
Çocukluk çağının en sık karşılaşılan deri hastalıklarından biri olan atopik dermatitin tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler yaşandığını söyleyen Prof. Dr. Özlem Su Küçük, hastalığın artık yalnızca kortizonlu kremlerle kontrol edilmeye çalışılan bir sorun olmaktan çıktığını, çocuğun yaşına, hastalığın şiddetine ve ihtiyaçlarına göre kişiselleştirilebilen geniş bir tedavi seçeneği bulunduğunu belirtti.
34. Ulusal Dermatoloji Kongresi kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Türk Dermatoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Özlem Su Küçük, çocukluk çağı atopik dermatitine yönelik yayımlanan güncel kılavuzların tedavideki değişimi açıkça ortaya koyduğunu vurgulayarak, şu bilgileri verdi:
“Çok hafif vakalarda basit nemlendiriciler, doğru banyo alışkanlıkları ve tetikleyicilerin kontrolü yeterli olabilmektedir. Hastalıkta şiddet arttıkça hafif-orta düzeyde topikal steroidlerin yanı sıra artık kortizonsuz kremler ve pomatlar olan topikal kalsinörin inhibitörlerini de (TKİ) kullanıyoruz. Bu tedavileri uygun sürelerle, reaktif yaklaşımdan proaktif tedavilere geçiş yaparak uyguluyoruz.”
Doç. Dr. Aslan Yürekli: Türkiye, 2031 Dünya Dermatoloji Kongresi’ne İstanbul ile Aday Oldu
Orta ve şiddetli vakalardaki tedavi yaklaşımına da değinen Prof. Dr. Küçük, “Geçmişte orta ve şiddetli hastalıkta sadece immün sistemi baskılayan ajanlarımız vardı. Bugün ise hastalığın esas mekanizmasının gün geçtikçe aydınlatılmasıyla bağışıklık sisteminin neresinde, hangi yolaklarında problem var bunları tespit edebiliyoruz. Bu tespitler doğrultusunda artık hedefe yönelik tedavilerimizi kullanmaya başladık” dedi.
Tedavi tercihlerinde hasta yaşı, hastalık şiddeti ve risk profillerinin kritik rol oynadığını belirten Prof. Dr. Özlem Su Küçük, sistemik tedavilere geçiş kararının nasıl alındığını şu sözlerle açıkladı:
“Vücut yüzey tutulumu, kızarıklık şiddeti ve deri çizgilerindeki belirginleşmeler gibi hesaplamaların yanı sıra yaşam kalitesinin ne ölçüde etkilendiği de büyük önem taşımaktadır. Küçük bir alanı tutsa bile yaşam kalitesini bozan ya da topikal sürme ilaçların kullanımına bağlı deride incelme, damar değişiklikleri ve çizgisel striyalar gibi yan etkiler ortaya çıktığında sistemik tedavilere geçiş sürecimiz hızlanmaktadır.”
Bu doğrultuda biyolojik ajanların 6 aylıktan itibaren çocuklarda güvenle kullanılabildiğini belirten Prof. Dr. Küçük, JAK inhibitörlerinin ise adolesan dönemi ve belirli yaş üstü gruplarda tercih edildiğini, Avrupa’da 2 yaş üstü onaylı seçeneklerin bulunduğunu kaydetti. Türkiye’deki duruma ilişkin ise JAK inhibitörlerinin Türkiye’de 12 yaş üzerinde aktif olarak kullanılabildiğini, düzenli tetkik ve takipler eşliğinde geçmişteki immün süpresif ajanlara kıyasla çok daha güvenli bir profil sunduklarını belirtti.
Atopik dermatit ve otoimmün hastalıkların görülme sıklığında geçmiş yıllara kıyasla belirgin bir artış yaşandığını vurgulayan Prof. Dr. Küçük, hastalığın artık sadece çocuklukta değil, erişkin başlangıçlı formlarıyla da sıkça karşılaşılan bir sağlık sorunu haline geldiğini anlattı.
Atopik dermatit, ileri yaşlarda astım ve alerjik rinit habercisi olabilir!
Prof. Dr. Küçük, hastalıkların gelişiminde genetik faktörlerin yanı sıra çevresel etkenlerin kritik bir rol oynadığına dikkat çekti. Çevresel zararlıların toplamını ifade eden “ekspozom” kavramının önemine işaret eden Prof. Dr. Küçük, “Hava kirliliği, deterjan kullanımı ve mikroplastikler hem deri bariyerine hem de diğer mukozalara zarar vermektedir. En üst tabakadaki deri hücrelerinin uyarılması ve zarar görmesi sonucu alerjen maddelerin artışı tetiklenmekte, bu durum bağışıklık sistemini Tip 2 immünite olarak adlandırılan farklı bir yöne kaydırmaktadır” bilgisini verdi.
Şehir yaşamı, artan kirlilik ve bilinçsiz antibiyotik kullanımının bağışıklık dengesini bozduğunun altını çizen Prof. Dr. Özlem Su Küçük, 2000’li yıllardan itibaren öne çıkan teorilere değindi. Çocukların aşırı steril ortamlarda büyütülmesinin ve gereksiz antibiyotik kullanımının Hijyen Hipotezi çerçevesinde Tip 2 immüniteyi tetiklediğini ifade eden Küçük, kırsal bölgede büyüyen çocukların ise bakteriyel ve paraziter enfeksiyonlarla daha sık karşılaşması sebebiyle bağışıklık yanıtının T Helper 1 (Th1) yönüne kaydığını belirtti.
Prof. Dr. Bengü Nisa Akay: Çocukluk çağındaki güneş yanıkları cilt kanseri riskini artırıyor
Epitelyal bariyer hipotezi doğrultusunda çevresel faktörlerin deri ve mukoza bariyerlerini bozmasıyla birlikte günümüzde birbirinden bağımsız pek çok alerjik ve immün sistem hastalığının görülme sıklığının arttığını sözlerine ekledi.
YAZIYI PAYLAŞ
YORUMUNUZ VAR MI?