Nörolojik hastalıkların farkındalığı düşük ve tanıda gecikme yaşanıyor

Yazan Hatice Pala Kaya

2 Aralık 2016 |   Kategori: Kongreler, Psikiyatri / Nöroloji, Sağlık Gündemi Print


noroloji-kongresi-toplu2Türk Nöroloji Derneği tarafından düzenlenen 52. Ulusal Nöroloji Kongresi’nde bir araya gelen uzmanlar Nörolojik hastalıklarla ilgili güncel gelişmeleri ve yeni tedavi seçeneklerini tartıştılar. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında, konuşan uzmanlar nörolojik hastalıklara yönelik toplumsal farkındalığın çok düşük olduğuna işaret ederek erken tanı için bunun önemine vurgu yaptılar. Akraba evliliklerinin nörolojik hastalıklar için önemli bir risk faktörü olduğunu söyleyen Türk Nöroloji Derneği ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, toplumda her 6 kişiden birinde baş ağrısı, bel ağrısı, el ayak uyuşması gibi nörolojik semptomların görüldüğünü belirterek, “Türkiye’de hala çok sık görülen akraba evlilikleri nörolojik hastalıkların önemli bir nedenini durumundadır. Akraba evliliği hastalık demektir, mutlaka önlememiz gerekir” dedi.

İnme tüm belirtileri ile geliyorum der

İnmenin Türkiye’de ölüm nedenleri arasında ikinci sırada bulunduğunu hatırlan Prof. Dr. Öztürk, dünyada ise her yıl 17 milyon kişinin inme geçirdiğini, bu kişilerden 6 milyonunun hayatını kaybettiğini vurguladı. İnme konusunda insanların bilinçlenmesinin önemine işaret eden Prof. Dr. Öztürk, ani konuşma bozuklukları, kol veya bacakta güçsüzlük, uyuşukluk, yüzün özellikle de ağzın köşesinde şekil değişikliğinin inmenin habercisi olduğunu hatırlattı. İnsanların bu konuda bilinçlenmesiyle bu belirtileri görmekle hemen nöroloğa başvurmasının önem taşıdığını hatırlatan Prof. Dr. Öztürk, “İnme geliyorum der, yeter ki farkında olalım. İnme tedavisinde en önemli faktör, tedaviye çabuk ulaşabilmektir ki biz bunu “Zaman Beyindir” şeklinde ifade ederiz. Yani kaybedilen her dakika beyinde milyonlarca hücrenin ölümü demektir” dedi.

noroloji-kongresi-toplu

Basın toplantısına katılan Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, Türk Nöroloji Derneği İkinci Başkanı Prof. Dr. Yeşim Parman, Türk Nöroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Ayşe Bora Tokçaer, Türk Nöroloji Derneği Saymanı Prof. Dr. Cavit Boz, Türk Nöroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Bülent Elibol, Prof. Dr. M. Ali Akalın, Prof. Dr. Neşe Çelebisoy, Türk Nöroloji Derneği Beyin Damar Hastalıkları Çalışma Grubu Adına Prof. Dr. Mustafa Bakar ve Türk Nöroloji Derneği Nörolojik Yoğun Bakım Çalışma Grubu Adına Prof. Dr. Hadiye Şirin, nörolojik hastalıklarla ilgili güncel sorunlarla ilgili bilgi verdiler. 

Trombolitik tedavi uygulanma oranı yüzde 3 civarında

serefnur-ozturkTedaviye erişimin önem taşıdığını dile getiren Prof. Dr. Öztürk, “İnmenin kanıtlanmış, en etkili tedavisi olan trombolitik tedavisinin yani damar içindeki pıhtıyı giderici tedavinin uygulanma oranı sadece yüzde 3 seviyesinde. Bu durum antibiyotik ile tedavi edilecek bir hastaya antibiyotik vermemek kadar kabul edilemezdir. Ancak, bu tedavi imkanlarının daha yaygın olarak uygulanabilmesi için bir nöroloji uzmanı yönetiminde, inme konusunda özelleşmiş ünitelerin sayısı ve olanakları artırılmalı, yeterli insan gücü sağlanabilmesi için eğitimler sürdürülmelidir.” dedi.

Türkiye’de yaklaşık 400 bin Alzheimer hastası, 750 bin epilepsi (sara) hastası, 100 bin parkinson hastası, 40 bin civarında da MS hastası bulunduğunu belirten Prof. Dr. Öztürk, nüfusun yüzde 50’sinin baş ağrılarından şikayet ettiğini, yüzde 15’inin ise migrenle yaşadığını vurguladı. İstatistiklerin, herkesin yaşam boyunca bir kez epilepsi (sara) nöbeti geçirebileceğini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Öztürk, sözlerini şöyle noktaladı: “Amacımız, nörolojik hastalıklar giderek artarken sağlıklı yaşlanmak. Unutulmamalıdır ki, sağlıklı beyin sağlıklı yaşam için vazgeçilmez unsurdur. Bu nedenle beynimizi sevmeli, onu iyi korumalıyız. Bu nedenle yılda bir kez mutlaka nöroloğa gidilmesini öneriyoruz”

Nöromüsküler hastalıklar, göz kapağını açmayı bile etkileyebilir

yesim-parmanNöromüsküler hastalıkların vücudu hareket ettiren kasların ve sinirlerin hastalığı olduğunu dile getiren Türk Nöroloji Derneği İkinci Başkanı Prof. Dr. Yeşim Parman, “En önemli bulgular uyuşma, yanma, karıncalanma, kuvvetsizlik ve kas kramplarıdır. Güçsüzlük birçok kası etkileyebilir. Merdiven çıkma, koşma, yürüme, kolları kaldırma, başı yastıktan kaldırma, göz kapaklarını açma, yutma ve soluk alma etkilenebilir. Hasta bazen yürüme, koşma gibi eylemler sırasında normalden çok daha şiddetli yorulma yaşayabilir” diye konuştu.

Nöromüsküler hastalıkların birçok tipi olduğunu belirten Prof. Dr. Parman, doğuştan olan nöromüsküler hastalıklarda akraba evliliklerinin önemli risk oluşturduğuna dikkat çekere, “Aynı ailede birden fazla kişinin hastalıklı genleri taşıyabilir. Türkiye’de akraba evliliklerinin yaygınlığı kas hastalıklarının görülme sıklığını arttıran en önemli faktördür” dedi.

Demans unutkanlıkla eş anlamlı değildir

ayse-bora-tokcanerDemansın tek bir hastalık olmadığını birçok neden ve hastalıklar sonucunda ortaya çıkan bilişsel bir bozukluk olduğunu belirten Türk Nöroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Ayşe Bora Tokçaer, “Demans unutkanlıkla eş anlamlı değildir. Belleğin yanısıra konuşma, yer ve yön bulma, para hesabı yapma gibi diğer bilişsel fonksiyonları da bozar. Demansın en sık nedeni alzheimer’dır. Alzheimer hastalığı, 60 yaş üzerinde ortaya çıkar ve 85 yaş üzerinde ise %50 sıklıkta bildiriliyor. Güncel tedavi beyinde azalan kimyasal maddenin yıkımını yavaşlatacak ilaçlarla, süreci biraz daha kontrol altına almaktır” diye konuştu.

Alzheimer’dan korunmak için oku, öğren, enstrüman çal!

Alzheimer hastalığından korunmak için Akdeniz tipi diyet, sigarayı bırakma, düzenli egzersiz gibi damar sağlığını koruyucu yaşam şeklinin önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tokçaer “ Hayat boyu okumayı, öğrenmeyi alışkanlık haline getirerek zihinsel faaliyetleri devam ettirmek gerekir. Kitap okumak, bulmaca çözmek ya da bir enstrüman çalmak alzheimer riskini azaltan faktörlerdendir” şeklinde konuştu.

Multipl Skleroz (MS) öldürücü değildir

MS tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler olduğunu ve artık MS’in kontrol altına alınabilen bir hastalık haline geldiğini dile getiren Prof. Dr. Cavit Boz, “Tedaviye erken başlamak uzun yıllar sonra gelişebilecek özürlülüğün önlenmesinde çok önemlidir. MS öldürücü değildir. Çoğu hastada atak ve iyileşmeler ile seyreder. Ataklardan düzelme bazen tamdır ancak, bu atakların yüzde 40 kadarında sekeller ortaya çıkabilir. Bu sekellerin bir çoğu günlük yaşamı etkilemezken bazıları da yaşam kalitesini bozabilir. MS hastalarının çoğunluğu önemli bir sakatlığı olmadan, işlerini aksamadan yapabilen, yürüyen gezen kişilerdir. Hastaların yüzde 30 kadarında yürüme bozulmuş, koltuk değneği veya tekerlekli sandalye bağımlılığı bulunmaktadır” dedi.

Türkiye’de 40 bin civarında MS hastası olduğunun tahmin edildiğini, kadınlarda 2 kat daha sık görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Boz “MS’in başlangıcı çoğu hastada 20 ile 40 yaşlar arasındadır, yani hastalık gençlerin hastalığıdır. Daha erken ve geç yaşlarda da hastalığın başlaması olasıdır. Ancak, başlangıcın 15 yaşından küçüklerde ve 60 yaşından büyüklerde olması oldukça nadirdir” diye konuştu.

D Vitamini ile MS arasında ilişki var

Son yıllarda D vitamini ile MS riski arasındaki ilişkiyi gösteren kanıtların arttığını kaydeden Prof. Dr. Boz, şu bilgileri verdi: “D vitamini seviyesi düşük olanlarda MS atakları daha sık görülebiliyor. Bu nedenle doğal D vitamini kaynağı olan gün ışığını öneriyoruz. Doğal beslenmek, sigara ve tuzdan uzak durmak da MS riskini azaltmaktadır.”

Parkinson yaşlılık hastalığı değil

Prof. Dr. Bülent Elibol ise Parkinson’un genel olarak bir yaşlılık hastalığı olarak bilinse de başlangıç yaşının 30’lara kadar inebildiğini belirtti. Kalıtsal Parkinson hastalığının çok genç yaşlarda hareket yavaşlığı, titreme gibi belirtilerle başladığına dikkati çeken Prof. Dr. Elibol, önemli olanın erken teşhis ve doğru tedavi yöntemiyle hastalık belirtilerinin önemli ölçüde kontrol altına alınabileceğinin, böylelikle yaşam kalitesinin yükseltileceğinin bilinmesi olduğunu kaydetti.

Yavaş ilerleyen bu hastalığın her aşaması için oldukça etkin ilaçlar ve cerrahi tedavi imkânları olduğunu belirten Prof. Dr. Elibol “Türkiye genelinde 100 bin kadar Parkinson hastası olduğu tahmin edilse de bu hastaların hepsi tedavi görmüyor. Şu anda reçete alan veya saptanabilen 60 bin civarında hasta var. Önemli olan hekime gidilip hastalığın teşhis edilmesi. Yaşlılık belirtisi olarak görüldüğünden hekime gidilmiyor. Halbuki akraba evlilikleri sebebiyle çok genç yaşlarda da kalıtsal Parkinson görülebiliyor” diye konuştu.

Epilepsi zekada sorun yaratmaz

Epilepsi’nin kısa süreli beyin fonksiyon bozukluğuna bağlı olduğunu ve beyin hücrelerinde geçici anormal elektrik yayılması sonucu ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Mehmet Ali Akalın da “Epilepsi sadece sinirsel bir hastalıktır. Hastalarda zeka ile ilgili bir sorun yaratmaz. Türkiye’de ise 700 bin dolayında hasta bulunuyor. Şuur kaybı ile beraber görülen nöbette, kişi yaptıklarının farkında değildir. Yaklaşık 3-4 dakika sürer. Hasta dilini ısırabilir. Nöbet geçtikten sonra yorgun bir haldedir. Bir süre sonra normale döner” dedi.

Havale geçiren epilepsi hastası birisine yapılacak ilk müdahalenin hastanın kendisine zarar vermesini önlemek olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Akalın, şu uyarıda bulundu: “Hastanın nöbet geçirdiği anlaşılır anlaşılmaz onu bir yere yan bir şekilde yatırmalı, dilini ısırması veya dilin geriye kaçması engellenmelidir.”

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMUNUZ VAR MI?

avatar
Araç çubuğuna atla