Kansere karşı savaşma kabiliyeti olan yeni bir bağışıklık hücresi keşfedildi!

Yazan Hatice Pala Kaya
Kategori: Güncel / Literatür, Kanser, Onkoloji Print

Hacettepe Üniversitesi, Kanser Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı Tümör Biyolojisi ve İmmünoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güneş Esendağlı ve ekibi tarafından bağışıklık sistemi hücreleri üzerine yapılan çalışmada, kanser hastalarının kanında bulunan ve kansere karşı savaşma kabiliyetini yitirmemiş olduğu belirlenen yeni bir hücre grubu belirlendi. Yapılan çalışma ile bağışıklık hücrelerinden bazı alt tiplerin kansere karşı savaşmaya devam edebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Esendağlı, bahsedilen hücrenin, kanser hastalarının kan dolaşımında bulunan bir hücre olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Güneş Esendağlı, TÜBİTAK desteğiyle başladıkları çalışmada, kanserli hastalarda bağışıklık yanıtlarını tetikleyebilecek hücreler oluştuğunu ispatladıklarını belirterek, bunun kanser hastalarının tedavisinde kullanılabileceği ihtimali doğurduğunu; çalışmanın ilerletilmesi için desteğe ihtiyaç duyduklarını ifade etti.

Yayın kapak konusu olacak

Çalışmalarının alanın en saygınlarından kabul edilen 1976 yılından beri yayımlanan Kanada, İtalya, Japonya ve İspanya’da immünoterapi ile çalışan konsorsiyum ve derneklerin ve Avrupa Kanser İmmünoterapisi Derneği’nin (Association for Cancer Immunotherapy) ortak yayın organı olan Cancer Immunology, Immunotherapy Dergisinin online versiyonunda yayımlandığını, basılı versiyonunda da kapak konusu olarak seçildiğini ve buluşlarının başka laboratuvarlarca da teyit edilmek üzere çalışıldığını belirten Prof. Dr. Esendağlı, tedaviye yönelik ilerleme yönünde olası başka çalışmalardan birkaç adım önde olduklarını belirterek, kendilerinin bu tedavinin Türkiye’de geliştirilmesi için çaba harcadıklarını açıkladı.

İmmüno onkoloji ile kanser tedavisinde yeni bir çağın kapıları açılıyor!

İmmünoterapinin temel yaklaşımı

Medikal Akademi Ankara Temsilcisi Hatice Pala Kaya’nın sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Güneş Esendağlı, kanser ve bağışıklık sistemi arasındaki ilişkiye dikkati çekerek, genel hayat tarzından kaynaklı geniş bir etken listesinin kansere neden olduğunu hatırlattı. İnsan vücudunda hemen her gün tümör olma olasılığı olan, mutant hücreler oluştuğunu ancak bağışıklık sisteminin bunları yok ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Esendağlı, yaşam tarzından kaynaklı olarak mutant hücrelerin sayısının artması, bağışıklığın zayıflaması gibi etkenler nedeniyle bir noktada mutant hücrenin tümöre dönüştüğünü anlattı.

“Mutant hücrelerin büyümeye başladığı ve bağışıklık sisteminin bununla başa çıkamadığı noktada ne oluyor?” sorusunu yanıtlayan Prof. Dr. Esendağlı, şu bilgileri verdi: “Bağışıklık sisteminde bu, ‘aslında ben bu kadar uzun süredir bunlarla yaşıyorum, acaba bu iyileşmeyen bir yara mı, tamir etmem gereken bir bozukluk mu’ algısına dönüşüyor ve bu sefer bağışıklık sistemi tümörün büyümesine destek vermeye başlıyor. İşte bu noktada immünoterapi dediğimiz tedavi çeşitleri gündeme geliyor.

Bu tedavi yaklaşımı neyi hedefliyor aslında? Tümör var, kanser var, immün sistem bunun içerisine doğru saldırmaya çalışıyor, saldıramıyor. Etraftan kanserin yok edilmesine destek vermeye çalışıyor. Bir tarafta yang-ying tarzında savaşmaya çalışan bir grup bağışıklık sistemi hücresi var; buna karşın kanserin ilerlemesine destek veren bir grup bağışıklık hücresi de var. En sonunda kansere destek veren kazandığı için hasta zaten kliniğe geliyor, hastalık her tarafına yayılmış oluyor. İmmünoterapide biz destek verenleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Bir de tümörle savaşmaya çalışanları keşfedip, onları güçlendirecek yöntemleri bulmaya çalışıyoruz.”

Esendağlı ve ekibi yeni bir hücre grubu keşfetti

Yapılan çalışmalarda, immün sistemin farklı karakterlerdeki hücrelerinin sınıflamasını, davranışlarının anlamaya çalışıldığını belirten Prof. Dr. Güneş Esendağlı, moleküler desenler aracılığıyla hücrelerin tümörle savaşma niteliği olup olmadığı gibi unsurlara bakarak immünoterapiye uygun olup olmadığının araştırıldığını kaydetti.

Kanser tedavisinde Küba aşısı gerçekten etkili mi? Cimavax efsanesi

Bu çalışma sırasında, varlığı bilinen monosit grubunda yeni bir hücre alt-grubu keşfettiklerini belirten Güneş Esendağlı, buluşlarını şöyle özetledi: “Kanserli insanlarda hücreler bağlamında, tümör hücrelerine destek veren, savaşmaya çalışan ve savaşmaya çalışanların da kaybettiği bir denge var. Monosit denilen bir hücre grubunun varlığı biliniyor. Monositler alt gruplara ayrılıyor. Monosit hücre grubunda, kansere karşı savaştığı düşünülen herhangi bir alt grup yoktu. Biz hala kansere karşı savaşma kapasitesi mevcut ve kanser hastalarında (normal kişide görülmeyen) ortaya çıkan bir hücre bulduk.

Monositlerle çalışırken karşımıza çıktı. Kanser hastalarında çıkınca hatta biz yine kansere destek veren başka bir hücre mi buluyoruz diye düşünmüştük. Tarama sırasında monositlerle çalışırken, ‘bu molekülün burada olmaması lazım’ diye düşünerek, hata yapıp yapmadığımızı kontrol ettiğimiz bir süreçte bu grupla karşılaştık. Uzun süren çalışmalarımız ve kontrollerimiz sonrasında bu keşfin bir hata değil aksine üzerine çalışılmaya değer bir bulgu olduğunu gördük.

Elli kişinin datasını geriye dönerek tekrar inceledik. O molekülün orada olmaması gerekiyordu, sağlıklı kişide yoktu, kanserli kişilerde vardı. Bu bir rastlantı da olabilir, tek bir molekül müdür yoksa bambaşka bir hücre grubu mudur diye irdelemeye başladık. ‘Yurtdışında bunu görüyorlar mı’ diye yurtdışı partnerlere fazla detay vermeden sorduk. Aldığımız yanıt ‘öyle şey olmaz’ olunca da doğru yoldayız diyerek 4 yıllık çalışmayı böylece başlatmış olduk.”

İmmünoterapide lenfositler yanında monositler de kullanılabilecek

Buldukları monosit molekülüne “CD66b pozitif monosit” kodunu verdiklerini ve “inflamatuar monositler” olarak adlandırdıklarını belirten Prof. Dr. Güneş Esendağlı, immünoterapide lenfositlerin uyarılmasında monositlerin kullanımı yönünde bir ihtimali ortaya çıkarmış olduklarını söyledi.

“Monosit üzerinden giden bir immünoterapi yok” diyen Prof. Dr. Esendağlı, lenfositlerle çok sayıda başarılı sonuçlar alındığını belirterek, şu bilgiyi verdi: “Bizim bulduğumuz monosit grubu, hasta kişinin lenfositleri sanki sağlıklı kişideymişçesine uyarabilecek kadar güçlü bir iş yapıyor. Özellikle, yaptığı bu güçlü iş, sadece kansere karşı gereken hangi silahlar varsa lenfositlerin o silahı çekmesini sağlıyor. Yani aslında lenfositler kendi başlarına hiçbir zaman uyarılmaz, hep monosite ihtiyaç duyar. Biz aslında lenfositi destekleyen, aynı zamanda kansere karşı savaşı yönetebilen ana hücreyi bulduk gibi bir heyecanımız var şu anda. O yüzden bu hücre belki de yeni nesil immünoterapilerin yeni hedefi olabilir.”

Prof. Dr. Aydıner: ASCO 2020’de immüno-onkolojik tedavi kombinasyonları ön plana çıktı

Çalışmaları ilerledikçe aynı grubu tümörün içinde de gözlemlediklerini, üstelik tümör içinde de aynı şekilde kaldıklarını; o grubun tümör dışına çıkarılması, kana nereden geldiği gibi çeşitli süreçler üzerinde çalıştıklarını bildiren Prof. Dr. Güneş Esendağlı, güçlü bir veri setine sahip hale geldiklerini, ekibin de bu konuda büyük deneyim kazandığını vurguladı.

“Bir tedavi bulunacaksa Türkiye’de bulunsun istiyoruz”

Bilgi düzeyi ve ekibin deneyiminin “bir tedavi bulunacaksa bunu Türkiye’de yapabiliriz” özgüvenine ulaşmalarını sağladığını anlatan Prof. Dr. Esendağlı, büyük araştırma bütçeleri olan ülkelerin hızla çalışarak önlerine geçme ihtimalinden endişe ettiklerini ancak kendilerinin de Hacattepe Üniversitesi bünyesinde keşfettikleri monosit grubunun RNA verilerine yönelik ilerleyen çalışmaları nedeniyle bir adım önde olduklarını dile getirdi.

Hacettepe Üniversitesi’nin çalışmalarına güçlü destek verdiğini, üniversitenin sahip olduğu genetik ve klinik çalışma altyapısı sayesinde ilerleme sağladıklarını aktaran Prof. Dr. Esendağlı şunları söyledi: “Monositlerin yüzde 5’i bütün kanser hastasının total kanının da yüzde 1’i civarında bir grup. Türkiye’deki nadir teknolojilerden bir tanesine sahibiz ve onları toplayabiliyoruz. Tek tüpe sadece o hücreyi atabiliyoruz.

O tüpteki hücreyi biz daha sonra genetik bölümüne götürüp, içerisinde o hücrelerin 20 bin tane farklı gen nasıl ifade ediliyor diye baktık. Tek hücrenin içerisindeki 20 bin gen tarandı ve o hücrenin farklı olduğu bu şekilde de kanıtlandı. Büyük bir evrenin aslında küçük bir toz tanesiyle uğraşıyoruz ve bunun da kansere çare olma olasılığı olduğunu da göstermek çok büyük ilerleme.

Çünkü artık moleküler tıp ya da immünoloji mikro tıp dediğimiz şey bu noktaya geliyor. O 20 bin genin şifresi bizde. Zaten o yüzden uyuyan hücrelerin şifresi, nedir bu şifre, şifre mi buldunuz diye bir algı var. Aslında durum, bu hücreyi gerçekten farklı yapan örüntüyü yayınladık. Bu hücre farklıdır, diğerleri ile alakası yoktur, fonksiyonu budur, moleküler deseni budur diye sonuca ulaştık. Şu anda çalışmalarımız sayesinde bu noktadan da bir adım öndeyiz; ama diğer gruplar bunu hızla tekrar edebilirler.”

Erken tanı ve tedavi ile milyonlarca kanser hastasının hayatı kurtarılabilir

“Tedaviyi oluşturabilecek güçteyiz”

Hacettepe Üniversitesi Kanser Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güneş Esendağlı, hücreleri ayrıştırıp, bir seri laboratuvardan bunu çıkarıp, sonra hastaya tedavi olarak verebilecek bir altyapıya sahip olduklarını belirterek, “Biz bu translasyonel tıbbı çalıştırabileceğimiz noktadayız çünkü ilk kez olan bir veri var elimizde” diye konuştu.

“Yurt dışında bulunsun, biz de kullanalım” olmasın istiyoruz, Türkiye’de olsun istiyoruz” diyen Prof. Dr. Esendağlı, ilerlemek istedikleri ve destek arayışlarının da bulunduğu süreci şöyle anlattı: “Bu hücresel bir tedavi olabilir. Hücreyi hedefleyecek başka bir ilaç ajanı keşfine de yardımcı olabilir. Şu an ilk etap çalışmamız; bağışıklık biliminde çalışıyoruz ve bu hücreleri sağlıklı kişiden aldığımız monositleri, bu hücreyi üretmek üzere modifiye edip, değiştirip yaratabilir miyiz ve sonra hastaya geri verebilir miyiz ya da hastanın savaşmayı bırakan monositlerini bu alt gruba çevirebilmenin yolu var mıdır diye çalışmak için çaba harcıyoruz.

Normal bir hücreyi, kanserle savaşma kapasitesi olan monosite çevirebiliyorsak, bunları tüp içerisinde çoğaltıp, sonra hastaya geri verdiğimizde tedaviye yönelik klinik çalışma aşamasına gelmiş olacağız. Bu hücreler gerçekten kansere karşı savaşırsa da yapılacak tek şey bu tedaviyi adoptif immün hücre tedavisinin uygulanması gibi yapılabilirliği mümkün bir işleme dönüştürmek olacaktır”

4 yılda tamamlanabilir

Prof. Dr. Güneş Esendağlı, kaynak bulmaları halinde 4 yıl içinde prekliniklerin tamamlandığı bir süreç öngördüğünü belirterek, kanser hastalıklarının tedavisinde Faz-1 araştırmasının yapısının farklı olduğunu, deneysel tedavinin mümkün olduğunu hatırlattı. Bu aşamada başarılı olunmasıyla hızla daha üst fazların yürütüldüğünü anlatan Esendağlı, “Yurtdışında böyle bir şeyin yapılması, üretilmesi, verilmesi ve bize gelmesi hem çok yazık olur, kendi datamızın, buluşumuzun gittiğini görürüz. Biz bu başladığımız ve ilerlediğimiz süreci sonuna kadar götürmek istiyoruz” dedi.

İmmünoterapi nedir, nasıl uygulanır? Kanser tedavisindeki faydaları

Preklinik çalışma için Sağlık Bakanlığı’nın fonu çok sınırlı

Prof. Dr. Esendağlı, çalışmalarının bu noktaya gelmesinde TÜBİTAK ve Üniversitesinden, Sağlık Bakanlığı’ndan güçlü destek gördüğünün altını çizerken, preklinik aşama için Sağlık Bakanlığı ya da diğer kamu fonlarının sınırlı kaldığını vurguladı.

Yurt dışında büyük ilgi gördü

Prof. Dr. Esendağlı, çalışmalarını yayına gönderdikten sonra, bu alanda saygın olan Kanada, İtalya, Japonya ve İspanya’da immünoterapi ile çalışan konsorsiyum ve derneklerin ve Avrupa Kanser İmmünoterapisi Derneği’nin (Association for Cancer Immunotherapy) ortak yayın organı olan Cancer Immunology, Immunotherapy editörlerinden tebrik aldıklarını, tam ikna için gerekli revize ve ilave çalışmaları da yaparak yayıma hazır hale getirdiklerini kaydederek, online versiyonda okuyucu ve atıf ilgi seviyesinin yüksek olduğunu, basılı versiyonda da çalışmalarının kapak konusu olarak seçildiğini bildirdi.

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMUNUZ VAR MI?

avatar
Araç çubuğuna atla