Prof. Dr. Altuntaş: Kanser Artık Sadece Tedavi Edilen Değil, Yönetilen Bir Hastalık

Yazan Hatice Pala Kaya
7 Şubat 2026   |    8 Şubat 2026    |   Kategori: Güncel / Literatür, Onkoloji Print

Kanser tedavisinin moleküler biyoloji, immünoloji ve kişiselleştirilmiş tıbbın entegrasyonu sayesinde ölümcül bir hastalıktan uzun süreli yönetilebilir bir sürece dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, “2025-2026 dönemi, kanser yönetiminde belirgin bir paradigma değişimine işaret ediyor. Klinik pratiğin ağırlık merkezi, ileri evrede yalnızca hastalık kontrolüne odaklanan yaklaşımlardan, erken evrede kür şansını artırmayı hedefleyen stratejilere doğru kayıyor” dedi.

AHOK 2026’da Kanser Yönetiminin Yeni Dönemi Tartışıldı

VI. Uluslararası Katılımlı Akademik Hematoloji ve Onkoloji Kongresi (AHOK 2026), 29 Ocak-1 Şubat 2026 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirildi. Kongreye Türkiye’nin yanı sıra Türk ve akraba ülkelerden 300’ün üzerinde uzman katılarak, kendi ülkelerindeki güncel uygulamaları paylaşma fırsatı buldu. Kongre kapsamında, ‘4 Şubat Dünya Kanser Günü’ dolayısıyla bir basın toplantısı düzenlendi. Toplantıda, kanser tedavisindeki son gelişmeler, yeni tedavi yöntemleri, erken ve ileri evre kanserlerde elde edilen kazanımlar, hasta odaklı yaklaşımlar ve kanser yönetiminin tedaviye etkileri ele alındı.

Prof. Dr. Fevzi Altuntaş: Türkiye kanser tedavisi ile sağlık turizminde lider ülke olabilir!

Basın toplantısında konuşan Ankara Hematoloji ve Onkoloji Derneği Kurucu Başkanı Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, 2025-2027 yıllarını kapsayan Dünya Kanser Günü kampanya temasının “United by Unique-Eşsizlikle Birleşmiş” olarak belirlendiğini hatırlattı. Altuntaş, “Bu tema, bakımın merkezine insanları ve onların hikâyelerini yerleştiriyor. Kanserle mücadelede bireyselliği ve toplumsal dayanışmayı aynı potada eriten oldukça derin bir anlam taşıyor” dedi.

Kanserde artık yalnızca tedavinin değil, yönetimin konuşulması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, “Sadece ülkemizde değil, akraba topluluklarda da kanseri bir bütün olarak yönetmeyi, bilgi ve deneyim paylaşımını önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.

AHOK 2026’nın bu yaklaşımı; kişiselleştirilmiş tedavi, kişiselleştirilmiş izlem ve kişiselleştirilmiş destek başlıkları altında ele alındığını belirten Altuntaş, şunları söyledi: “Biz de bu bağlamda kişiselleştirilmiş tedaviyi, moleküler ve immünolojik düzeyde kişiselleştirilmiş izlemi ve destek tedavilerini bilimsel ve uygulanabilir bir çerçeveye taşımaya gayret ediyoruz. Ülkemizde bu alanda gelinen noktanın iyi olduğunu ve kongre boyunca bu başlıkların yoğun biçimde ele alındığını söyleyebiliriz. Bilgiden algoritmaya, algoritmadan da yaşama yansıtmayı hedefliyoruz. Dernek olarak bu birikimi sadece ülkemize değil, akraba topluluklara da sunmak istiyoruz. Bu nedenle ‘duvarları olmayan bir kanser danışma merkezi’ olma gayreti içerisindeyiz” diye konuştu.

Duvarları Olmayan Kanser Merkezi: Teknoloji ve Dijitalleşme

Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, “Duvarları olmayan kanser danışma merkezi” yaklaşımının temel amacını açıklayarak, “Dünyada artık kanser alanında teknolojiyi kullanmalıyız. Teknolojiyi kullanarak, esasında duvarları kaldırmış oluyoruz. Bu hem bilgiye ulaşım anlamında hem de klinik araştırmalar konusunda geçerli. Sadece kanserin erken teşhisinde, tedavisinde ve takibinde değil, her aşamada duvarları kaldırmak gerekiyor” dedi.

Prof. Dr. Fevzi Altuntaş: Yenilikçi tedaviler kansere karşı başarı oranlarını artırıyor

Yaklaşımın akademik ve klinik uygulamadaki hedefini de özetleyen Prof. Dr. Altuntaş, “Akademisyen olarak dünyanın gittiği nokta dijitalizasyon, yapay zekâ devri ve karar destek sistemleri. Bunları akademiye ve kanser yönetimine entegre etmek gerekiyor. Entegre ederek duvarları yıkmış, standardizasyonu sağlamış, süreçleri kolaylaştırmış ve başarı oranlarını artırmayı hedeflemiş oluyoruz” bilgisini verdi.

Metastatik Kanserde Yaşam Süresi Artıyor

Günümüzde birçok metastatik kanser hastasının uzun yıllar yaşamını sürdürebildiğini ve tedavilerin ardışık ve planlı biçimde uygulanabildiğini kaydeden Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, “Hastalık artık diyabet veya hipertansiyon gibi uzun süreli yönetilebilir bir süreç olarak ele alınabilmektedir” dedi.

1990’ların ortalarından günümüze kadar sağkalım oranlarında ciddi ilerlemeler elde edildiğini belirten Prof. Dr. Altuntaş, “Örneğin; multipl miyelomda sağkalım yüzde 32’den yüzde 62’ye, karaciğer kanserinde yüzde 7’den yüzde 22’ye, akciğer kanserinde tüm evreler için yüzde 15’ten yüzde 28’e ve uzak metastatik yani ileri evre tüm kanserlerde ise yüzde 17’den yüzde 35’e yükseldi” bilgisini verdi.Bu verilerin, ileri evre hastalıkta dahi anlamlı yaşam süresi kazanımlarının mümkün olduğunu ortaya koyduğunu vurgulayan Altuntaş, kanser bakımında erken tanı, kişiselleştirilmiş tedavi ve multidisipliner yönetimin önemine dikkat çekti.

Kanser Bakımında Dönüşüm Çağı

Kanser yönetiminde 2025-2026 döneminde belirgin bir paradigma değişimi yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Altuntaş, “Klinik pratiğin odağı artık ileri evrede yalnızca hastalık kontrolüne odaklanan yaklaşımlardan, erken evrede kür şansını artırmayı, hastalığı moleküler düzeyde ölçmeyi ve kişiselleştirilmiş stratejiler geliştirmeyi hedefleyen modellere kaymaktadır. Hematolojik ve solid tümörlerde klinik gündem “kürü erken yakala, hastalığı ölç, tedaviyi kişiselleştir” yaklaşımı etrafında şekillendi” dedi.

Hematolojik malignitelerdeki önceliklere de değinen Prof. Dr. Altuntaş, “Bispesifik antikorların kullanım alanları genişliyor, CAR-T hücre tedavileri daha erken tedavi basamaklarına taşınma potansiyeline sahip. Ayrıca hematotoksisite ve enfeksiyon riskinin standartlaştırılmış yönetimi ile tedavi sıralaması ve hasta yolu kavramları yeniden tanımlanıyor” dedi.

Prof. Dr. Fevzi Altuntaş: Kanserde sadece tedavi değil, hastalık yönetimi de çok önemli

Bu gelişmelerin, tedavinin yalnızca etkinliğini değil, zamanlamasını ve sürdürülebilirliğini de merkeze aldığını belirten Prof. Dr. Altuntaş, kanser bakımında yeni dönemin bu yaklaşım etrafında şekillendiğini vurguladı.

Türkiye Kanser Alanında Uluslararası Standartlarda

Türkiye’de kanser tanısı, erken teşhisi, tedavisi ve takibinde gelinen noktanın uluslararası standartlarla kıyaslandığında takdir edilecek seviyede olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Altuntaş, “Gelinen noktaya baktığımız zaman ülkemizde kanserin erken tanısında, tedavisinde ve takibinde uluslararası gıptayla bakılacak bir konumdayız. Bu başarıyı üretimle de taçlandırmamız lazım” dedi.

Bu kapsamda akademisyenler olarak Sağlık Bakanlığı’nın “üreten sağlık modeli” çabalarını desteklediklerini vurgulayan Prof. Dr. Altuntaş, “Elimizden geldiği kadar faz çalışmaları, özellikle faz 1 ve erken faz çalışmalarını desteklemeye gayret ediyoruz. Üreten sağlık modeline kanser alanında akademik kurumlar olarak destek olma çabası içerisindeyiz. Gelinen nokta iyi ancak kat edecek yolumuz hâlâ var” ifadelerini kullandı.

Doç. Dr. Fatih Yıldız: Kanserde İleri Evrede Kür, Erken Evrede Ameliyatsız Tedavi Umudu

Kanserin günümüzde hâlen önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ettiğini belirten Kongre Sekreteri Doç. Dr. Fatih Yıldız, “Dünyada ölüm nedenlerine baktığımızda kanserin, kardiyovasküler hastalıklarla birlikte ilk sırada yer aldığını görüyoruz. Bu nedenle kanser tedavisi sadece ülkemizde değil, dünyada da sağlık sektörü açısından son derece önemli bir konu başlığı olmaya devam ediyor” dedi.

Kanser alanında çok hızlı bir dönüşüm yaşandığına değinen Yıldız, bu değişimin yalnızca tedaviyle sınırlı olmadığını, tanısal süreçlerde de önemli gelişmeler yaşandığını dile getirdi. Yıldız, “Eskiden yalnızca geleneksel tedaviler, yani kemoterapileri konuşurken bugün artık kişiselleştirilmiş tedavilerden bahsediyoruz. Ameliyat öncesi ve ileri evre hastalıklarda yaklaşımımız da ciddi biçimde değişti” ifadelerini kullandı.

İleri evre kanserlerde dahi artık tamamen şifa ihtimalinin tartışıldığını belirten Doç. Dr. Yıldız, “Geçmişte yalnızca yaşam süresini uzatmaya yönelik tedavilerden söz ederken, günümüzde ileri evre hastalıkta bile ‘kür şansı var mı’ sorusunu tartışır hale geldik” açıklamasını yaptı.

Prof. Dr. Fevzi Altuntaş: Kanserde sağkalım oranı son otuz yılda %20 arttı

Erken evre hastalıklarda ise ameliyatsız tedavi seçeneklerinin gündeme geldiğini söyleyen Doç. Dr. Yıldız, “Acaba ameliyatsız tedaviler mümkün mü, cerrahiler öncesinde uyguladığımız tedavilerle kanserin tamamen yok olması sağlanabilir mi ya da organ koruyucu yaklaşımlar başka kanser türlerinde de uygulanabilir mi gibi sorular artık daha sık tartışılıyor. Özellikle kalın bağırsak ve rektum kanserlerinde elde edilen sonuçlar bu açıdan umut verici” değerlendirmesinde bulundu.

Genetik bilimindeki hızlı ilerlemelere de dikkat çeken Doç. Dr. Yıldız, kanda dolaşan tümör hücrelerinin erken dönemde tespit edilmesinin tedavi süreçlerini daha etkin hale getirdiğini kaydetti. “Bu sayede tedavileri yoğunlaştırmak ya da azaltmak mümkün olabiliyor. Aynı zamanda hastaların yaşam kalitesini korumaya yönelik çok hızlı bir bilgi akışı yaşadığımız 2025 yılını geride bıraktık” diyen Yıldız, bu yılki kongrede kişiselleştirilmiş, gen bazlı ve hücresel tedavilere ağırlık verdiklerini bildirdi.

Tüm bu çalışmaların ortak bir felsefeye dayandığını vurgulayan Yıldız, “Temel amacımız hastalarımızın tam ve mutlak şifa şansını artırmak, ileri evrede tanı alan hastaların yaşam sürelerini uzatmak, erken tanı olanaklarını geliştirmek ve toplumda farkındalığı artırarak kanserden ölümleri azaltmak” dedi.

Prof. Dr. Öztürk Ateş: ABD’de Sağkalım %70’e Ulaştı

Kanser tedavisinde son yıllarda geliştirilen yenilikçi yaklaşımlarla birlikte hastaların yaşam süresinde önemli ilerlemeler sağlandığını kaydeden Kongre Başkanı Prof. Dr. Öztürk Ateş, ABD Kanser İstatistikleri 2026 Raporu’na dikkat çekti.

Prof. Dr. Fevzi Altuntaş: Türkiye’nin Yerli Biyoteknolojik Kanser İlacı Faz 1b Aşamasına Geçti

Prof. Dr. Ateş, “ABD verilerine göre 5 yıllık sağ kalım oranları yüzde 49’lardan yüzde 70’lere ulaşmış durumda. Yine tüm kanser gruplarında, özellikle akciğer kanserinde yüzde 17’lerden yüzde 35’lere varan, melanomalarda metastatik evrelerde yüzde 2’den yüzde 10’lara varan yaşam süresinde ciddi ilerlemeler söz konusu” dedi.

Bu ilerlemelerin arkasında modern tedavi yaklaşımlarının yer aldığını vurgulayan Prof. Dr. Ateş, “Bireysel kapsamlı genomik analizler, biyobelirteç bazlı tedaviler, immünoterapiler, ilaç-antikor konjugatları ve bispesifik antikorlar son dönemde elde edilen başarıların temelini oluşturuyor. Hücresel tedaviler de giderek önem kazanıyor. CAR-T hücre tedavileri ve mRNA aşı çalışmaları önümüzdeki dönem için umut vadeden yaklaşımlar arasında yer alıyor” bilgisini verdi.

Kanser tedavisinde hedefin yalnızca yaşam süresini uzatmak olmadığını belirten Prof. Dr. Ateş, yaşam kalitesinin de en az bu kadar önemli olduğunu vurguladı. “Biz hastaların yaşam sürelerini uzatırken aynı zamanda yaşam kalitesi belirteçlerini de çok önemsiyoruz. Bu nedenle yaşam kalitesini destekleyecek tedavi yaklaşımlarını uygulamaya çalışıyoruz. Tedavi seçenekleriyle birlikte palyatif destek, psiko-onkoloji hizmetleri ve bütüncül yaklaşımlar çerçevesinde kanser hastalarının kapsamlı biçimde desteklenmesi büyük önem taşıyor” diye konuştu.

Prof. Dr. Göktürk Fındık: Akciğer Kanserinde Tedavi Seçenekleri Genişliyor

Akciğer kanserinin görülme sıklığının giderek arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Göktürk Fındık, buna karşın tedavi olanaklarının da önemli ölçüde geliştiğini söyledi. Akciğer kanserinin toplam kanserler içindeki oranının artmaya devam ettiğini belirten Prof. Dr. Fındık, “Akciğer kanseri görülüyor ki gün geçtikçe artıyor ve artmaya devam edecek gibi duruyor. Ancak bu artışla birlikte elimiz kolumuz düne göre daha bağlı değil, daha az bağlı. Daha iyi tedaviler çıkıyor” dedi.

Erken evrede akciğer kanserinin tedavisinde zaten başarılı sonuçlar elde edildiğini ifade eden Prof. Dr. Fındık, gelişen radyolojik görüntüleme teknolojileri sayesinde hastalığın erken dönemde saptanabildiğini ve bu sayede ileri evreye kıyasla çok daha etkili tedaviler uygulanabildiğini vurguladı. Asıl zorluğun Evre 3 ve Evre 4 hastalarda yaşandığını belirten Fındık, “Biyobelirteç dediğimiz, halk arasında ‘akıllı ilaç’ olarak bilinen tedavilerin devreye girmesiyle birlikte tedavinin ne oranda iyileştiği, nereye evrildiği konusu daha görünür hale geldi. Bu noktada bir farkındalık oluşturulması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Kanserin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Fındık, biyobelirteç temelli tedaviler sayesinde hastaların cerrahiye yönlendirilme olasılığının arttığını söyledi. Kendi kanser merkezlerinde uygulanan tedavi protokollerinin dünya standartlarında olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Göktürk Fındık, “Dünyada akciğer kanserinde ne yapılıyorsa biz şu anda onu yapıyoruz. Bu farkındalık dün de vardı, bugün ise çok daha ileri bir seviyeye ulaştı” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Halil Başar: Prostat Kanserinde Cerrahi ve Fokal Tedavilerle Ölüm Oranları Azalıyor

Kongre Düzenleme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Halil Başar, kansere artık tedavi edilebilir bir hastalık olarak yaklaşıldığını vurgulayarak, “Genel tedavi yaklaşımları ile birlikte bireysel tedavi planlamalarına kadar evrilen bir süreçteyiz” dedi. Prostat kanserine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Başar, “Prostat, dünyada akciğer kanserinden sonra erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü. Ölüme yol açma konusunda ise ikinci sıradan gerilere, 5., 6., hatta 7. sıralara doğru düşen bir kanser. Bunun nedeni, erken teşhis, tedavi olanakları, teknoloji ve deneyimin artması” ifadelerini kullandı.

Geçmişten günümüze prostat kanseri tedavisinde kaydedilen ilerlemelere de değinen Prof. Dr. Başar, “90’lı yıllarda imkân olarak yalnızca radikal prostatektomi cerrahisi ve radyoterapi vardı. 2000’li yıllarda hormon tedavileri, 2015’lerden sonra birtakım reseptör blokaj inhibitörleri ve 2017’den itibaren halk arasında ‘akıllı ilaç’ olarak bilinen immün checkpoint inhibitörleri metastatik prostat kanserlerinin tedavisine girdi” dedi.

Tedavi seçeneklerinin cerrahi, radyoterapi ve fokal ablasyon yöntemleriyle çeşitlendiğini belirten Başar, “Metastatik kanserlerde hormon tedavilerine ilaveten ‘zumab, mumab, lumab’ ile biten akıllı ilaçlarla ölüm oranlarını ciddi biçimde azalttık. Kendi merkezimizde de metastatik prostat kanserlerinde lokal küratif veya lokal tedavilerin yeri yadsınamaz. Lokal tedaviden kastım; cerrahi, radyoterapi ve fokal ablasyon tedavileri” diye konuştu.

Doç. Dr. Ahmet Karayiğit: Minimal İnvaziv Cerrahi Kanser Tedavisinde Öne Çıkıyor

Kanser cerrahisinde geçmişte “Büyük cerrah, büyük ameliyat yapar” mottosunun geçerli olduğunu hatırlatan AHOD Araştırma Sekreteri Doç. Dr. Ahmet Karayiğit, günümüzde minimal invaziv yaklaşımların öne çıktığını söyledi. “Artık medikal onkoloji ve radyasyon onkolojisinin büyük katkıları, bireyselleştirilmiş tedavilerle birlikte hastaya daha az dokunarak, daha küçük ameliyatlar yapma peşindeyiz” dedi. Karayiğit, Türkiye’de de dünyada uygulanan minimal invaziv tekniklerin kullanılabildiğini anlattı. Özellikle meme kanseri tedavisinde ciddi ilerlemeler kaydedildiğini ifade eden Karayiğit, “Bunda akıllı ilaçlar ve bireyselleştirilmiş tedavilerin rolü çok büyük” dedi.

Kongrenin önemine de değinen Doç. Dr. Karayiğit, farklı disiplinlerin bir araya gelmesinin kritik olduğunu vurguladı. “Onkoloji, hematoloji, radyasyon onkoloji, patoloji, radyoloji, genetik ve diğer paydaş branşların bir araya gelmesi çok önemli. Çünkü birçok hastalığın başlangıç aşamasında genellikle cerrahlar var. Bizim de erken evrelerde sistemik tedavilerin etkinliğini artırmak ve farkındalığı yükseltmek için daha fazla bir araya gelmemiz gerektiğine inanıyorum. Bu kongrenin önemi bu anlamda çok kıymetli” ifadelerini kullandı.

YORUMUNUZ VAR MI?

guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör
Araç çubuğuna atla