Yoğurt diye jelatin, tereyağ diye aroma tüketiyoruz

Kategori: Arşiv Print

yağ peynirEvet, göre göre, bile bile ve de “aslanlar gibi” aldatılıyoruz. Üstelik bu “aldanma” sadece “salak” yerine konulmamızla da sınırlı kalmıyor, bizi ülser, gastrit, reflü, kolit, kanser, kalp hastası yapıyor. Peki, kim bunlar? Nasıl yapıyorlar bu vicdansızlığı? Osman Müftüoğlu’nun Hürriyet gazetesinde yayımlanan “Dikkat aldatılıyoruz” başlıklı yazısı şöyle: 

Evet, göre göre, bile bile ve de “aslanlar gibi” aldatılıyoruz. Üstelik bu “aldanma” sadece “salak” yerine konulmamızla da sınırlı kalmıyor, bizi ülser, gastrit, reflü, kolit, kanser, kalp hastası yapıyor. Peki, kim bunlar? Nasıl yapıyorlar bu vicdansızlığı? İşte örnekler… Önce tereyağına margarin ekleyip bize “margarini çok, tereyağı yok” paketleri “tereyağı” diye sattılar. Hızlarını alamayıp tereyağına bitkisel, bitkisel yağa kanola yağı eklemeye, midemizle oynamaya başladılar. Baktılar tepki yok, tık yok, gördüler ki “ayıp”ları bir-iki gazete haberi, üç-beş kuruşluk ceza ile geçiştirildi, dolandırıcılar “hileli gıda” da yağ oyununu daha da geliştirdiler.

Yağa yağ ekleme gibi ucuz işleri(!) bırakıp işi sadece “aroma” ile halletme yoluna gittiler. Netice şu: “Tereyağlı” diye satın aldığınız baklavaların çoğunda tereyağının esamesi yok! Tereyağı yerine aroması (yani kokusu) var. Oyun sadece yağda oynanmıyor, başka alanlarda da tekrarlanıyor. Mesela baklava şerbetlerinde şeker yerine (ucuz diye) kimyasal tatlandırıcı (sakarin, aspartam) ya da mısır glikozu kullanılıyor. Yine baklavalara antepfıstığı yerine bezelye ya da yeşile boyanmış yerfıstığı ekleniyor. Bitti mi?

HANGİ YOĞURT?
Bitmedi! Hırsızlığın, dolandırıcılığın başka yollarını da bulmuşlar. Bulmuşlar zira dolandırıcıların hayalleri ve cüzdanları zannettiğinizden çok daha büyük. En son numaraları ise yoğurtlarımıza bitkisel yağ, margarin ve jelatin ilavesi. Yoğurtların içinde peynir suyu ve nişasta eklendiğini de duyuyorduk ama bu jelatin işini yeni öğrendik. Özetle yediğimiz yoğurtların da bazıları yoğurt filan değil.

Acayip bir kimyasal karışım. Peki, dondurmalarımız, onlar sağlam mı? Ne gezer! Orada da “arızalı işler” var. Bazılarında dondurmanın ana maddesi “taze sütü” mikroskopla bile arasanız bulamazsınız. Bulsanız bile onlara süt demek çok zor, çünkü çoğuna su ekleniyor.

ET Mİ, ATIK MI?
Peki tavuk dönerin içine öğütülmüş inek memesi parçaları, sakatat, kıyılmış tavuk derisi eklendiğini biliyor muydunuz? Lahmacunlarınızın hayvansal gıda eklerinden, örneğin yağ ve kemik külünden yapıldığını duymuş muydunuz? Kırmızıbibere kiremit tozu, karabibere renkli kanserojen boyalar eklendiğini yıllar önce öğrenmiştik ama afiyetle yediğimiz kuru incirin hidrojen peroksitle ağartıldığını sanıyorum siz de benim gibi ilk defa işitiyorsunuz. Özetle gıdada müthiş bir terör dalgası var ve maalesef o dalga her geçen gün biraz daha büyüyor, tsunamiye dönüyor.

Ve gelelim neticeye

Netİce şu: Gıda hileleri konusunda da “sözün bittiği yere” geldiğimiz anlaşılıyor. Yukarıdaki bilgileri rasgele bir kaynaktan değil, Türkiye Ziraatçılar Derneği başkanı İbrahim Yetkin’in hileli gıda konusundaki açıklamalarından özetledim. “Terörün çok can aldığı kesin ama gıda terörünün aldığı canlar da az değil anlaşılan. Değerli okur, saygıdeğer yöneticiler, muhterem gıda üreticileri, “gıda güvenliği” günümüzün en önemli sağlık tehditlerinden biri. Yiyip içtiklerimizin her birini adeta pimi çekilmiş birer kimyasal bombaya çeviren bu teröre sadece devletin değil, tüketiciler ve güvenilir üreticiler olarak hepimizin “Dur” deme vakti çoktan geldi, geçiyor.

Bunun için de gıda güvenliği konusunda ülke çapında platformlar oluşturmanın bir yolunu bulmalıyız. Bulmalıyız çünkü bunu yapamazsak oluşabilecek genetik hasarlar nedeniyle sadece bizim değil, bizden sonraki nesillerin de sağlığı tehdit altında olacak. Yapmazsak her türlü hastalık, özellikle de kronik hastalıklar ve öncelikle de KANSER sorunu
büyüyerek devam edecek.

YAZIYI PAYLAŞ

YORUMUNUZ VAR MI?

guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör
Araç çubuğuna atla