandırmaktadır. Bu nedenle 40 yaşın üstündeki herkese kan basıncını ölçtürmelerini önermekteyiz.

BÖBREK SAĞLIĞIMIZI NASIL KORURUZ?

1- Hareketimizi arttıralım, kilomuzu koruyalım
2- Kan şekerimizi kontrol edelim
3- Kan basıncımız ölçtürelim, yüksek ise uygun tedavi için hekimimize başvuralım
4- Sağlıklı beslenelim
5- Düzenli ve yeterli sıvı alımına dikkat edelim. En iyi sıvı sudur
6- Sigara içmeyelim
7- Rastgele ilaç kullanımından veya bitkisel ürünlerden uzak duralım
8 -Risk grubunda isek böbreklerimizi kontrol ettirelim.

KİMLERİN BÖBREKLERİNİ KONTROL EDİLMELİ?

Uluslarası sağlık kuruluşları bazı durumlarda hekimleri mutlaka böbrek fonksiyon testlerinin kontrol edilmesi konusunda uyarmaktadır. Türk Nefroloji Derneği olarak önerimiz aşağıdaki riskleriniz varsa mutlaka hekiminize başvurmanız ve kan ve idrar tetkiki ile böbrek fonksiyonlarınızı kontrol ettirmenizdir:

 Hipertansiyon hastalığı
 Şeker hastalığı
 Kalp hastalığı
 Aşırı kilolu olanlar
 60 yaşın üstünde olanlar
 Ailede bilinen böbrek hastalığı olanlar
 Böbrek taşı, sık idrar yolu iltihabı, prostat büyüklüğü gibi problemleri olanlar
 Böbreğe zarar verebilecek ilaç kullanmış olanlar
 Risk grubunu oluşturmaktadır.

BÖBREKLER DE YAŞLANIR 

40 yaşın üstünde böbrek fonksiyonu azalmaya başlar. Bu yaklaşık 40 yaşından itibaren yılda %1 gelmektedir. Çok tuz tüketme, kan basıncı yüksekliği, şeker, aşırı kilo başta, sağlıksız beslenme tarzı olmak üzere gelişebilecek ek risk faktörleri bu rezervin daha da hızlanarak tükenmesine neden olur.

BÖBREK HASTASI ÇOK AMA BÖBREK NAKLİ AZ

Türkiye’de 55.000 son dönem böbrek yetmezliği hastası var iken ve her yıl yaklaşık 10.000 yeni hasta havuza eklenirken, böbrek nakli olabilen hasta sayısı 2900’lerde kalmaktadır. 2014 yılı içinde vericisi olmadığı için kadavra havuzuna kayıtlı olan 20.000 hasta bulunmaktadır. Böbrek naklinin bu kadar az olmasının nedeni Türkiye’de kadavra böbrek sayısının çok yetersiz olmasıdır. Sağlık Bakanlığı kadavra nakilleri arttırmak amacıyla koordinasyon sitemi kurmuş, kadavra listelerini kendinde toplamış, her hastanede bir nakil koordinatörünün yetiştirilmesine önem vermiştir. Bu önlemler ile kadavra nakil sayısı bir miktar artsa da dünya oranlarının çok gerisinde kalmıştır. İspanya, Amerika Birleşik devletleri gibi ülkeler geliştirdikleri sağlık, iletişim sistemi ile milyon başına kadavra oranını yılda 40’a kadar çıkarmış iken Türkiye’de bu oran 2’de kalmıştır. Bu düzeye ulaşabilmek için toplumun da duyarlı olması gerekmektedir. Türkiye verilerine bakıldığında kadavra için aday bir hasta olduğunda aile onayı oranı %25- 30’dur. Diğer bir deyişle 3 uygun beyin ölümü gerçekleşmiş adayın sadece birinin organlarının alınabilmesi için aile onayı alınabilinmektedir. Aile onaylarının en yüksek olduğu iller İzmir ve Antalya’dır. Bu oranlar Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da %11’e kadar inebilmektedir.

NASIL SAĞLIKLI BESLENEBİLİRİZ?

Son yıllarda giderek artan fast food tarzı beslenme, donmuş besinler içerdikleri tuz, katkı maddeleri, doymuş yağlar çocukluk çağından itibaren kalp damar ve böbrek sağlığını tehdit etmektedir. Bir hamburger patates menüden alınan tuz miktarı 6 gramı bulabilmektedir. Bu rakam Dünya Sağlık Örgütünce bir günde alınabilinecek üst limit olarak tanımlanmıştır. Fast food tüketirken bile menüyü sağlıklı seçmek mümkün. Hamburgerimize sos eklemez isek, patates yerine salata, içecek olarak ise tuzsuz ayran tercihi yaparsak çok daha sağlıklı bir beslenme tarzı uygulamış oluruz.

Böbrek ve diğer organ sağlığını düşündüğümüzde en sağlıklı mutafın Akdeniz mutfağı olduğu bilinmektedir. Sebze ve meyvenin bol olduğu, balık, baklagiller ve zeytinyağı ağırlıklı, bol lif içeren ürünleri içeren bir diyet sürdürülmeklidir. Besinlerin gizli şeker yükü olarak bilinen glisemik indekslerine göre de tercih yapılmalıdır. Pirinç ve makarnayı kepekli seçmek, ekmek olarak çavdar ekmeği başta olmak üzere lifi bol ekmekleri tüketmek, şeker yerine bal kullanmak, patatesten sakınmak tüketiliyorsa kabuklu, soğuk ve haşlanmış tercih etmek gibi tercihlerde gıdalarımızı daha sağlıklı hale getirebiliriz. Unutmayın en sağlıklı beslenme evde pişmiş tencere yemeğidir.

MEYVE Mİ MEYVE SUYU MU?

Pratik olmak amacıyla çocuklarımıza daha kolay vitamin verdiğimizi düşünerek meyve suyu sıkmaktayız. Oysa meyve bütün olarak tüketildiğinde beraberinde lifte tüketilmektedir. Gıda alırken beraber tüketilen lif gıdadaki şekerin hızlı emilmesini engelleyerek, kan şekerini düşürür, bağırsak sağlığını düzeltir, kolesterolü düşürür. Bu nedenle elma, armut gibi meyveleri tercihen kabuklarıyla veya mandalina gibi olanları dışlarındaki beyaz lifler çıkarılmadan tüketilmelidir.

BÖBREK REZERVİ GENETİK MİRASLARIMIZDIR

Unutmamak lazım ki nasıl boy, saç rengi gibi bazı faktörler genetik ise böbrek rezervimiz de genetiktir. Ailesinde şeker ve tansiyon hastalığı olanlarda, prematüre doğanlarda doğum sırasında böbrek rezervinin daha düşük olma ihtimali yüksektir. Çok tuz tüketme, yoğun protein ile beslenme, kilo ve şeker gibi hastalıklar böbrek rezervinin erken tüketilmesine yol açar. Aileden kötü bir genetik miras ile doğursa bile sağlıklı yaşam felsefesine uygun bir hayat sürenler kendilerini böbrek ve kalp hastalıklarından koruyabilirler. Sağlıklı bir diyet, düzenli egzersiz, sigara ve alkolden uzak bir yaşam hastalık geliştirme riskini azaltır.

BÖBREK KORUYUCU BİR DİYET VAR MIDIR?

Böbrek için en sağlıklı diyet Akdeniz tipi beslenme tarzıdır. Liften zengin sebze ve meyvenin ağırlıkta olduğu, tuzlu ve şekerli gıdaları dışlayan, zeytinyağı ve balık ağırlıklı bir diyet sadece böbrek hastalığından değil tüm kalp ve damar sistemini, sindirim sistemini koru ve kanser riskini azaltır. Böbrek hastalığı riskini azaltmak ve böbrek yetmezliği tanısı aldıktan sonra alınması gereken önlem su alınımın arttırılmasıdır. En iyi içecek sudur. Günlük 1500-2000 cc sıvı alımı yeterlidir. Bu miktar gün içinde düzenli aralıklarla tüketilmelidir. İçilen sıvı miktarı sıcak havalarda, ağır egzersiz sonrası, ishal gibi hastalıklarda arttırılmalıdır. Yaşlı veya bilinç bozukluğu olan kişilerin çoğunlukla su içmeyi unuttukları gözlemlenmiştir. Bu nedenle bu hastaların su alımı konusunda sık uyarılmaları gerekmektedir.

Böbrek yetmezliği tanısı alan kişilerde günlük su alımını 1,5 litreden daha fazla artıranlarda böbrek fonksiyon kaybının yavaşladığı dikkati çekmiştir. Özellikle böbrek taşı olan hastaların gece yatarken büyük bir bardak su içmeleri gerekmektedir. Böylece gece boyunca vücudun susuz kalması önlenmekte ve taş oluşumu da engellenmektedir.

İDRAR TETKİKİ KALP SAĞLIĞI İLE İLGİLİ BİLGİ 

Böbrek hasarının ilk başladığının göstergesi idrar tetkikinde albumin kaçağının başladığını gösteren mikroalbuminüri saptanmasıdır. Özellikle kan basıncı yüksekliği veya şeker hastalığının böbreğe zarar verip vermediğini anlamak için bu test tarama ve takipte uygulanmaktadır. Mikroalbuminürisi olan hastalarda kalp hastalığı riski de artmıştır. Risk faktörlerinin düzeltilmesi ile mikroalbuminüri gerileyebilir. Kilo vermek, tuz alımını azaltmak, kan basıncı ve şeker kontrolü böbrek ve kalp hastalığı riskinde önemli düşüş sağlar.

GECE SIK İDRARA KALKIYORSAK…

Sağlıklı bir kişinin gece en fazla bir kez idrara kalkması doğal kabul edilebilir. Özellikle yatmadan önce sıvı tüketenler bir kez kalkabilir. Eğer birden fazla idrarınız geliyorsa bu başta böbrek yetmezliği olmak üzere mesane ve prostat büyüklüğü gibi hastalıkların önemli belirtisi olabilir. Böbrek yetmezliği sürecinde idrar konsantre edebilme yeteneği bozulur ve hasta gece sık idrara gittiğini fark eder. Bu hastalıkların dışında şeker kontrolü olmayan diyabetik hastalar, gece idrar sökücü bir ilaç alanlar, kalp yetmezliği olan kişiler de birden fazla idrara kalkabilirler.

TİTİZ ANNELER VE TİTİZ ÇOCUKLAR

Gençlerde gördüğümüz önemli bir problem de idrar tutma alışkanlığıdır. Bu çocuklar tuvaletlerin kirli olduğunu düşünerek okulda tüm gün tuvalete gitmeden idrarını tutmaktadır. Çocukların aileleri incelendiğinde çocuğunu annelerinin çok titiz olduğu ve tuvalet eğitimlerinin erken yaşta ve sert bir şekilde verildiği görülmektedir.
İdrar tutma alışkanlığı mesanede zamanla deformasyona sebep olmaktadır. Çocukluklarından itibaren idrar tutanlar erişkin yaşa geldiklerinde idrarı olduğu halde hissetmemeye başlarlar ve mesaneyi boşaltma problemi gelişebilir. Bu şekilde böbrek hasarı gelişen vakalara sık rastlamaktayız.

AİLEVİ AKDENİZ ATEŞİ’Nİ HAFİFE ALMAYIN

Türkiye’de diyaliz hastalarının %2’sinde nedenin Ailevi Akdeniz Ateşi olduğu görülmektedir. Ailevi Akdeniz Ateşi genetik bir hastalık olup, ataklarla gelen karın ağrısı, ateş, eklem ağrıları ile kendini göstermektedir. Sizde veya çocuğunuzda sebepsiz ateş, karın ağrısı, eklem ağrısı oluyor ise bu aralıklı olarak tekrarlıyor, bu nedenle başvurduğunuzda kanda iltihabı gösteren testler de bozukluk saptanıyorken, herhangi bir mikrobik durum yok ise bu hastalık olasılığı konusunda doktorunuzu uyarın. Karında hassasiyet, ateş kliniği sıklıkla apandisit ile karışabilir. Birçok Ailevi Akdeniz Ateşi hastası karın ağrısı ve ateş ile acile başvurur, apandisit iltihabından şüphelenilir, hatta ameliyat olur fakat apandisit olmadığı anlaşılır.  Genetik testler ile tanı konulsa da en önemli tanı şüphe ile başlar. Ailevi Akdeniz Ateşi hastalığından kuvvetle şüphelenilen bazı hastalarda tedaviden de tanıya gidilebilmektedir. Tedavi edilmediği takdirde amiloidoz adı verilen bir hastalık gelişmekte ve böbrek yetmezliğine yol açmaktadır.

TÜRKİYE BÖBREK HASTALIKLARI ÖNLEME VE KONTROL PROGRAMI

Sağlık Bakanlığına bağlı Türkiye Halk Sağlığı kurumu bünyesinde Dünya Sağlık Örgütünün desteği ile 2014-2017 yıllarını içeren böbrek yetmezliğini önleme programı başlatılmıştır. 2014 yılında böbrek yetmezliği ile ilgili sorunlar tespit edilmiş. Koruma, risk değerlendirme ve tedavi grupları oluşturulmuştur. Bu yıl ikinci bir toplantı ile hareket planı yapılacaktır. Bu program diyabet, kalp sağlığını koruma, tuz azaltma programları ile paralel yürüyecektir.

BİTKİSEL ÜRÜNLER VE BÖBREK

Son yıllarda hastalık tedavilerinde bitkisel ürünlere başvurulabildiği görülmektedir. Özellikler aktarlardan alınan ezme, kaynatmak, sıkmak gibi yöntemlerle hazırlanan bitkiler bezen tek bazen karışımlar halinde tüketilmektedir. Bu tip ürünleri tüketirken yararlı olabilecek kısımları dışında alerji yapabilecek veya diğer organlara zarar verebilecek maddeleri de tüketiyoruz. Vücudumuz daha önce karşılaşmadığı alerjenlerle maruz kalabiliyor ve hayatı tehdit eden reaksiyonlar gelişebiliyor.

Bitkisel ürünler genelde karaciğer ve böbreklerden temizlendiği için yan etkileri de çoğunlukla bu organlara bağlı testlerin bozulması ile tespit edilebiliniyor. Böbreklerden atılım sırasında böbrek boşaltım sisteminde ciddi alerjik reaksiyon ve buna bağlı akut böbrek yetmezliğine sık rastlayabiliyoruz. Hasar bazen geri dönüşümsüz olabiliyor ve hasta böbrek fonksiyonunu kaybedebiliyor. Ödem çözmek, böbrek taşı düşürmek, ağrıyı kesmek, öksürük azalmak gibi birçok derde çözüm getireceği iddia edilerek satılan bitkileri kullanmadan mutlaka hekiminizin onayını alınız.

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMUNUZ VAR MI?

avatar
Araç çubuğuna atla