Sertleşme sorunu (erektil disfonsiyon) nedir,belirtileri ve tedavisi

  |   Kategori: Cinsel Sorunlar

androloji-dernegi-toplantisi

Türkiye’de erkeklerin %34’ü sertleşme sorunu yaşıyor. 40 yaş üstü erkeklerde bu oran %69,2. Sorun yaşayan erkeklerin sadece %34’ü doktora danışıyor. Sertleşme sorunu, diyabet, hipertansiyon gibi pek çok ciddi hastalığın habercisi olabiliyor. Ağızda eriyen ve nane tadında bir ilaçla tedavi mümkün. Sertleşme sorununun nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında merak edilenleri uzmanları yanıtladı.

Türk Androloji Derneği, sertleşme sorunu (erektil disfonsiyon), Türk erkeklerinin tutumu ve yeni tedaviler ile ilgili güncel verileri ve araştırma sonuçlarını düzenlediği basın toplantısında kamuoyuyla paylaştı. Türk Androloji Derneği Onursal Başkanı Prof.Dr.Ateş Kadıoğlu, Türk Androloji Derneği Başkanı Prof.Dr.Ramazan Aşçı ve Türk Androloji Derneği Genel Sekreteri Prof.Dr. Selahittin Çayan’ın katıldığı basın toplantısında, Türk erkekleri bağlamında Türkiye’de cinsel hayatın kalitesi ve yaşanan sorunlar masaya yatırıldı. Türkiye’de erkeklerin önemli bir kısmının sertleşme sorunu yaşadığının belirtildiği toplantıda, yeni tedavi yöntemlerinin umut verdiği ifade edildi.

Erkeklerin bu konuda konuşmaktan çekindiği ve ilaç kullandıklarının bilinmesini istemediklerini belirten Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, “artık cüzdanda taşınacak kadar küçük paketlerde, ağızda eridiğinden suya bile gerek bırakmayan, hatta nane tadında bir ilaçla tedavi mümkün. Yeter ki erkekler sorunlarını saklamasın, bir doktordan yardım almaya gönüllü olsun” dedi.Bugün 40 yaş üstü erkeklerde sertleşme sorununun %69’un üzerinde olduğunu belirten Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, 2025 yılında Türkiye’de 11 milyona yakın erkeğin sertleşme sorunu yaşayacağının tahmin edildiğini söyledi.

Kısaca sertleşme sorunu (erektil disfonksiyon) nedir

androloji-dernegi-logoSertleşme sorunu tatmin edici bir cinsel aktivite için yeterince uzun sürecek bir ereksiyonu düzenli olarak sağlayamama ve/veya muhafaza edememe olarak tanımlanır. Neredeyse tüm erkekler zaman zaman ereksiyon sağlamada ve/veya muhafaza etmede zorlanabilirler. Öte yandan dünya genelindeki 20-75 yaş aralığındaki tüm erkeklerin %16’sı, yani tahminen 152 milyon erkeğin bu bağlamda tekrar eden sorunlar yaşadıkları düşünülüyor. Dünya genelinde sertleşme sorunu yaşayan erkek sayısının 2025 yılına gelindiğinde 322 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor.

Erektil disfonksiyon tanısı ve görülme sıklığı:

Erektil disfonksiyon (ED), başarılı bir cinsel ilişki için yeterli ereksiyonunun (sertleşmenin) sağlanamaması ve/veya sürdürülememesi durumunun süreklilik kazanması biçiminde tanımlanır. Erektil disfonksiyon, yapı olarak hastanın yaşamını tehdit etmemekle birlikte, fiziksel ve psikososyal sağlık üzerinde derin etkiler bırakmakta ve hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Erkek ve kadında görülen cinsel fonksiyon bozuklukları eşler arasında ilişkilerin bozulmasında önemli rol oynamaktadır. İlişkilerin bozulmasının çiftler, çocuklar ve toplum üzerinde önemli sonuçları vardır.

Erektil disfonksiyon tüm dünyada 150 milyondan fazla erkeği ve eşini etkileyen ciddi bir tıbbi sorundur. Beklenen yaşam süresinin artmasıyla birlikte ED sıklığının da artacağı bildirilmektedir. Ülkemizde ise ED görülme şıklığıyla ilgili bilgiler oldukça yenidir. Ülkemizde 40-70 yaş arası erkeklerde ED sıklığı % 69.2’dir. Bu oran bölgelere göre farklılıklar göstermekle birlikte ülkemizde 5.3 milyon erkeğin ED’den etkilendiğini göstermektedir. Erektil disfonksiyon sıklığı bu oranlarda iken 2000 yılında ED’a yönelik tedavi alan hasta sayısı bu populasyonun sadece % 2’sini (110.000) oluşturmaktadır.

Sertleşme sorununun (erektil disfonksiyon) nedenleri:

Erektil disfonksiyon çok fazla sayıda nedene bağlı olarak gelişebilir. Organik ve/veya psikojenik kökenli olabilir. Organik nedenler damarsal, sinirsel, hormonal veya kavernozal anormallikler veya lezyonlara bağlıdır: Erektil Disfonksiyona Yol Açan Risk Faktörleri:

Sistemik hastalıklar Diyabet Hipertansiyon Koroner arter hastalığı Kronik böbrek yetmezliği Kronik karaciğer yetmezliği
Nörolojik hastalıklar Serebrovasküler hastalık Multipl skleroz Parkinson Alzheimer hastalığı
Endokrin hastalıklar HipertiroidizmHipotiroidizmHipogonadizmHiperprolaktinemiHiperöstrojenizm
Penil faktörler Peyronie hastalığı Post-priapizm Veno-oklüziv disfonksiyon
Psikiyatrik hastalıklar Depresyon
Diğer Yaşlılık Hiperlipidemi Şişmanlık Sigara

Erektil disfonksiyon bulunan erkeklerin ortalama % 78’inde psikojenik faktörler veya tek başına organik faktörler mevcuttur. Psikojenik nedenli ED, fiziksel bir hasar olmadan erektil mekanizmaların baskılanmasına bağlıdır. Genç hastalarda psikojenik nedenli ED daha fazla görülürken, yaşlılarda organik nedenler daha ön plandadır. Tüm hastalıklarda olduğu gibi ED için de bazı hazırlayıcı veya ED oluşmasını kolaylaştırıcı faktörler söz konusudur. Erkeklerin çoğunda ED için çok sayıda risk faktörü vardır ama bunlardan biri veya birkaçı baskın olabilir. Organik ED’un sıklığını etkileyen faktörlerin çoğu kronik hastalıklar, cerrahi, travma (ereksiyon oluşumunda rol alan yapılarda hasar), ilaç tedavisi, sigara ve alkol kullanımı ile ilgilidir. İleri yaş, diyabet, periferik damar hastalıkları, kardiyovasküler hastalıklar, hiperlipidemi ve hipertansiyon ED için başlıca risk faktörleridir.

Erektil disfonksiyon aterosklerotik (damar sertliği) hastalıklar grubunun çoğunlukla ortaya çıkan ilk bulgusudur ve ED önlenebilir kalp hastalıklarının erken habercisidir. Son yıllarda ED nedeniyle doktora başvuran; hiperlipidemi, sigara ve hipertansiyon gibi risk faktörlerinin varlığında koroner arter hastalığına yönelik yapılan taramalarda ciddi düzeyde koroner arter darlığı saptanan olgular bildirilmiştir.

Erektil disfonksiyonda tanı yöntemleri Standart tanısal değerlendirme:

Erektil disfonksiyon yakınması olan hastaların tedaviden beklentilerinin belirlenmesini ve tedavi seçenekleri doğrultusunda yapılacak tanısal testlerin uygulanmasını içermektedir. NIH (Ulusal Sağlık Enstitüsü) Konsensüs Paneli’ne göre ED’u olan erkekler için uygun değerlendirme aşağıdaki bileşenleri içermelidir;

  1. Medikal öykü: Hastanın ED yakınmasında rol oynayabilecek faktörlerin ortaya çıkarılması adına önemli bir yöntemdir. Damarsal faktörler (hipertansiyon, diyabet, ateroskleroz, sigara), hormonal faktörler (hipogonadizm), sinirsel faktörler (multipl skleroz, omurilik yaralanmaları, serebrovasküler travma), psikolojik faktörler (depresyon, anksiyete), diğer medikal durumlar (penil veya pelvik travma veya cerrahi, Peyronie hastalığı, prostatit, priapizm öyküsü), alkol kullanımı, ilaçlar ve ilaç istismarı ile ED’a yönelik önceki değerlendirme ve tedaviler detaylı olarak sorgulanmalıdır.
  2. Cinsel öykü: Hem hasta hem de mümkünse partnerinin cinsel öyküsü alınmalıdır. Erektil disfonksiyonun doğasını tanımlamaya yardımcı olmak ve diğer cinsel disfonksiyon formlarından ayırmak için hastanın ve partnerinin ED’u algılayışı, ED’un başlangıç biçimi, yaygınlığı, sabah ve akşam ereksiyonlarının olup olmadığı, varsa ereksiyonların sıklığı ve süresi, cinsel doyuma erişilip erişilemediği gibi konularda bilgi edinmek gerekir.
  3. Fizik muayene: Nedensel veya katkıda bulunan faktörlerin ortaya çıkarılmasında yardımcı olabilir. Fizik muayenede genel bir sistemik inceleme yanında detaylı bir nörolojik muayene perianal duyu, anal sfinkter tonusu, bulbokavernöz refleks), ikincil seks karakterleri, femoral ve alt ekstremite nabızları ve genital özellikler (Peyronie hastalığı, hipogonadizm) incelenmelidir.
  4. Psikososyal değerlendirme: Hastanın ED yakınmasıyla bağlantılı olup, psikolojik konsültasyon ve/veya tedavi gerektirebilecek psikososyal faktörlerin belirlenmesi amacıyla başlangıçtaki taramanın bir parçası olarak yapılmalıdır. Bu başlık altında ele alınması gereken konular performans anksiyetesi, hasta-partner ilişkisinin doğası, kullanılan cinsel birleşme teknikleri, motivasyonları ve tedaviyle ilgili beklentilerdir.
  5. Tanısal testler ve anketler: Cinsel fonksiyonların, en iyi şekilde hastanın kendi kendisini soru formlarıyla değerlendirmesinin uygun olduğu görüşü giderek daha geniş kabul görmektedir. Hastanın kendi başına uyguladığı bir anket olan Uluslararası Erektil Fonksiyon İndeksi (International Index of Erectile Function-IIEF) bunun sonucunda geliştirilmiş ve yapılan çalışmalarda değişik kültür ve dil topluluklarında geçerli olduğu ve psikometrik özellikleri tam olarak yansıttığı gösterilmiştir.
  6. Laboratuvar testleri: Laboratuvar testlerinde bakılması gereken parametreler

NIH konsensüs paneline göre ED ön tanısı ile değerlendirilen hastalarda, tam idrar tahlili, tam kan sayımı, kreatinin, açlık kan şekeri veya glikozile hemoglobin, karaciğer fonksiyon testleri, serum lipid profili ve serum testosteron seviyesine bakılması önerilmektedir. Bu değerlendirmelerin sonucunda daha özel tanı testlerine gereksinim olup olmadığı, ayrıca hastanın ileri araştırma tetkikleri isteyip istememesine göre tedavi seçenekleri belirlenir. Noninvaziv (daha az oranda girişim gerektiren yöntemler) tedavi seçenekleriyle ilgilenen ya da ED’un özgün nedenini bilmek istemeyen hastalarda yukarıda tanımlanan standart tanısal çalışmalar yeterli olabilir. İnvaziv tedavi yöntemlerini seçen veya ED’un gerçek nedenini bilmek isteyen hastalar için daha kapsamlı tanı testleri yapılabilir.

Son dönemlerde tercih edilen yol, hastaya verilmesi planlanan tedavi şekline uygun tanısal yaklaşımdır. Kullandığımız tanısal yöntemlerin her birinin olumlu ve olumsuz yönleri, belirli bir maliyet ve komplikasyon riski vardır. Ancak tanısal yöntemlerin ED’lu olgulara yaklaşımda belirli faydaları da gözardı edilmemelidir. Olguların erektil kapasitelerinin anlaşılmasında tanısal testler yardımcı olmaktadır.

İntrakavernozal injeksiyon:

Rutin laboratuvar incelemelerinden sonra ikinci basamakta önerilen tanı yöntemi intrakavernozal (penis içine uygulama) uyarıcı (ereksiyon-sertleşme oluşturan) ilaç injeksiyonlarıdır. Erektil disfonksiyonun daha ileri yöntemler ile araştırılması gereken olgularda, intrakavernozal injeksiyonlar ile ereksiyon mekanizmasının hemodinamik olarak değerlendirilmesi ilk basamağı oluşturmaktadır. Papaverin, fentolamin, prostaglandin gibi maddeler erektil disfonksiyonun hem tanı ve değerlendirmesinde, hem de tedavi amaçlı tek tek veya çeşitli kombinasyonlarla kullanılmaktadır.

İntrakavernozal injeksiyon, işlemi konusunda uzman hekim (üroloji uzmanı ve/veya asistanı) tarafından yapılır. İşlem injeksiyon sonrası gözlem süresiyle birlikte yaklaşık 10-60 dakika sürmektedir. İnjeksiyon penis içerisine ilaç zerki şeklinde ve penis köküne doğru penis yan tarafından ince uçlu enjektör yardımıyla uygulanır. İntrakavernozal injeksiyonlar kullanılarak yapılan tanısal değerlendirmeler sırasında ve sonrasında şiddetli ağrı, injeksiyonun yapıldığı bölgede hematom (cilt atı alanda kanama), morarma, müdahale gerektiren uzamış ereksiyon (priapizm), geçici hipotansiyon ve uzun dönemde korpus kavernozum içinde fibrotik (penis dokusunun normal yapısı dışında değişim göstermesi) değişiklikler sonucu penil deviasyon gelişimi gibi önemli yan etkiler oluşabilmektedir. İntrakavernozal injeksiyonun nadiren de olsa peniste abseye ve sepsise (infeksiyonun kan yoluyla tüm vücuda yayılması durumu) yol açtığı da bildirilmiştir.

İntrakavernozal injeksiyona bağlı oluşan ereksiyon 4-6 saatlik süre içerisinde normale dönmezse bu durumun tıbbi müdahale ile sonlandırılması gerekmektedir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda zaman geçirmeden işlemi uygulayan hekime ve/veya işlemin uygulandığı hastaneye başvurmanız gerekmektedir. İntrakavernozal injeksiyona bağlı ereksiyonun 6 saatten daha fazla sürdüğü durumlarda işleme bağlı erektil disfonksiyon ve penis dokusunda kalıcı hasar görülme olasılığı vardır.

Renkli penil doppler ultrasonografi:

İntrakavernozal injeksiyon sonrasında yeterli klinik cevabın alınamadığı veya yetersiz olduğu durumlarda vasküler sebeplere bağlı ED’un araştırılması gerekmektedir. Bu amaçla başvurulan tetkik penil renkli Doppler ultrasonografidir (RDU). Bu yöntemde yapay ereksiyon oluşturulup bu esnada damarsal yapılar görüntülendiği için intrakavernozal vazoaktif ajan olarak papaverin, fentolamin, prostaglandin gibi maddeler tek tek veya çeşitli kombinasyonlarla kullanılmaktadır. İntrakavernozal injeksiyon ile birlikte genital (hastanın kendi kendine elle penisi uyarması) ve görsel stimulasyonların verilmesi RDU’nin etkinliğini arttırmaktadır ve bu tetkik sırasında genital ve görsel stimulasyonlar uygulanmaktadır. Vazoaktif ajan injeksiyonu ve stimulasyon sonrası penis kan damarlarında meydana gelen kan akımı değişiklikleri ultrasonografi cihazıyla ölçülmektedir. Ölçüm penis göbeğe doğru yatırıldıktan sonra skrotum tarafından penis kökünden damarlar görüntülenerek yapılmaktadır. Hem RDU tetkiki hem de intrakavernozal ilaç injeksiyonu, alanında uzman hekim (uzmanlık eğitimini tamamlamış hekim ve/veya uzmanlık eğitimi almakta olan uzmanlık öğrencisi) tarafından yapılmaktadır. İşlem yaklaşık 30 dakika sürmektedir.

RDU ile değerlendirme sırasında kalp ritmine göre (sistol ve diastol) penil arterin çapındaki değişiklikler, maksimum sistolikakım hızı (Vmax), diastol sonu akım hızı (Vmin) değerlerinin ölçümü, vasküler ED tanısı koymak için kullanılır. RDU tetkikinde intrakavernozal madde verilmesini takiben penisteki atardamarlardan (kevrnozal arter) 5,10,15 ve 20. dakikalarda ölçüm yapılır. İntrakavernozal ilaç injeksiyonu sonrası ölçülen kavernozal arter maksimum akım hızı, arteriyel sistemin değerlendirilmesinde en değerli kriter olarak kabul edilmekle birlikte merkezlere göre penis arteriyel sisteminin normal olarak kabul edildiği alt sınır 25-35 cm/sn arasında değişmektedir. Diastol sonu akım hızı (Vmin) için kabul gören normal değerler ise 5 cm/sn’dir. Bu değerlerin üstünde elde edilen akım hızları varlığında hastada venöz yapılarda bozukluk olduğu ortaya konulur.

RDU tetkiki sırasında hastaya hiçbir girişimsel işlem yapılmamakta ve işleme bağlı yan etki gözlenmemektedir ancak yapay ereksiyon oluşturmak amacıyla hastaya intrakavernozal vazoaktif ilaç injeksiyonu yapıldığı için bu işleme bağlı komplikasyonlar olabilmektedir. İntrakavernozal injeksiyonlar kullanılarak yapılan tanısal değerlendirmeler sırasında ve sonrasında şiddetli ağrı, injeksiyonun yapıldığı bölgede hematom (cilt altı alanda kanama), morarma, müdahale gerektiren uzamış ereksiyon (priapizm), geçici hipotansiyon ve uzun dönemde korpus kavernozum içinde fibrotik (penis dokusunun normal yapısı dışında değişim göstermesi) değişiklikler sonucu penil deviasyon gelişimi gibi önemli yan etkiler oluşabilmektedir. İntrakavernozal injeksiyonun nadiren de olsa peniste abseye ve sepsise (infeksiyonun kan yoluyla tüm vücuda yayılması durumu) yol açtığı da bildirilmiştir. İntrakavernozal injeksiyona bağlı oluşan ereksiyon 4-6 saatlik süre içerisinde normale dönmezse bu durumun tıbbi müdahale ile sonlandırılması gerekmektedir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda zaman geçirmeden işlemi uygulayan hekime ve/veya işlemin uygulandığı hastaneye başvurulması gerekmektedir. İntrakavernozal injeksiyona bağlı ereksiyonun 6 saatten daha fazla sürdüğü durumlarda işleme bağlı erektil disfonksiyon ve penis dokusunda kalıcı hasar görülme olasılığı vardır.

Kavernozografi-kavernozometri:

Her iki tetkik tek başına veya birlikte kullanılarak toplar (venöz) damarlardaki bozukluk tanısında kullanılmaktadır. Her iki yöntemde RDU’de olduğu gibi peniste ereksiyon hali oluşturularak bu esnadaki durumun değerlendirilmesi amacıyla intrakavernozal vazoaktif ilaç injeksyonu yapılmaktadır. Kavernozografi tetkiki ve intrakavernozal ilaç injeksiyonu alanında uzman hekim (uzmanlık eğitimini tamamlamış hekim ve/veya uzmanlık eğitimi almakta olan uzmanlık öğrencisi) tarafından yapılmaktadır. İşlem yaklaşık 30 dakika sürmektedir.

Kavernozografi tetkikinde intrakavernozal vazoaktif ilaç injeksiyonundan yaklaşık 5-10 dakika sonra penis içerisine özel bir enjektör yardımıyla kontrast madde (toplar damarların görüntülenmesini sağlayan ilaç) verilerek görüntü alınır. Görüntü alma işlemi X-ışını yardımıyla görüntü sağlayan özel cihazlarla (akciğer filmi çekimi sırasında kullanılan cihazlara benzer yöntem) yapılır. Alınan görüntüler yardımıyla toplardamarlardaki bozukluğun hangi bölgede olduğu tespit edilir.

Kavernozografide gözlenebilecek beklenmedik durumlar:

  1. İntrakavernozal injeksiyonlar kullanılarak yapılan tanısal değerlendirmeler sırasında ve sonrasında şiddetli ağrı, injeksiyonun yapıldığı bölgede hematom (cilt atı alanda kanama), morarma, müdahale gerektiren uzamış ereksiyon (priapizm), geçici hipotansiyon ve uzun dönemde korpus kavernozum içinde fibrotik (penis dokusunun normal yapısı dışında değişim göstermesi) değişiklikler sonucu penil deviasyon gelişimi gibi önemli yan etkiler oluşabilmektedir. İntrakavernozal injeksiyonun nadiren de olsa peniste abseye ve sepsise (infeksiyonun kan yoluyla tüm vücuda yayılması durumu) yol açtığı da bildirilmiştir. İntrakavernozal injeksiyona bağlı oluşan ereksiyon 4-6 saatlik süre içerisinde normale dönmezse bu durumun tıbbi müdahale ile sonlandırılması gerekmektedir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda zaman geçirmeden işlemi uygulayan hekime ve/veya işlemin uygulandığı hastaneye başvurmanız gerekmektedir. İntrakavernozal injeksiyona bağlı ereksiyonun 6 saatten daha fazla sürdüğü durumlarda işleme bağlı erektil disfonksiyon ve penis dokusunda kalıcı hasar görülme olasılığı vardır.
  2. Damarların görüntülenmesi amacıyla kullanılan kontrast maddeye karşı gelişebilecek allerjik reaksiyon görülme sıklığı oldukça düşüktür. Allerjik reaksiyon hastada hafif solunum sıkıntısı, baş dönmesi bulgularıyla hafif şiddetli olabileceği gibi solunumun durmasına kadar varan çok daha şiddetli klinik bir durum sergileyebilir.

Kavernozometri:

Kavernozometri tetkiki, bu işlem için özel olarak tasarlanmış bir cihaz yardımıyla, alanında uzman hekim (uzmanlık eğitimini tamamlamış hekim ve/veya uzmanlık eğitimi almakta olan uzmanlık öğrencisi) tarafından yapılmaktadır. Tetkik sırasında penise özel iğneler yerleştirilir. Bu iğneler aracılığıyla penise serum verilerek yapay ereksiyon oluşturulur ve ereksiyon esnasında ve sonrasında penis içindeki basınç ölçülür. Serum verme işlemi tetkiki yapmakta kullanılan cihazda bulunan pompa aracılığıyla sağlanmaktadır. İşlem yaklaşık olarak 30 dakika sürmektedir. Testin değerlendirilmesi ereksiyonu sağlayacak serum verme hızı ve tam ereksiyon sağlandıktan sonra serum verme işlemi durdurulduktan sonraki penis içi basınçtaki düşme hızı verileri kullanılarak yapılır. Bu işlem sırasında görülebilecek komplikasyonlar, intrakavernozal ilaç injeksiyonuna bağlı görülebilecek komplikasyonlar ve ereksiyon esnasında oluşabilecek ağrıdır. İntrakavernozal injeksiyonlar kullanılarak yapılan tanısal değerlendirmeler sırasında ve sonrasında şiddetli ağrı, injeksiyonun yapıldığı bölgede hematom (cilt atı alanda kanama), morarma, müdahale gerektiren uzamış ereksiyon (priapizm), geçici hipotansiyon ve uzun dönemde korpus kavernozum içinde fibrotik (penis dokusunun normal yapısı dışında değişim göstermesi) değişiklikler sonucu penil deviasyon gelişimi gibi önemli yan etkiler oluşabilmektedir. İntrakavernozal injeksiyonun nadiren de olsa peniste abseye ve sepsise (infeksiyonun kan yoluyla tüm vücuda yayılması durumu) yol açtığı da bildirilmiştir. İntrakavernozal injeksiyona bağlı oluşan ereksiyon 4-6 saatlik süre içerisinde normale dönmezse, bu durumun tıbbi müdahale ile sonlandırılması gerekmektedir. Böyle bir durum söz konusu olduğunda zaman geçirmeden işlemi uygulayan hekime ve/veya işlemin uygulandığı hastaneye başvurmanız gerekmektedir. İntrakavernozal injeksiyona bağlı ereksiyonun 6 saatten daha fazla sürdüğü durumlarda işleme bağlı erektil disfonksiyon ve penis dokusunda kalıcı hasar görülme olasılığı vardır.

Sertleşme sorun yaşayan erkeklerin sadece %34’ü doktora danışıyor.

Türkiye’de erkeklerin %34’ünün sertleşme sorunu yaşadığını ve özellikle 40 yaş üzerindeki erkeklerin yaşla birlikte sertleşme sorunlarının arttığını ifade eden Prof.Dr. Selahittin Çayan, Türkiye’nin 11 büyük kentinde yaşayan 25 yaş üzeri erkeklerle gerçekleştirilen “Erektil Disfonksiyonda Türk Erkeklerinin Tutumu” başlıklı araştırmanın sonuçlarını aktardı. Araştırmaya göre cinsel performansını arttırmak isteyen erkeklerin %64’ü, mevcut durumlarının doktora danışmayı gerektirecek kadar ciddi olmadığını düşünüyor. Erkeklerin %43’ünün uzun sureli bir ilişki ya da iyi bir evlilik için cinsel yaşamın çok önemli düşünmesine rağmen, yaşadıkları sorunları doktora danışmadan çözmeye çalıştıklarını ifade eden Çayan, sertleşme sorununun tedavisinde Türk erkeklerinin ilaç kullanımının dışında en çok fındık (%54), ceviz (%41), bal-kaymak (%34) gibi doğal ürünleri tüketmeyi tercih ettiklerini belirtti. Araştırmaya göre sertleşme sorunu yaşayan erkeklerin sadece %34’ü bir doktora danışıyor.

Sertleşme sorunu ciddi bir hastalığın işareti olabilir

Erektil disfonksiyonun (sertleşme sorunu) üç aydan uzun bir sürede tatmin edici bir cinsel ilişki veya aktivite için yeterli ereksiyonu sağlayamamak ve koruyamamak olarak tanımlayan Prof. Dr. Ramazan Aşçı, ereksiyonun psiko-nöro-vasküler bir olay olduğunu ifade etti. Ereksiyon için sağlıklı sinir sistemi uyarısı, sağlıklı damar yapısı ve sağlıklı penis düz kas yapısına gereksinim olduğunun altını çizen Aşçı, sertleşme sorununun başka hastalıkların işareti olabileceğini belirterek bir hekim tarafından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Aşçı sertleşme sorununa yaşa bağlı hormonal eksiklikler, kronik hastalıklar (kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı, depresyon), stres, alkol, ilaç ve sigara alışkanlıklarının neden olabildiğini kaydetti. Diyabetin sertleşme sorununu 4,1 kat, stresin ise 3,2 kat arttırdığını ifade eden Aşçı, hareketsiz yaşam şeklinin ve obezitenin de temel risk faktörleri olduğunun altını çizdi.

Sertleşme sorununa nane tadında ilaç tedavisi

Sertleşme sorunu yaşayan hastaların kullanımına sunulan medikal yöntemler üzerine bilgiler veren Prof. Dr. Ateş Kadıoğlu, ağızdan alınan ilk ürünün 1999 yılında piyasaya sunulduğunu belirtti. Ancak 2012 yılında Türkiye’deki hastaların da kullanımına sunulan Vardenafil etken maddeli ağızda eriyen tabletin hasta dostu kullanım şekli itibarıyla son derece önemli bir ihtiyaca yanıt verdiğini söyledi. Ağızda eriyebilmesi, çok yağlı ve kalorili bir yemek sonrası bile etkinliğini sürdürmesi ve 65 yaş altı erkeklerde 15 dakikaya ulaşan hızlı etki başlangıcı nedenleriyle avantajlı olduğunu belirten Kadıoğlu; ürünün, suyla ilaç yutma güçlüğü çeken hastalar için de tercih sebebi olduğunu kaydetti. Sertleşme sorunu yaşayan erkeklerin, sorunlarını partnerleriyle paylaşmaktan çekindiklerine işaret eden Kadıoğlu, “susuz kulanılabilmesi ve hatta nane tadında olması erkekleri rahatlatan bir özellik” dedi.

Erektil disfonksiyon tanı ve değerlendirmesine yönelik yapılan tetkiklerin ücreti:

Erektil disfonksiyon tanısına yönelik yapılan tetkiklerin ücreti, üniversite ve kamu devlet hastaneleri için Maliye Bakanlığı Bütçe uygulama talimatı, özel hastane, klinik ve muayenehaneler için Tabip Odalarının belirlediği fiyatlar üzerinden yapılır. Girişim sırasında veya sonrasında gelişebilecek komplikasyonlar ve gereksinimlerle birlikte hastanede yatış gerekirse bunun masrafları üzerine eklenir.

Sertleşme sorununun fizyopatolojisi ve psikolojik algısı

Sertleşme sorunu çoğu zaman tabu bir konu olarak görüldüğünden geçmişte tanı konması, anlaşılması ve yönetiminde zorluklar yaşandı. Sertleşme sorunu hem psikolojik hem de fizyopatolojik nedenlerden kaynaklanabilir.Sık karşılaşılan psikolojik nedenler stres ve anksiyetedir. Hastada mevcut tıbbi sorunlar olarak sıklıkla tanımlanan fizyopatolojik nedenlerse genellikle kardiovasküler hastalıklar, diyabet, dislipidemi, hipertansiyon ve abdominal obezitedir. Dolayısıyla sertleşme sorunu sağlığın genelini etkileyen bu nevi sorunların erken bir göstergesi olarak önem taşıyor. Hipertansiyon ve diyabet gibi fizyopatolojik sorunların yüksek yaygınlık oranına karşın erkeklerin birçoğu sertleşme sorununun psikolojik kaynaklı olduğunu düşünüyor.

Bu yazının derlenmesinde Türk Androloji Derneği’nin hazırlamış olduğu “Erektil disfonksiyon tanı ve değerlendirmesinde kullanılan yöntemler” yararlanılmıştır.

İlgili Aramalar: Sertleme sorunu, sertleşme sorununa bitkisel çözüm, sertleşmeye kesin çözüm, sertlesmeye cozum, sertlesmeye bitkisel cözüm, sertleşme sorunu, sertleşmenin bitkisel tedavisi

Bir Yorum Yazın