
Rus bilim insanları, ileri biyofabrikasyon teknolojisi kullanarak laboratuvar ortamında ürettikleri yapay kan damarı eşdeğerini canlı bir modele başarıyla nakletti. Bir tavşanın uyluk atardamarına (femoral arter) gerçekleştirilen operasyonun ardından yapılan bir yıllık uzun vadeli izlemler, yapay damar dokusunun işlevini koruduğunu ve canlı dokuyla tamamen bütünleştiğini ortaya koydu. Bu gelişmenin, her yıl dünya genelinde 150 binden fazla organ naklinin gerçekleştirildiği bir ortamda, kişiye özel biyolojik dokuların üretimini mümkün kılarak bağışıklık reddi riskini azaltabileceği ve nakil bekleme listelerini önemli ölçüde azaltabileceği değerlendiriliyor.
Söz konusu çalışmanın teknik detayları ve bilimsel altyapısı, Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’un bünyesindeki Teknik Fizik ve Otomasyon Araştırma Enstitüsü (NIITFA) A.Ş. tarafından Medikal Akademi’ye açıklandı. Yapılan açıklamada geliştirilen ileri teknolojinin detayları, hayvan deneylerinde uygulanan cerrahi süreçler ve kurumun 2030 yılına yönelik organ üretimi hedefleri paylaşıldı.
Yapay Organ Üretiminde Eşik Aşıldı: İlaç Testleri ve Kanser Tedavisi İçin Devrimsel Bir Platform
Biyofabrikasyon teknolojisi, sürekli gelişimiyle birlikte biyomühendislik alanında giderek daha büyük bir potansiyel ortaya koyuyor. Bu teknolojinin en önemli avantajlarından biri, destekleyici yapılar kullanılmaksızın karmaşık üç boyutlu doku ve organ yapılarının üretilebilmesine olanak sağlaması.
Bu yaklaşım, yalnızca üretilen biyomühendislik yapıların hassasiyetini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda bu yapıların doğal dokulara daha yakın özellikler göstermesine de katkı sağlıyor. Böylece laboratuvar ortamında elde edilen hücresel materyalin canlılığını koruma ve artırma potansiyeli de güçleniyor. Bu durum biyofabrikasyonun sunduğu imkanların gelecekte kişiye özel doku mühendisliği yapılarının geliştirilmesine önemli katkılar sağlayabileceğini ortaya koyuyor.
Rosatom bilim insanları, manyeto akustik biyoyazıcı kullanarak, hastanın kendi hücrelerinden küçük çaplı kan damarları, üreterler veya trakea dokusu gibi tüp şeklindeki yapıları üretebiliyorlar. Bu teknoloji, canlı hücresel materyali üç boyutlu biyolojik yapılara dönüştürmek için manyetik ve ultrasonik alanları birleştiriyor. Bu süreç birkaç aşamadan oluşuyor. Önce hücreler hastanın kendi biyomateryalinden yetiştiriliyor, ardından biyoyazıcı içinde gerekli yapıya dönüştürülüyor ve son olarak doku gerekli mekanik ve biyolojik özellikleri kazanana kadar bir biyoreaktörde olgunlaştırılıyor.
Yapay organ çalışmasında yeni bir eşik: Kök hücreler ile minyatür kalp üretildi
Teknolojinin canlı bir organizma üzerindeki performansını gerçek kan dolaşımı koşullarında değerlendirmek amacıyla deneysel bir model uygulandı. Çapı 1,5 mm olan damar, yüksek hassasiyetle doku yapıları oluşturulmasına imkân tanıyan akustik biyofabrikasyon yöntemiyle üretildi. İnsan organizmasına mümkün olduğunca yakın koşulların oluşturulması ve implantın gerçek kan dolaşımı içerisindeki performansının değerlendirilmesi amacıyla, deneysel hayvan modeli olarak “Sovyet Şinşillası” cinsi tavşanın femoral arteri tercih edildi.
Çalışma kapsamında, tavşanın uyluk atardamarının (femoral arter) bir bölümü genel anestezi altında çıkarıldı. Yerine, akustik biyofabrikasyon yöntemiyle yüksek hassasiyette üretilen 1,5 mm çapındaki yapay damar eşdeğeri yerleştirilerek “uç uca” (end-to-end) anastomoz (damar birleştirme) operasyonu gerçekleştirildi. Bu modelin seçilmesinin nedeni, tavşanın anatomi ve hemodinamik özelliklerinin küçük çaplı damarların canlı organizmada yapılan araştırmalar açısından uygun ve bilimsel olarak anlamlı kabul edilmesi olduğu belirtildi.
Balık Derisinden Üretilen Jel, Yanık ve Cilt Hastalıklarının Tedavinde Umut Olacak
Operasyonun ardından ilk 5 gün boyunca ağırlık kaybı yaşayan deney hayvanının, 21’inci gün itibarıyla başlangıç kilosuna ulaştığı ve normal yaşam faaliyetlerine tamamen döndüğü kaydedildi. Naklin üzerinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen, yapay damarla yaşayan tavşanın sağlık durumunun stabil olduğu ve yaşamını halen vivaryumda sürdürdüğü bildirildi.
Geliştirilen teknolojinin gelecekte çok geniş bir yelpazede tedavi sunması amaçlanıyor. Rosatom, 2030 yılına kadar bu gelişmiş biyobaskı teknolojilerini daha da ileri taşıyarak böbrek ve karaciğer dokusu dahil olmak üzere daha karmaşık organ yapılarını üretmeyi hedefliyor. Bu hedefin, özellikle uyumlu organ bulmanın son derece güç olduğu pediatrik tıp (çocuk sağlığı ve hastalıkları) alanında dönüştürücü olabileceği değerlendiriliyor.
Kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde ölümlerin en önemli nedenleri arasında yer almaya devam ederken, Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’a bağlı araştırmacılar bu alanda iki çığır açıcı teknoloji üzerinde çalışmalar yürütüyor. Geliştirilen ilk teknoloji, hasar görmüş organların tamamen biyolojik olarak değiştirilmesi yolunda önemli bir adımı temsil eden doku mühendisliği ürünü kalp kapakçıkları. Bu tür teknolojilerin, ciddi kalp rahatsızlıkları olan hastalar için tedavi sonuçlarını önemli ölçüde iyileştirmesi bekleniyor.
Kök Hücreden Üretilen ‘Kalp Yaması’ Kalp Yetmezliği Tedavisinde Başarılı Oldu
İkinci çözüm ise kalp pilleri için tasarlanmış minyatür “nükleer piller”. Bu radyoizotop güç kaynakları, kalp kasını uyaran elektriksel sinyaller üretiyor. Belirli aralıklarla değiştirilmesi gereken geleneksel kalp pillerinin aksine, bu minyatür nükleer piller neredeyse sınırsız cihaz kullanım ömrü sağlayarak tekrarlanan ameliyat ihtiyacını ortadan kaldırmayı hedefliyor.
Rosatom’un medikal alandaki bir diğer inovasyonu ise sadece yumuşak doku cerrahisinde değil, kemik rekonstrüksiyonu süreçlerinde de köklü bir dönüşümün kapısını aralıyor. Lazer tabanlı katmanlı üretim teknolojileri, metal tozundan kişiselleştirilmiş implantlar üretmeyi mümkün kılarak üretim süresini iki aydan yaklaşık bir haftaya indiriyor.
Rosatom’un bilimsel bölümünde geliştirilen özel yazılımlar kullanılarak, hastanın bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) verilerine dayanarak benzersiz geometrilere sahip implantlar tasarlanabiliyor. Dijital modelleme ve katmanlı üretimin birleşimi, tıp kurumlarının kullanıma hazır, hastaya özel implantları 3-7 gün içinde üretmesine olanak tanıyarak üretim süresini ve hasta iyileşme sürelerini iki ila üç kat kısaltıyor.
Gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunan Rosatom Genel Müdürü Aleksey Likhachev, şirketin sağlık hizmetleri alanında öncü AR-GE çalışmaları yürüttüğünü belirterek, “Bilim insanlarımızın tıbbi amaçlı katkı maddesi biyoteknolojisi alanındaki çalışmaları, bilimsel düşüncenin teknolojik ilerlemenin temeli haline nasıl gelebileceğinin ve insanlığa nasıl fayda sağlayabileceğinin bir örneğidir” ifadelerini kullandı.
YAZIYI PAYLAŞ
YORUMUNUZ VAR MI?