Prof. Dr. Güllü: Görüntüleme teknolojileri geliştikçe tiroid kanseri teşhisi artıyor

Yazan Hatice Pala Kaya
Kategori: Sağlık Gündemi, Tiroid hastalıkları Print

Görüntüleme teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde tiroid kanserlerinde teşhis sayısında artış olduğunu söyleyen Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkanı Prof. Dr. Sevim Güllü, tiroid kanserinin tüm tip kanserlerin yaklaşık yüzde 3’ü kadar olduğunu ve çok sık görülen bir kanser olmasa da Türkiye ve dünyada tiroid kanseri görülme sıklığının arttığını belirtti. Prof. Dr. Güllü, bunda teşhis kapasitesinin artmasının da etkisi olduğunu belirterek, “Daha çok bizim mikro kanser dediğimiz yani 1 cm’in altındaki tümörlerde bir artış olduğunu görüyoruz. Özellikle de mikro papiller kanser artışı söz konusu. Neden artıyor, yani bu gerçek bir artış mı yoksa tespit mi ediyoruz? Biz daha çok ikinci kısım üzerinde duruyoruz. Tespit edilme oranları artıyor çünkü artık ultrasonografi ya da diğer görüntüleme yöntemleri tomogrofi, MR daha sık olarak kullanılmaya başlandı. Özellikle ultrasonu çok yaygın kullanıyoruz” dedi.

8. Türkiye Tiroid Hastalıkları Kongresi Ankara’da 14-16 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirildi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevim Güllü ve Türkiye Tiroid Hastalıkları Kongresi Bilimsel Başkanı Prof. Dr. Ersin Akarsu, Medikal Akademi Ankara Temsilcisi Hatice PALA KAYA’ya açıklamalarda bulundu.

Sıklıktaki artışa karşılık ölümlerin artmadığının altını çizen Prof. Dr. Sevim Güllü, “Teşhis koyma ihtimalimiz arttı. Tiroid kanseri ile ilişkili ölümler çok nadir görülür. Yani biz bu insanların çoğuna o hastalıktan ölmeyeceğini rahatlıkla söyleriz. ‘Tiroid kanserinden ölmeyeceksin fakat trafik kazası geçirme ihtimalin çok daha yüksektir’ deriz” bilgisini verdi.

Bazı kanserlerin yakalanmasa da kişinin hayatını tehdit etmeden, yaşam süresi boyunca o boyutta kalacak nitelikte olduğunu belirten Prof. Dr. Güllü, biyopsi tekniğinin de gelişmesiyle tanılamanın niteliğinin yükseldiğini, cerrahi çözümlerin de üretilebildiğini vurguladı. Prof. Dr. Güllü, görüntüleme-tanı kapasitesinin artmasıyla Türkiye’de kadınlarda meme kanserinden sonra en sık görülen kanser türünün tiroid kanseri olduğunu kaydetti.

Her nodül kanser değildir

Türkiye’de iyot eksikliği nedeniyle nodül görülme oranının yüksek olduğunun altını çizen Prof. Dr. Güllü, biyopsi ile yapılan tanıların tedavi ve özellikle ameliyat için yol gösterdiğini vurguladı. Prof. Dr. Güllü, “Her nodül kanser değildir. Kanser sıklığı yaklaşık yüzde 5’tir. Yüz nodülü olan bir hasta grubu ile karşılaştığımızda bunların 95’i iyi huyludur.

Bir kişinin onlarca nodülü bile olsa, bunda da yine kötü huylu olma ihtimali yüzde 5’lerdedir. Dolayısıyla işte bu 5 kişiyi yakalamak açısından biz birtakım incelemeler yapıyoruz. Bası yapmadığı ya da hormon yapmadığı sürece iyi huylu nodülleri tedavi etmeyiz. Bası yapıyorsa ya da hormon yapıyorsa tedavi ederiz çünkü hormon yapıyorsa, zehirli guatr dediğimiz durumu yaratıyor demektir ve bu da diğer sistemleri etkileyen bir durumla karşı karşıyayız anlamına gelir” dedi.

Tiroid kanseri nedir? Neden olur? Belirtileri ve tedavisi

Kanser dışındaki nodüllere müdahalenin bir başka nedeninin de boyutunun büyük olması sonucu nefes borusu, yemek borusu, ses teli siniri gibi sinirlere bası yapması olduğuna işaret eden Prof. Dr. Güllü, “Kişinin yaşam kalitesini bozuyorsa; nefes darlığına, öksürüğe, yutma zorluğuna yol açıyorsa, ses kısıklığı varsa, o zaman bu kitlenin tedavi edilmesi gereklidir. Bu saydığımız şikayetleri ortadan kaldırmak gerekir. O nedenle ameliyat kararı veririz yani kötüyse, bası yapıyorsa evet ameliyata karar verilir ama onun dışındaki ara grup takip edilir, ilaç bile vermeyiz” diye konuştu.

Genetik yatkınlık

Prof. Dr. Sevim Güllü, tiroid kanserlerinin çocuklarda çok nadir, ergenlikte cüzi oranlarda görülmeye başlandığını hatırlatarak, ardışık her 10 yaş grubunda görülme sıklığının arttığını, 40’lı yaşlardan itibaren de sıklığının daha da yükseldiğini anlattı. Tiroid kanserinde genetik yatkınlığın etkisi olduğunu belirten Prof. Dr. Güllü, iyot eksikliği, çevre kirliliği, sigara, kadınlarda doğum oranları gibi faktörlerin hepsinin nodül gelişiminden sorumlu olabildiğini kaydetti.

Nodül görüldükten sonra bazı gruplara daha dikkatle eğildiklerini belirten Prof. Dr. Ersin Akarsu  “Ailesinde tiroid kanseri olanlar, çocukluk yaşında boyun bölgesine ışın tedavisi görmüş olanlar, nodülle beraber boyunda lenf bezi büyümesi olan hastalar, yine nodülde hızlı büyümesi olan hastaların tiroid kanseri açısından daha dikkatli olmak gerekir” dedi.

Tiroid tedavide yeni yaklaşımlar

Her hastalıkta olduğu gibi tiroid kanserinde de istisnalar olabildiğini; bazılarının çok hızlı ilerleyebildiğini ve klasik tedavilere yanıt vermeyenler olabildiğini belirten Prof. Dr. Sevim Güllü, şu bilgileri verdi: “Bu kişilere cerrahi müdahale ve radyoaktif iyot verilir. azı kanserler ki biz bunlara radyoaktif iyota dirençli kanserler diyoruz, dirençli hale gelebiliyorlar. Dolayısıyla verdiğiniz tedaviye yanıt alamıyorsunuz.

Kanserde doğru sanılan yanlış bilgiler teşhisi geciktiriyor!

Ne yaparsanız yapın, tümör büyümeye devam ediyor. İşte o zaman bu anti kanser ilaçlar dediğimiz birtakım yeni ilaçlar devreye giriyor. Tirozin kinaz inhibitörleri daha sık kullandığımız grubu oluşturmakta. Tabii çok az olmakla birlikte, yine de zorlayıcı bir hasta grubu olarak karşımıza çıkıyor. Bunlarla ilişkili tirozin kinaz inhibitörleri bir miktar daha elimizi rahatlatmış gibi gözükse de tam iyileştirici özelliklerini maalesef göremiyoruz”

Radyoaktif iyot tedavisiyle ilgili yanlış algılar

Radyoaktif iyot tedavisiyle ilgili insanların yanlış algılara kapılabildiğinin altını çizen Prof. Dr. Ersin Akarsu da, “Bu tedaviyi alırsam çocuğum olur mu veya çocuk sahibi olmakta zorlanır mıyım, menopoza girer miyim gibi endişeler oluşuyor. Elimizdeki mevcut bilgilere göre, bu tedavilerin kişilerin çocuk sahibi olmasında belirleyici bir etkisi yok hatta etkisi yok bile denebilir. Hastaların menopoza girmesiyle ilgili de elimizde buna dair hiçbir bilimsel veri yok. Tedaviyi alan hastaların menopoza girmesi diye bir şey söz konusu değil.

Çocuk sahibi olmaları ile ilgili kaygılarına da gerek yoktur. Fakat radyoaktif iyot tedavisi görmüş olan hastaların çocuk sahibi olmak için tedaviden sonra belli bir süre beklemeleri gerekir. Bu süre en az 6 ay olmalıdır” uyarısında bulundu.

Prof. Dr. Sevim Güllü ise, Türkiye’de uygulanan tedavinin Avrupa ya da diğer gelişmiş ülkelerle aynı olduğuna işaret ederek, tedavide yaşanan gelişmelerle radyoaktif iyot tedavisi uygulanan kişi sayılarını da azaltmanın başarıldığını bildirdi.

‘Tiroid diyeti’ diye bir diyet yoktur

Tiroid ile ilgili konuların başında iyotlu tuz kullanımına özel önem verdiklerini belirten Prof. Dr. Güllü, “Biz aksi söylenmedikçe başta gebe ve çocuklar dahil her kesin iyotlu tuz kullanmasını isteriz. Haşimato tiroiditi hastalığında bazı kişilerin “tiroid diyeti” gibi birtakım diyetler öneriyor ancak bunun yanlıştır. Tiroid diyeti diye bir diyet yoktur” diye konuştu.

Gebelerin iyot eksikliğinin çocuğun zeka gelişimi ile ilişkisi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Güllü, “Hatta bırakın gebeliği, doğumdan sonra anne sütünün iyot içeriği bebeğin beyin gelişimini tamamlarken yardımcı oluyor. Yani bunların, annenin tiroid hormonlarının ve iyotun yeterli olması gerekiyor ki, sağlıklı nesiller yetişsin. Özellikle zeka açısından” dedi.

Hipotiroidli gebeler ilacını bırakmamalı

Hipotirodli gebelerin yanlış kanılara kapılarak tiroid hormonu ilaçlarını bırakabildiğini belirten Prof. Dr. Akarsu, şu uyarıları yaptı: “Son derece tehlikeli ve sakıncalı bir durum. Hem anne için hem bebek için. Tam aksine, gebelikte  bu ilaçların dozunun bir miktar artırılmasına ihtiyaç duyarız. Diğer taraftan gebeler açısından iyotlu beslenme son derece önemli. İyot ihtiyacı artıyor. 250 mikrogram kadar gebelerin günde iyot alması lazım. Bunu günlük gıda ile de alması mümkün değil. Dolayısı ile iyot içeren bazı vitaminler ve haplar var”

Beslenme konusunda da önerilerde bulunan Prof. Dr. Sevim Güllü, tiroid ile ilgili selenyumdan bahsetmenin mümkün olabildiğini, bunun eksikliğine yönelik bir araştırma olmamakla birlikte dikkatli olunması gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Güllü, doktorun tavsiyesi halinde selenyum takviyesinin yapılması gerektiğinin altını çizdi.

Markalı iyotlu tuzların kullanımına dikkat edilmeli

Sağlık Bakanlığı’nın iyotlama ile ilgili kapsamlı çalışmalar yaptığını hatırlatan Prof. Dr. Güllü, bu konuda ilerleme sağlandığını ancak daha yapılması gerekenler olduğunu belirterek, özellikle topluma mesaj veren kişilerin iyotsuz tuzlarla ilgili dikkatli olması gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Güllü, “Bir de son dönemde himalaya tuzu, kaya tuzu gibi şeyler gündeme getiriliyor. Bunların içindeki iyotları bilmiyoruz. İyotlu rafine sofra tuzu yani markalı iyotlu tuzların kullanılması lazım. Sağlık Bakanlığı tarafından denetimi olan tuzlar kullanılmalı çünkü onların iyot içerikleri bellidir. Tuzun yetmediği, tuzun kısıtlandığı koşullarda özellikle ihtiyaçları fazlaysa gebelik gibi, artı iyot takviyesi yani iyodun kendisinin takviye yapılması önemli. Bunu gebelerin bilmesi lazım” dedi.

İyot nedir, ne işe yarar? İyot eksikliği belirtileri ve tedavisi

Prof. Dr. Güllü, gıda takviyesi vb. adlarla piyasaya sürülebilen selenyum tabletlerinde de doğru dozun sağlanamayabildiğini, bazılarında yeterli maddenin birkaç kat büyük dozlarda bulunduğunu, bazılarında da hiç bulunmadığını belirtti. Prof. Dr. Sevim Güllü, “Gıda takviyelerini kullanırken çok dikkat etmek gerekiyor, içeriği ne olursa olsun. Özellikle sağlık problemleri olan bir kişiyse ve başka ilaçlar da kullanıyorsa etkileşime giriyor bunlar. Yani diğer ilaçların etkilerini azaltıp, çoğaltabiliyor. Özellikle başka ilaç kullanıyorsa kişiler, bu takviyeleri doktoruna danışmadan kesinlikle kullanmasın. Diğer bir sorun da iyi gelip gelmediğini bilmeden kullanılan birçok ürün var. Ucuz ilaçlar da değil bunlar. Sonuçta ekonomiye de zarar veriyor, kişinin cebine de zarar veriyor” diye konuştu.

YAZIYI PAYLAŞ


Araç çubuğuna atla