Koroner by-pass sonrasında gelişen görme kaybına ilişkin malpraktis davası

Yazan Dr. Erkin Göçmen

28 Mart 2018   |    1 Nisan 2018   |   Kategori: Hukuk / Mevzuat, Üye Yazıları Print


Anayasa Mahkemesi’nin tıp uygulamalarına ilişkin kararlarına her gün bir yenisi ekleniyor. Nitekim bugün yeni bir karar daha yayınlandı. Bu olgu koroner arter hastalığı bulunan bir hastaya uygulanan koroner by-pass  ameliyatı sonrasında gelişen retinal arter oklüzyonuna ilişkindi. Üniversite hastanesinde tatbik edilen ameliyattan sonra bir gözünde görme işlevini kaybeden hasta üniversiteden maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş ancak talebi yerel mahkemece reddedilmiş, temyiz edilen karar  Yüksek Mahkeme tarafından da onanınca uyuşmazlık bu sefer bir bireysel başvuru ile Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelmişti. Öncelikle konunun anlaşılması bakımından süreci özetlemek istiyoruz.

Hasta, kalp rahatsızlığı nedeniyle 01/11/2007 tarihinde bir üniversite hastanesinde muayene olmuş, burada 06/11/2007 tarihinde kendisine koroner  anjiografi yapılmış ve koroner arter hastalığı tanısı konulmuştur. Sonrasında hastaya koroner arter by-pass ameliyatı olması önerilerek 07/11/2007 tarihinde taburcu edilmiştir.

Hasta, 19/11/2007 tarihinde aynı üniversitenin kalp damar cerrahisi bölümüne yatırılmış, 22/11/2007 tarihinde açık kalp ameliyatı uygulanmış, ameliyattan sonraki beş gün süreyle yoğun bakımda izlendikten sonra da taburcu edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin ambulansta ölüm kararının anlamı ve sonuçları

Hasta ameliyattan sonra sağ gözünde görme kaybı şikayeti ile özel bir göz merkezine müracaat etmiş ve burada kendisine sağ gözünü kaybettiği, sol gözünde de görme sorunları yaşayabileceği bildirilmiştir.

Bunun üzerine hasta tarafından üniversiteye karşı maddi-manevi tazminat davası açılmıştır. Tazminat davasında, öncelikle tıbbi müdahalede görme kaybının oluşabileceği öngörüldüğü halde hekimlerin gerekli tedbirleri almadıkları ileri sürülmüştür. Yine davada hastanın ameliyat sonrası görme kaybına ilişkin şikayetlerinin dikkate alınmadığı ve bu hususta tedaviye başlanmadığı, ameliyat öncesi görme ile ilgili ön inceleme ve muayene yapılmadığı ve hastanın ameliyat sebebiyle görme kaybı yaşayabileceği yönünde bir aydınlatmada da bulunulmadığı iddia edilmiştir.

Dava devam ederken aynı zamanda üniversitede de bir iç soruşturma yapılmış ve olaya ilişkin rapor hazırlatılmıştır. Bu raporda ameliyat öncesinde hastanın gözle ilgili muayene ve inceleme notunun dosyasında bulunmadığı, hastada koroner arter hastalığı mevcut olduğu, santral retinal arter oklüzyonuna neden olabilecek bir embolinin ameliyatla ilgili olamayacağı ancak emboli oluşumu için ameliyat öncesinde yeterli nedenlerin mevcut olduğu, ameliyattan sonra da hastanın göz muayenesinin yapılmadığı ifade edilmiştir. Bu rapor üniversite avukatınca mahkeme dosyasına da sunulmuştur.

Üniversiteye karşı açılan tazminat davasının yargılaması sırasında Adli Tıp Kurumu’ndan bilirkişi raporu alınmıştır. Adli Tıp Kurumu raporunda koroner by-pass operasyonu sonrasında embolilerin görülebileceği bunun komplikasyon olarak değerlendirmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bunun üzerine hastanın maddi ve manevi tazminat talebi reddedilmiş, karar Danıştay tarafından da onanmıştır. Sonrasında uyuşmazlık bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülmüştür.

Konuyu bilhassa daha önce verdiği Ahmet Acartürk davasına atıf yaparak değerlendiren Anayasa Mahkemesi ameliyat sonucu oluşabilecek görme kaybı riski yönünden hastanın  ameliyat öncesinde bilgilendirilmesinin gerekip gerekmediği hususunun yargılama sürecinde açıklığa kavuşturulmadığını,  hastanın dava dilekçesinde açıkça belirmesine karşın ameliyat öncesinde yeterli bir biçimde aydınlatıp aydınlatılmadığı ve usulüne uygun olarak rızasının alınıp alınmadığı hususlarının tartışılmadığını tespit etmiştir.

Anayasa Mahkemesi’den malpraktis davalarına ilişkin önemli karar

Sonuç olarak Yüksek Mahkeme, başvurucunun vücut bütünlüğüne yönelik tıbbi müdahale yönünden öncesinde yeterli bir biçimde aydınlatılması iddiası yönünden konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konulmadığı neticesine ulaşmıştır. Nihayetinde Yüksek Mahkeme yargısal makamlarca bu değerlendirmelerin yapılmaması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı bakımından kamu makamlarının yükümlülüklerini yerine getirmedikleri kanaatine varmıştır.

Anayasa Mahkemesi kararında dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmenin görev alanına girmediğini özellikle vurgulayarak ATK raporu hakkında özel bir değerlendirmede bulunmamıştır. Keza Yüksek Mahkeme yeniden yargılama yapılmak üzere dosyayı yerel mahkemeye göndermiştir. Uyuşmazlık Anayasa Mahkemesinin belirlediği çerçevede bir kez daha yargılama konusu olacaktır.
İletişim için: bilgi@erkingocmen.av.tr

click-iconAv. Erkin Göçmen’i Twitter’da takip etmek için tıklayın >

Av. Erkin Göçmen’i Facebook’ta takip etmek için tıklayın >

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMUNUZ VAR MI?

avatar
Araç çubuğuna atla