Akıl hastalığı nedeniyle boşanmanın hukuki koşulları nelerdir?

Yazan Dr. Erkin Göçmen
11 Kasım 2016   |    22 Ocak 2017   |   Kategori: Hukuk / Mevzuat, Üye Yazıları Print

Medeni Hukukumuzda boşanma sebeplerinden birisi de akıl hastalığıdır. Türk Medeni Kanununun 165 inci maddesine göre, eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hale gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir. Kanundan anlaşıldığı üzere akıl hastalığı tek başına boşanma sebebi değildir. Akıl hastalığının boşanma sebebi olabilmesi için mutlaka bu yüzden “ortak hayat diğer eş için çekilmez hale” gelmelidir. Ortak hayatın hangi koşullarda çekilmez hale geldiği somut olaya göre belirlenir.

Ancak akıl hastalığından dolayı ortak hayatın çekilmez hale gelmesi de boşanma için yeterli sebep teşkil etmez. Kanun burada “hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmi sağlık kurulu raporuyla” belgelenmesini şart koşmaktadır. Bu noktada dikkat edilecek iki husus bulunmaktadır. Bunlardan birincisi “hastalığın geçmesine olanak bulunmaması” ikincisi ise bu hususun “resmi sağlık kurulunca” onaylanmasıdır. Kanunda “hastalığın geçmesine olanak bulunmaması” koşulu getirmesi eşinin hastalığı sebebiyle boşanmak isteyen kişinin durumunu ağırlaştırmaktadır.

Özel hastanelerde kamera kaydı alınması hukuka uygun mu?

Kanunun bu hükmünde herhangi bir bilirkişi görüşüne değil de resmi sağlık kurulunun görüşüne müracaat şartı getirilmesi, konunun ciddiyetinden ve toplumsal öneminden kaynaklanmaktadır. Ancak resmi sağlık kurulunun nasıl teşkil edeceği de önemlidir.

Sağlık kurullarının nasıl oluşturulacağı yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinin 22 nci maddesinde gösterilmiştir.

Yönetmeliğe göre sağlık kurulları tek tabibin yetkisi dışında kalan hususlarda veya mevzuatta sağlık kurulu raporu öngörüldüğü hallerde, kişilerin sağlık durumları hakkında karar vermeye yetkili organlardır. Yine Yönetmeliğin ilgili maddesinde tedavi ve hastalık bildirir sağlık kurulu raporlarının; var ise ilgili daldan üç uzmanın katılımı ile, aynı dalda üç uzman bulunmaması halinde ise ilgili dal uzmanı ile birlikte öncelikle bu uzmanlık dalına en yakın uzmanlık dalından olmak üzere, baştabibin seçeceği diğer dallardan uzmanların katılımı ile üç uzman tabipten oluşturulacak sağlık kurulunca verilir.

Biz burada boşanmada akıl hastalığı hususunda düzenlenecek raporların ilgili dalda üç uzman bulunmaması durumunda bu uzmanlık dalına en yakın uzmanlık dalından hekimlerle tamamlanmasının uygun olmayacaktır. Bu konuda ilgili alanda en az üç uzmanın teşkilinin sağlanması gerekmektedir. Bu amaçla hastalar en az üç psikiyatri uzmanının bulunduğu resmi sağlık kurumlarına veya Adli Tıp Kurumuna gönderilmelidir.

Ameliyat sonrası hastasını iyi takip etmeyen hekime meslekten men cezası

Burada hangi durumların Kanunun 165 inci maddesi anlamında akıl hastalığı sayılacağı önem taşımaktadır. Akıl hastalığı daha çok adli psikiyatrik bir kavramdır. Klinik psikiyatrik yaklaşımlarla adli psikiyatri uygulamaları arasında tam bir terim birliği aramak isabetli değildir. Bu sebeple Kanundaki “akıl hastalığı” kavramını ICD’deki veya DSM “mental disorder” ile eş anlamlı görmemek daha geniş bir anlamda değerlendirmek gerekir.

Eşin davranışının ortak hayatı çekilmez kılıp kılmadığı hususunun değerlendirmesi hakime aittir, adli psikiyatrist heyetinin görüşünün ise hastalığın ortak hayatı çekilmez kılan sonuçlarla hastalık arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı hususunda olmalıdır. Aksi takdirde boşanma kararında yetki mahkemeden bilirkişiye devredilmiş olur. Yargıtayın yaklaşı da bu yöndedir. Burada söz gelimi eşlerden birisinin obsesyonlarının ortak hayatı çekilmez hale getirip getirmediğini hakim tayin edecek, sağlık kurulu ise bu obsesif davranışlarla hastalık arasında illiyet ilişkisini ortaya koyacaktır.

Yine resmi sağlık kurulunun belirleyeceği önemli hususlardan birisi de hastalığın iyileşmesine olanak bulunup bulunmadığıdır. Yargıtay da kararlarında bu hususun ortaya konmasını istemektedir. Ancak böyle bir koşul da hayata uygun değildir. Gerçekten de bir hekimin hastalığın iyileşmesine olanak olmadığını mutlak anlamda söylemesi son derece güçtür. Hastalığa sebep olan etkenler, yine her hastanın ilaç tedavisine cevapları ve benzeri unsurlar bu tür belirlemelerde önem taşımaktadır. Bu durumda boşanmak isteyen eşe bütün ihtimalleri ekarte ettikten hastalığın iyileşmesinin mümkün olmadığı raporunu beklemek zorunda değildir.

Yargıtay, hemşirenin hatalı enjeksiyon davası için ne karar verdi?

Bir diğer konuda Medeni Kanunun 166 ncı maddesine göre açılan davalardır. Bizim hukukumuzda akıl hastalarının hareketleri iradi sayılmadığından  bu kişilere kusur da izafe edilemez. Bu sebeple bu kişilerin kusurlu olduklarından bahisle evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılması sebebine dayalı davaların açılması mümkün değildir. Bu durumlarda açılacak dava Türk Medeni Kanununun 165 inci maddesine göre olmalıdır.

“Akıl hastası” eşin önceden bu sebebe göre vesayet altına alınmış olması aynı sebepten dolayı boşanma hükmü kurulacağı anlamına da gelmemektedir. Bu durumda vesayet altına alınma sebebinin (hastalığın), boşanma davasında ortak hayatı diğer eş için çekilmez hale getirip getirmediğinin ve  hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının ayrıca tespiti de zorunludur.

click-iconİletişim için: bilgi@erkingocmen.av.tr

. Av. Erkin Göçmen’i Twitter’da takip etmek için tıklayın >

. Av. Erkin Göçmen’i Facebook’ta takip etmek için tıklayın >

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMUNUZ VAR MI?

avatar
Araç çubuğuna atla