
Halluks valgus ameliyatı, ayak başparmağını dışa doğru kaydıran kemik eksenini yeniden hizalayan ve kemiğin yeni konumunu küçük bir vida ya da plakla sabitleyen bir ortopedi işlemidir. Halk arasında bunyon ya da başparmak çıkıntısı diye bilinen tablonun cerrahi tedavisidir.
Halluks valgus ameliyatı denince çoğu kişinin aklına önce çıkıntının görüntüsü gelir. Oysa cerrahi kararı belirleyen şey görüntü değil, ağrının günlük yaşama ne kadar karıştığıdır. Ameliyatın kimlere önerildiği, deformitenin derecesine göre hangi tekniklerin konuşulduğu ve muayeneye giderken nelerin hazırlanabileceği yazının devamında yer alıyor.
Halluks valgus ameliyatı, ağrı yürüme mesafesini kısalttığında, geniş burunlu modeller dışında hiçbir ayakkabı rahat gelmediğinde ve aylarca denenen ameliyatsız yöntemler fayda sağlamadığında gündeme gelir. Çıkıntının görünümü tek başına cerrahi gerekçe sayılmaz.
Muayenede bakılan başka işaretler de vardır. İkinci ve üçüncü parmak tabanında nasır ya da batma, başparmağın ikinci parmağın altına girmesi ve gece ateli ile tabanlık gibi desteklere rağmen şikâyetin sürmesi bunların başında gelir. Birden fazla bulgu bir aradaysa ve ağrı aylardır aynı yerde tekrarlıyorsa cerrahi seçenek konuşulur.
Ameliyat için üst yaş sınırı yoktur, alt sınırı ise kemik gelişiminin tamamlanması belirler. Kemik gelişimi bitmeden yapılan düzeltmede kayma geri dönebildiği için ergenlik çağındaki başvurularda genellikle beklenir.
İleri yaşta karar, takvim yaşından çok kemik kalitesine, eklem yüzeyinin durumuna, ayağa giden dolaşıma ve genel sağlığa göre verilir. Şeker hastalığı, dolaşım sorunu ya da ayakta aktif bir enfeksiyon varsa halluks valgus ameliyatı için doğru zamanlama da değişebilir.
Deformitenin derecesi, ayakta basarak çekilen röntgende başparmak ile ayak tarağı kemikleri arasındaki açıların ölçülmesiyle belirlenir. Ölçümde iki değer öne çıkar: başparmağın dışa kayma açısı (HVA) ve birinci ile ikinci ayak tarağı kemikleri arasındaki açı (IMA).
Röntgenin ayakta çekilmesi önemlidir, çünkü vücut ağırlığı binmediğinde açı olduğundan küçük görünebilir. Aynı filmde eklem yüzeyinde kireçlenme olup olmadığına da bakılır. Çıkıntıdan çok eklem sertliği ve hareket ağrısı ön plandaysa tablo halluks rigidus olarak ele alınır ve planlama değişir.
Teknik, deformitenin derecesine, etkilenen ekleme ve kemik kalitesine göre tercih edilir. Hafif ve orta deformitede ayak tarağı kemiğinin uç ya da gövde bölümüne kesi yapılır, ileri deformitede ise kemiğin taban bölümüne ya da taban eklemine yönelen girişimler konuşulur.
| Deformite düzeyi | Kesinin yapıldığı bölge |
| Hafif | Birinci ayak tarağı kemiğinin uç bölümü |
| Orta | Kemiğin uç ya da gövde bölümü |
| İleri | Kemiğin taban bölümü ya da taban eklemi |
| Başparmak ekleminde kireçlenme | Başparmak eklemi (MTP) |
Tablo genel bir çerçeve sunar, kişiye uygulanacak yöntemi muayene ve röntgen bulgusu belirler. Başparmak ekleminin birleştirilmesi o eklemin hareketini kaldırdığı için hallux valgus ameliyatı planında genellikle eklemde kireçlenme olan ayaklarda kireçlenme çok ileri safhada ise düşünülür. Lapidus ise başparmak eklemine değil, ayak tarağı kemiğinin orta ayakla birleştiği taban eklemine uygulanır.
Açık ve kapalı yöntem arasındaki temel fark, cilt kesisinin boyutu ve düzeltmenin nasıl görüldüğüdür. Kapalı teknikte milimetrik kesilerle çalışılır ve düzeltme görüntüleme cihazıyla takip edilir, bu yöntemde birden fazla kesi ve yara izi vardır ve yumuşak doku hasarlanması söz konusudur. Açık yöntemde kesi çoğunlukla başparmağın iç yüzünde kalır ve kemik doğrudan görülerek hizalanır. Benim uyguladığım minimal invaziv teknikte ise bir adet küçük bir kesi mevcuttur, kemik hizalanması açık teknikteki kadar iyidir ve yumuşak doku hasarı neredeyse yoktur, yara izi küçük kalır ve zamanla kaybolur.
Muayeneye giderken hazırlanabilecek birkaç soru, bunyon ameliyatı görüşmesinin daha verimli geçmesini sağlar. Cevapları kısa notlar halinde yanınızda götürmek yeterli olur.
Sık sorulan sorular çoğunlukla yürüme, vidalar ve tekrarlama riski üzerine yoğunlaşıyor.
Uygun görülen hastalarda aynı gün, anestezinin etkisi geçtikten sonra sert tabanlı ameliyat ayakkabısıyla ve topuk ağırlıklı basılarak kısa mesafe yürünebilir. Yürüme izni seçilen tekniğe ve yapılan sabitlemeye göre değişebilir.
Vidalar kemiğin içine gömülü olduğu için dışarıdan hissedilmez ve havaalanı dedektörleri çoğu zaman alarm vermez. MR çekimi de implant bilgisi önceden paylaşılarak çoğu merkezde yapılabilir.
Elde edilen düzeltme çoğu kişide kalıcıdır, ancak teorik olarak açı yıllar içinde bir miktar geri dönebilir. Yalnız çıkıntının tıraşlandığı, eksenin düzeltilmediği girişimlerde veya yetersiz yapıldığında kayma daha erken geri gelir. Hiçbir teknik tekrar ihtimalini tamamen ortadan kaldırmaz.
İki ayakta da deformite varsa aynı seansta düzeltme mümkündür. Sadece cerrahi süre uzar. Karar röntgen bulgusu ve günlük düzene göre birlikte verilir.
Benim uyguladığım minimal invaziv teknikte minimal kesiden tam düzeltme elde edilir, hasta aynı gün ayağa kalkar ve tam yük vererek yürür; alçı, koltuk değneği veya yürüme botu kullanımı gerekmez. Günlük işlerine hemen döner ve çoğunlukla yardım gerekmez.
Yazıdaki bilgiler genel niteliktedir ve muayenenin yerine geçmez. Hangi tekniğin uygun olduğuna, ayağınızın röntgeni ve muayene bulgularıyla birlikte hekiminiz karar verir.
YAZIYI PAYLAŞ
YORUMUNUZ VAR MI?