Batında gazlı bez unutulmasına ilişkin İstinaf Mahkemesi kararı

Yazan Dr. Erkin Göçmen
29 Ocak 2019 |   Kategori: Hukuk / Mevzuat, Üye Yazıları Print

Ameliyat sahasında, özellikle de batında, gazlı bez ve benzeri yabancı cisim unutulması olgularında genel olarak hekimin sorumluluğu yoluna gidilmektedir. Bu vakalarda, Adli Tıp Kurumu, yerleşik hale gelen yaklaşımında ameliyatta gazlı bez sayımından sorumlu olan ameliyat hemşirelerinin davranışını “tıp kurallarına aykırı” görmekte, ameliyattan sorumlu cerrahın ameliyat sahasını kapatmadan önce yeterli kontrolü yapmamasını ise “eksiklik” olarak nitelendirmektedir. Yargıtay da ameliyat sahasını kapatmadan önce yeterli kontrolün yapılmamasını cerrah bakımından kusur olarak kabul etmektedir.

Ancak kimi durumlarda yabancı cisim unutulan hastanın daha önce de bir ya da birkaç kez ameliyat olması söz konusu olabilir. Bu durumda yabancı cismin (gazlı bezin) hangi ameliyatta unutulduğu tartışması ortaya çıkacaktır. Bu yazımızda ele alacağımız vakada da benzer bir durum gerçekleşmiştir. İstinaf Mahkemesinin bu soruna yaklaşımı konusunda fikir vermesi bakımında önemli gördüğümüz bir mahkeme kararını aşağıda yayınlıyoruz.

Anayasa Mahkemesi’nden emsal nitelikte önemli malpraktis kararı

Davacı vekili, dava dilekçesinde; müvekkilinin öğretmen olduğunu, 25/06/2008 tarihinde sezaryen doğum yapmak üzere Özel… Hastanesine yatış yaptığını, yine aynı tarihte Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr… tarafından sezaryen doğum gerçekleştirildiğini ve 27/06/2008 tarihinde taburcu edildiğini, müvekkilinin taburcu edilmesinden sonra sürekli karın ağrısı ve el parmaklarının şişmesi sonucu 26/04/2011 tarihinde 19 Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezine başvurduğunu, burada yapılan tetkikler sonucunda operasyon amacı ile 19 Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezine yatırıldığını, bu hastanece yapılan ameliyat sonucu batında gossisibipoma tespit edildiğini ve 1 adet batın kompresi çıkarıldığını, Op. Dr K…’nın ağır kusur ve ihmali sonucu müvekkilinin karnında sargı bezi unutarak müvekkili ve ailesinin zor günler geçirmesine neden olduğunu, müvekkilinin psikolojik tedavi görmek de dahil olmak üzere elem ve ızdırap çektiğini, bu nedenlerle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 60.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, cevap dilekçesinde; davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığını, davacının doğumunun müvekkili tarafından 25/06/2008 tarihinde gerçekleştirildiğini, doğum sırasında herhangi bir problem olmadığını, davacı tarafın 25/06/2008 tarihli sezaryen esnasında batın içerisinde sargı bezi bırakıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, müvekkili tarafından yapılan sezaryende batın içerisinde spanç veya gaz kompresi kullanılmadığını, davacının son şikayeti üzerine Özel … Hastanesinde tetkiklerinin yapıldığını, daha sonra ise davacının 19 Mayıs Üniversitesine başvurduğunu, davacının dava dilekçesinde belirttiği şekilde karın ağrısı nedeni ile 19 Mayıs Üniversitesine başvurusunun olmadığını, sargı bezinin ilk sezaryen ameliyatı sırasında bırakılma ihtimalinin yüksek olduğunu, bu nedenle davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davacının 26/04/2011 tarihinde 19 Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama Araştırma Merkezinde yapılan tetkikler sonucunda batın alt kadranında 107-90-11 ebatlarında gazlı bez tespit edildiği, mahkemece toplanan delillerden ve tedavi evraklarından davacının 2008 yılında davaya konu ameliyatı geçirdiği, bunun haricinde 2003 ve 2005 tarihlerinde karın bölgesinden iki ayrı ameliyat geçirdiği, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu ve Yüksek Sağlık Şurasından alınan raporlara göre, davacının daha önceden geçirmiş olduğu iki ameliyat sebebi ile batın içi yabancı cisimlerin semptom vermeden uzun süre kalabileceği, bu sebeple davalı doktora kusur atfedilemeyeceği ve davalı doktorun vekalet görevini yürütürken gerekli titizliği ve özeni gösterdiği anlaşıldığından, davanın reddine karar verilmiştir.

Yargıtay’dan laparoskopik safra taşı ameliyatına ilişkin malpraktis kararı

Hükme karşı davacı vekili, dava dilekçesindeki iddialarını tekrarla; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin davaya konu olaydan önce de iki ameliyat geçirdiğini, ancak şikayetinin son ameliyattan sonra ortaya çıktığını, ispat yükünün davalı tarafa geçtiğini belirterek, istinaf isteminde bulunmuştur.

Dava, taraflar arasındaki vekalet ilişkisi ve davalı doktorun özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.

Dosya kapsamında Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca aldırılan Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu’nun 29/02/2012 tarihli raporunda:

“…batındaki yabancı cismin kişinin en son geçirdiği sezaryan ameliyatında unutulmuş olmasının daha muhtemel olduğu, kişinin operasyon bölgesinde gazlı bez unutulması olayında gazlı bez sayımını düzgün yapmayan ameliyat hemşiresinin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olmadığı, doktorun ise ameliyat sahasını kapatmadan önce yeterli kontrolü yapmamasının bir eksiklik olduğunun” bildirildiği, akabinde düzenlenen Adli Tıp Genel Kurulu’nun 26/02/2015 tarihli raporunda ise, “…genel uygulamalarda tüm batın operasyonlarında batın kapatılmadan önce kullanılan malzemelerin sayımının öncelikle ameliyat hemşiresi tarafından yapılıp kayda alınması, ameliyat bitiminde ameliyat yapan hekim ve ameliyat hemşiresi tarafından tutanağın imzalanması gerektiği, ancak kişinin daha önce 2003 ve 2005 yılında iki kez ameliyat olduğu, batın içi yabancı cisimlerin uzun süre herhangi bir sempton vermeden sessiz kalabileceği bilinmekle, mevcut tıbbi belgelere göre, batın içinde tespit edilen yabancı cismin hangi ameliyatta unutulduğunun bilinemeyeceğinin belirtildiği”,

Sonrasında aldırılan Yüksek Sağlık Şurası raporunda ise:

“…batın operasyonlarında batını kapatmadan önce kullanılan malzemelerin sayımının öncelikle ameliyat hemşiresi tarafından yapılıp kayda alınması gerektiği, ameliyat bitiminde ise ameliyat yapan hekim ve ameliyat hemşiresi tarafından tutanağın imzalanması gerektiği, ancak dosyadaki belgelerden, imzalanmadığının görüldüğü, bunun bir eksiklik olduğu, batında yabancı bir cisim unutulmasının tıbbi bir hata olduğu, ancak kişinin daha önce 2003 yılında sezaryan, 2005 yılında ise endometrium ameliyatı ve 2008 yılında tekrar sezaryan ameliyatı dahil üç kez ameliyat olduğunun kayıtları olduğu, batın içi yabancı cisimlerin uzun süre herhangi bir sempton vermeden sessiz kaldığının bilindiği, bu sebeple batın içinde tespit edilen yabancı cismin hangi ameliyatta unutulduğunun bilinemeyeceği cihetle, davalı doktora kusur atfedilemeyeceğinin” belirtildiği görülmüş ve işbu raporlara dayanılarak hüküm kurulmuştur.

İstinaf Mahkemesi: Ameliyatta idrar borusunun kopması komplikasyondur

Adli Tıp ve Yüksek Sağlık Şurası raporlarına davacı tarafça itiraz edilmiş, buna karşın Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin yerleşmiş içtihatlarında bahsi geçtiği şekilde, Üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek akademik kariyere sahip doktorlardan oluşturulacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek rapor alınmamış ve raporlar arasındaki çelişki de giderilmemiştir. Hal böyle olunca, mahkemece yapılacak iş; (Samsun İli Dışındaki) Üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek, aralarında konularında uzman, Kadın Hastalıkları ve Doğum, İç Hastalıkları ve Genel cerrahi uzmanlarının da bulunduğu akademik kariyere sahip doktorlardan oluşturulacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek, davacı tarafın Adli Tıp Kurumu ve Yüksek Sağlık Şurası Raporlarına itirazları da gözönünde bulundurularak ve bu itirazları da değerlendirilmek suretiyle; öncelikle yapılan son sezaryen ameliyatı sırasında batın içindeki cismin fark edilip fark edilemeyeceği, batın içindeki cismin ultrasonla yapılan kontroller ve daha önceki ameliyatlar sırasında fark edilip fark edilemeyeceği hususlarının da açıklanarak, davacının tedavisine ilişkin seyrin tespiti, bu olayda davalı doktorun hafif bile olsa kusurunun olup olmadığı, var ise kusurunun tür ve niteliğinin net şekilde nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve yargı denetimine elverişli, önceki raporlar arasındaki çelişkiyi de giderir şekilde bilirkişi kurulu raporu alınmak ve bu şekilde alınacak rapor ile davalı doktor ile ilgili aynı olay nedeniyle açılan ve halen derdest bulunduğu anlaşılan Samsun 12.Asliye Ceza Mahkemesi’nin … E.sayılı dosyasının akibeti ve dosya içinde mevcut raporlar da araştırılmak suretiyle, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerektiği, sonuç itibariyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMUNUZ VAR MI?

avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler
yusuf canbay
yusuf canbay

muhtemelen diye bir suçlama yasal olamaz

Araç çubuğuna atla