Prof. Dr. Fevzi Altuntaş: Yapay Zekâ ve Dijital İkiz Teknolojisi ile Hastalıkların Tanısında Yeni Dönem

Yazan Hatice Pala Kaya
16 Nisan 2026  |   Kategori: Güncel / Literatür Print

Hemostaz ve tromboz alanında son yıllarda kaydedilen bilimsel gelişmelerin, tanı ve tedavi yaklaşımlarında köklü bir dönüşümü beraberinde getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, özellikle yapay zekâ destekli kişiselleştirilmiş pıhtılaşma yönetimi ile hücre spesifik tedavi yaklaşımlarının bu dönüşümün merkezinde yer aldığını belirtti. Geleneksel olarak TTP, PNH ve tromboz gibi hastalıkların standart tedavi protokolleriyle yönetildiğini ifade eden Prof. Dr. Altuntaş, 2025-2026 itibarıyla bu yaklaşımın yerini veri temelli modellere bıraktığını, bu yeni dönemde hastaların genetik yapısı, yaşam tarzı ve biyokimyasal verileri yapay zekâ algoritmalarıyla analiz edilerek risklerin yüksek doğruluk oranlarıyla öngörülebildiğini açıkladı.

Prof. Dr. Altuntaş, “Kanama veya tromboz riskleri yüzde 90’ın üzerinde doğruluk oranlarıyla tahmin edilebilmektedir” diyerek bu teknolojinin klinik karar süreçlerine önemli katkı sağladığını ifade etti.

Prof. Dr. Fevzi Altuntaş: Yapay Zekâ ile Kanser Tedavisinde Kişiye Özel Dönem Başladı

Hemostaz ve Trombozda Güncel Bilimsel Yaklaşımlar Ele Alındı

II. Ulusal Hemostaz ve Tromboz Kongresi, “Yaşam ile Ölüm Arasındaki Denge: Hemostaz ve Trombozun Akılcı Yönetimi” temasıyla 9-12 Nisan 2026 tarihleri arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde gerçekleştirildi. “Kanama ve Trombozda Güncel Paradigma: Tanı, Tedavi ve Kişiselleştirilmiş Yaklaşımlar” ana çerçevesinde düzenlenen bilimsel toplantı; insan fizyolojisinin en kritik sistemlerinden biri olan hemostazın kapsamlı şekilde ele alındığı, ulusal ölçekte öncü bir organizasyon olarak dikkat çekti.

Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Hemostaz ve Tromboz Derneği Kurucu Başkanı Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, hemostaz ve tromboz alanında gelinen noktayı değerlendirerek, özellikle tanı süreçlerinde teknolojinin sağladığı imkânların büyük bir ivme kazandırdığını ifade etti. Tanıdan önce hastalıkların önlenmesine yönelik geliştirilen testlerin önemine dikkat çekerek, özellikle pıhtı oluşumunu önlemeye yönelik teknolojilerin hızla geliştiğini vurguladı.

Yapay Zekâ ve Dijital İkiz Teknolojisi Öne Çıkıyor

Dijital ikiz teknolojisinin bu süreçte kritik bir rol üstlendiğini belirten Prof. Dr. Altuntaş, “Hastanın pıhtılaşma sisteminin dijital bir simülasyonu oluşturularak tedavi seçenekleri gerçek hastaya uygulanmadan önce sanal ortamda test edilebilmektedir. Bu yaklaşım, tedavi etkinliğini artırırken komplikasyon riskini anlamlı şekilde azaltmaktadır. Yapay zekâda bazı parametreleri giriyoruz, bu bize kabaca bir yol gösteriyor. Bu yol gösterme doğrultusunda biz de tanı, tedavi ve takip süreçlerimizi planlıyoruz. Buna “dijital ikiz yaklaşımı diyoruz” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Fevzi Altuntaş: Yapay zeka lenfoma tedavi ve yönetiminde çığır açacak

Bu sistemin klinik pratiğe önemli katkılar sunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Altuntaş, şu bilgileri paylaştı “Ciddi anlamda bizlere yardımcı oluyor ve rehberlik ediyor. Tanı sürecini kolaylaştırıyor. Erken tanı, önleme, tanı konulamayan olguların değerlendirilmesi, tedavi ve tedavi sonrası takip süreçlerini optimize ve standardize ediyor. Dijital ikiz yaklaşımı klinik karar süreçlerini bütüncül şekilde destekliyor. Kimde tromboz gelişecek, bunu önleyebilir miyim, hangi önlemleri almalıyım, gelişirse ne yapmalıyım ve hastayı nasıl takip etmeliyim gibi tüm süreci bir bütün olarak önümüze koyuyor” dedi.

Hücre Hedefli ve Genetik Tedavilerde Çığır Açan Gelişmeler

Hemostaz alanındaki ikinci büyük dönüşümün, hastalığın moleküler temeline yönelik geliştirilen tedaviler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Altuntaş, özellikle genetik ve hücre hedefli yaklaşımların dikkat çektiğini belirtti. TTP hastalarında eksik olan ADAMTS13 enziminin genetik düzeyde yeniden üretimini hedefleyen tedavilerin umut verici sonuçlar ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Altuntaş, bu gelişmenin “ömür boyu plazma değişimi gereksinimini ortadan kaldırabilecek potansiyele sahip” olduğunu kaydetti.

Ayrıca sentetik trombositlerin de önemli bir yenilik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Altuntaş, “İmmün sistem tarafından tolere edilebilen bu yapay trombositler, klinik çalışmalarda transfüzyon bağımlılığını azaltabilecek yeni bir tedavi platformu olarak öne çıkmaktadır” bilgisini verdi.

“Sıfır Hata” Hedefine Doğru

Gelişen teknolojilerin klinik uygulamalara yansımasının “sıfır hata” yaklaşımıyla özetlenebileceğini dile getiren Prof. Dr. Altuntaş, özellikle antikoagülan tedavilerde en büyük risklerden biri olan intrakraniyal kanama oranlarının, akıllı izlem sistemleri, gerçek zamanlı veri analizi ve genetik uyumlu tedavi stratejileri sayesinde belirgin şekilde azaldığını bildirdi.

Kişiselleştirilmiş Tıp Modeline Geçiş

Yeni dönemde hemostaz ve tromboz yönetiminin “herkese aynı tedavi” anlayışından uzaklaştığını belirten Altuntaş, bunun yerine “her hastaya özgü, terzi usulü tedavi” modelinin benimsendiğini vurguladı. Bu dönüşümün yalnızca tedavi başarısını artırmakla kalmadığını, aynı zamanda hasta güvenliği, yaşam kalitesi ve sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından da önemli kazanımlar sağladığını sözlerine ekledi.

Prof. Dr. Altuntaş: Yapay zeka kanser teşhisinde başarılı sonuçlar vermeye başladı

Hemostaz ve Trombozda Erken Tanı Hayat Kurtarır

Topluma verilen en önemli mesajın erken tanı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Altuntaş, “Kanserde nasıl erken tanı hayat kurtarır diyorsak, hemostaz ve trombozda da erken tanı hayat kurtarır” dedi. Özellikle nadir hastalıkların erken teşhisinin önemine değinerek, “TTP, PNH ve HUS gibi hastalıklarda erken teşhis hayat kurtarıcıdır” ifadelerini kullandı.

Nedensiz Morarma ve Kanamalar Gözardı Edilmemeli

Kanama ve pıhtılaşma hastalıklarında toplumsal farkındalığın artırılmasının önemine vurgu yapan Altuntaş, nedensiz morarmalar, uzun süren kanamalar, bacakta ani şişlik ve ağrı, ani nefes darlığı, sık burun ve diş eti kanamaları ile kadınlarda aşırı âdet kanamalarının önemli uyarı işaretleri olduğunu belirtti. Bu tür durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiğinin altını çizdi.

Hemofili Tedavisinde Umut Veren Gelişmeler

Konuşmasında, 17 Nisan Dünya Hemofili Günü’ne de değinen Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, bu özel gün vesilesiyle kongrenin zamanlamasının anlamlı olduğunu ifade etti. Tedavi alanında yeni ilaçların ve özellikle hemofilide uygulanan gen tedavilerinin çığır açtığını vurgulayan Altuntaş, bu gelişmelerin hastaların hem yaşam kalitesini hem de yaşam süresini önemli ölçüde artırdığını, gen tedavilerinin dahi erişilebilir hale gelmeye başladığını kaydetti.

Yapay Zeka, Pankreas Kanserini Radyologlardan Daha Doğru ve Hızlı Tespit Ediyor

Aspirin Kullanımına Uyarı: “Herkese Rutin Önerilmemeli”

Aspirinin halk arasında yaygın olarak “kan sulandırıcı” şeklinde bilindiğini hatırlatan Prof. Dr. Altuntaş, bu ilaçların bilinçsiz kullanımına karşı uyarıda bulunarak, “Aspirin herkese rutin olarak önerilmemeli. Özellikle sağlıklı yaşlı bireylerde rutin kullanımı uygun değildir. Aspirinin bazı kanser türlerinde koruyucu etkisine ilişkin veriler çelişkili. Kolorektal kanser gibi bazı alanlarda olumlu veriler olsa da bilinçli kullanmak gerekir” dedi.

Bu nedenle aspirin ve benzeri ilaçların mutlaka hekim kontrolünde ve risk temelli olarak kullanılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, “Bu kan sulandırıcı ilaçların, birincil olarak mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gerektiğinin altını çizmek isterim. İkinci olarak ise bu ilaçlar risk temelli yaklaşım ile özellikle yüksek riskli hastalarda uygulanmalıdır. Özellikle kanser alanında kullanılacaksa, genetik testleri yapılmış ve bu testlerde riskli sonuçları olan yüksek riskli bireylerde verilmesi gerektiğini vurgulamak isterim. Evet, kanserde bu kan sulandırıcı ilaçlar faydalı olabilir ancak her hastada kullanılmamalıdır. Belli bir yaşın üzerindeki bireylerde, özellikle kalp hastalığı veya koroner kalp damar problemleri yoksa, bu ilaçlar rutin olarak kullanılmamalıdır. Kullanılacaksa da mutlaka doktor kontrolünde uygulanmalıdır” bilgisini verdi.

Düzenli aspirin kullanımı Over Kanseri riskini %20 azaltıyor

Doç. Dr. Veysel Gök: Kanama ve Tromboz Arasındaki Denge Hayati Öneme Sahip

Hemostaz ve Tromboz Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Veysel Gök ise, hemostaz dengesinin insan yaşamı açısından kritik rolüne dikkat çekerek, “Yaşam ve ölüm arasında nasıl bir denge varsa, insan vücudunda da kanama ve tromboz arasında önemli bir denge var. Biz buna hemostaz diyoruz” ifadelerini kullandı. Gök, II. Ulusal Hemostaz ve Tromboz Kongresi kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin, “Bu kongrede hemostazın oluşturduğu hayati dengeyi bilimsel ve multidisipliner bir yaklaşımla tartışmayı hedefledik. İki gün boyunca da oldukça verimli tartışmalar gerçekleştirildi” bilgisini verdi.

Tedavi süreçlerindeki tarihsel gelişime de değinen Doç. Dr. Gök, “Geçmişten bugüne baktığımızda çok önemli değişiklikler olduğunu görüyoruz. Kan transfüzyonuyla başlayan süreç; plazma kaynaklı faktörler, rekombinant faktörler, bunların uzun etkili formları ve faktör dışı tedavilerle devam etti. Günümüzde ise gen tedavisine kadar uzanan önemli ilerlemeler söz konusu. Bu gelişmelerle birlikte hastalarımıza çok değerli tedavi seçenekleri sunuluyor” diye konuştu.

Modern tıpta hemostaz dengesinin yönetiminin kritik olduğuna işaret eden Gök, “Kanamayı kontrol altına alırken aynı zamanda trombozu da iyi yönetmemiz gerekiyor. Bu dengeyi sağlamak son derece önemli. Belki biz pediatrik hematologlar olarak nispeten daha avantajlı bir gruptayız. Ancak erişkin hastalarda bu dengeyi sağlamak çok daha karmaşık olabiliyor” dedi. Yeni tedavi yöntemlerinin sunduğu avantajların yanında yeni sorumluluklar da getirdiğini belirten Gök, “Yeni tedaviler önemli avantajlar sağlıyor ancak aynı zamanda daha fazla çalışma ve daha fazla bilimsel tartışmayı da beraberinde getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Yapay zeka kanser tanı ve tedavisinin kaderini değiştirebilir mi?

Prof. Dr. Vahap Okan: “Gen Tedavisi Hemofili Hastalarında Faktör İhtiyacını Ortadan Kaldırabiliyor

Dernek üyesi Prof. Dr. Vahap Okan da hemofili hastalığının tedavi süreçlerindeki gelişmeler ve gen tedavisinin ulaştığı noktaya ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Hemofilinin temel özelliklerine değinen Okan, “Dünya Hemofili Günü 17 Nisan’da hemofiliye dikkat çekmek ve farkındalığı artırmak amacıyla tüm dünyada anılmaktadır. Hemofili, pıhtılaşma faktörlerinin eksikliği ve işlev bozukluğuyla giden, X’e bağlı kalıtsal bir kanama bozukluğudur” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de hemofili tedavisinde son yıllarda kayda değer ilerlemeler sağlandığını vurgulayan Okan, “Türkiye’deki hemofili tedavisinde başarı son 40-50 yılda önemli ilerlemeler göstermiştir. 1970’li ve 1980’li yıllarda kan ürünleri tedavisi uygulanırken, 1990’lı yıllarda faktör konsantreleri kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonra uzun etkili faktörler geliştirilmiş, son dönemde ise cilt altı tedavi yöntemleri devreye girmiştir ve Türkiye’de de aktif olarak kullanılmaktadır” dedi.

Gen Tedavisiyle Hemofili Hastalarında Uzun Süreli Kontrol Sağlandı

Gen tedavisi alanındaki gelişmelere de dikkat çeken Prof. Dr. Okan, Türkiye’de bu alanda yürütülen klinik çalışmalara ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Gen tedavisinde Türkiye’de İzmir, Adana, Gaziantep ve İstanbul olmak üzere dört merkezde uygulamalar gerçekleştirildi. Ön sonuçlar umut vaat ediyor gözükmektedir. Kendi uyguladığım bir hastada, gen tedavisinin ardından uzun yıllardır hiçbir şekilde faktör tedavisi almamaktadır” bilgisini verdi.

Hemofili nedir? Neden olur? Belirtileri ve tedavisi

Uluslararası uygulamalara da değinen Prof. Dr. Okan, “Gelişmiş Batı ülkelerinde gen tedavisi yaygınlaşmaya başladı. Türkiye’de ise şu anda klinik çalışmalar kapsamında yürütülmektedir. Önümüzdeki süreçte hemofili hastalarının bu tedavilere daha geniş ölçekte erişmesi mümkün olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Cengiz Demir: “Sezaryen Sonrası Tromboz Riski 60 Kata Kadar Artabiliyor

Kongre Başkanı Prof. Dr. Cengiz Demir, gebelik sürecinde hemostaz dengesinin korunmasının anne ve fetüs sağlığı açısından kritik olduğunu belirterek, özellikle doğum şeklinin tromboz riski üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

Gebeliğin fizyolojik bir süreç olduğunun altını çizen Prof. Dr.Demir, “Gebelik fizyolojik bir olay. Bir kadının rahminde yeni bir canlı oluşumu söz konusu. Bu süreçte bir yandan kanama olmaması gerekirken, diğer yandan plasental damarlar aracılığıyla bebeğin beslenmesinin kesintisiz devam etmesi gerekir. Bu damarların tıkanması durumunda gebeliğin sürmesi mümkün değildir” ifadelerini kullandı. Bu nedenle gebeliğin “çok ince ve hassas bir denge içerisinde” devam ettiğini vurgulayan Demir, “Kadının aşırı kilo alması, ek hastalıklarının bulunması veya bazı ilaçların kullanılması durumunda tromboz riski normal popülasyona göre 4-5 kat artmaktadır. Yapılan çalışmalar bu artışı açıkça göstermektedir” diye konuştu.

Doğum Şekli Tromboz Riskinde Belirleyici: Sezaryen Riskleri Artırıyor

Doğum şeklinin tromboz riski açısından belirleyici olduğuna dikkat çeken Prof. Dr.Demir, özellikle sezaryen sonrası döneme ilişkin önemli uyarılarda bulundu. “Doğum sonrası dönem, özellikle sezaryen olan gruplarda daha kritik bir hal almaktadır. Cerrahi işlem sırasında oluşan kesiler ve buna bağlı gelişen enflamasyon ortamı ile plasentanın hızlı ayrılması sonucu damar hasarı meydana gelmektedir. Bu durum tromboz riskini belirgin şekilde artırmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

Tromboz nedir? Belirtileri ve tedavisi

Risk artışının boyutuna da değinen Prof. Dr. Demir, “Normal gebelikte tromboz riski yaklaşık 4-5 kat artarken, sezaryen sonrası dönemde bu riskin 20 ila 60 kat arttığını biliyoruz. Normal doğumun bu noktada özellikle değerlendirilmesi ve önemsenmesi gerektiğine inanıyorum.  Tromboz riski doğumdan sonra yaklaşık 6-8 hafta devam etmektedir. Bu süreçte özellikle risk grubundaki hastalarda trombozu önlemeye yönelik tedavi veya profilaktik yaklaşımların sürdürülmesi büyük önem taşımaktadır” dedi.

YORUMUNUZ VAR MI?

guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör
Araç çubuğuna atla