
Dünya genelinde yaklaşık 1,4 milyar kişiyi etkileyen hipertansiyon,1 pek çok hastada uzun yıllar hiçbir belirti vermeden ilerleyebiliyor. 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında uzmanlar, hipertansiyonun yalnızca kalp-damar hastalıklarıyla değil, böbrek sağlığından yaşam kalitesine kadar pek çok alanı etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekiyor.
Dünya genelinde en yaygın görülen kronik hastalıklar arasında yer alan hipertansiyon,1,4 milyar kişiyi etkiliyor.1 Çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebilen bu hastalık; kalp krizi, inme, böbrek hastalıkları ve diğer ciddi sağlık sorunları açısından önemli risk faktörlerinden biri olarak kabul ediliyor. Uzmanlar, hastalığın yalnızca bireylerin yaşam kalitesini değil, aynı zamanda sağlık sistemleri üzerindeki yükü de artırdığına dikkat çekiyor.
Küresel verilere göre dünya genelinde yaklaşık her üç yetişkinden biri hipertansiyonla yaşıyor. Buna rağmen hastaların önemli bir bölümünde kan basıncı değerleri hedef seviyelerde kontrol altına alınamıyor. Özellikle yaşın ilerlemesiyle birlikte hipertansiyon görülme sıklığı artarken, beraberinde farklı kronik hastalıkların gelişme riski de yükseliyor. Bu nedenle hipertansiyonun erken dönemde fark edilmesi, düzenli takip edilmesi ve uygun şekilde yönetilmesi büyük önem taşıyor
17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü de toplumda bu konuya yönelik farkındalığın artırılması açısından önemli bir fırsat sunuyor. Uzmanlar, hipertansiyonun doğru yaklaşımlarla kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu vurgulayarak düzenli tansiyon ölçümü, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve tedaviye uyumun komplikasyonların önlenmesinde belirleyici rol oynadığını ifade ediyor.
Türk Kardiyoloji Derneği Hipertansiyon Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Hülya Çiçekçioğlu, yaptığı değerlendirmede hipertansiyon yönetiminde bilimsel rehberlerin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre kardiyovasküler hastalıklar dünyada en sık görülen ölüm nedeni. Hipertansiyon ise kardiyovasküler hastalıklar arasında en sık karşılaştığımız kronik hastalık. 2025 yılı DSÖ verilerine göre dünyada 1,4 milyar hipertansiyon hastası bulunuyor. Bununla birlikte hipertansiyon önlenebilir ve tedavi edilebilir bir sağlık sorunu.
Tuz tüketiminin azaltılması, obezite ile mücadele, sigara ve alkol kullanılmaması, düzenli egzersiz, sağlıklı ve dengeli beslenme, stres yönetimi, uyku kalitesinin artırılması ve kilo kontrolü gibi yaşam tarzı değişiklikleri ile hipertansiyonun gelişimi büyük ölçüde engellenebilir. Hipertansiyon geliştikten sonra bu yaşam şekli değişiklikleri ve ilaç tedavisi ile hastalık kontrol altına alınabilir. Hipertansiyon yönetiminde ortak, kanıta dayalı ve ülke koşullarına uygun yaklaşımlar da büyük önem taşımaktadır.
Bu bağlamda; Türk Kardiyoloji Derneği, Türk Nefroloji Derneği, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği, Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği, Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği ve Akademik Geriatri Derneği olmak üzere yedi derneğin katkısıyla hazırlanan 2025 Türk Hipertansiyon Uzlaşı Raporu, klinik pratikte Türkiye’nin koşullarına uygun, multidisipliner ve güncel bir referans sunmaktadır. Türk Hipertansiyon Uzlaşı Raporu’nun hipertansiyonun daha etkin yönetilmesine ve ülkemizde kardiyovasküler hastalık yükünün azaltılmasına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz.”
Türk Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şükrü Ulusoy ise hipertansiyonun böbrek sağlığı üzerindeki etkileriyle ilgili değerlendirmesinde, “Hipertansiyon, kronik böbrek hastalığının en önemli ve önlenebilir nedenlerinden biri. Uzun süre kontrol altına alınmayan kan basıncı, böbrek dokusunda geri dönüşü olmayan hasara yol açabiliyor. Erken tanı, düzenli takip ve etkin tedavi, böbrek yetmezliği gibi ağır sonuçların önlenmesinde temel rol oynuyor. Kontrol altına alınmayan hipertansiyon, zaman içinde böbrek fonksiyonlarında ciddi kayba neden olarak diyaliz ihtiyacına kadar ilerleyebiliyor. Türkiye’de diyaliz tedavisi alan hastalarda böbrek yetmezliğinin en sık ikinci nedeni hipertansiyon olurken, yeterli tedavi sağlanamadığında yaşam kalitesi bozulabiliyor ve ölüm oranları artabiliyor.” dedi.
Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tufan Tükek de kontrolü zor hipertansiyon kavramına açıklık getirerek, “Hipertansiyon yalnızca tansiyonun yüksek olmasıyla sınırlı olmayan, çok boyutlu bir hastalık. Klinik pratikte kontrolü zor hipertansiyon, hastaların iki veya daha fazla tansiyon ilacı kullanmasına rağmen kan basıncı değerlerinin kontrol altında tutulamadığı durumu ifade eder ve bu hasta grubunun yakından izlenmesi gerekir. Kontrol altında olmayan hipertansiyon; kalp krizi, inme, böbrek yetersizliği ve diyabete neden olmaktadır. Bu nedenle hipertansiyon kontrol oranlarını artırmak için güncel bilimsel bilgiler ışığında standardize ve kişiye özel yaklaşımlar büyük önem taşıyor. Toplumda hipertansiyon farkındalığının artırılması, düzenli ölçüm alışkanlığının yaygınlaştırılması ve tedavi sürekliliğinin sağlanması, hastalık yükünü azaltmada kritik rol oynuyor.” şeklinde konuştu.
*AstraZeneca’nın koşulsuz katkılarıyla.
YAZIYI PAYLAŞ
YORUMUNUZ VAR MI?