TÜRKÖK üzerinden daha çok kemik iliği bağışına ihtiyaç var

Yazan Hatice Pala Kaya
Kategori: Kanser, Sağlık Gündemi Print

Kişiye özel kemik iliği bağış kampanyalarına karşı olduklarını bunun yerine TÜRKÖK sistemi üzerinden daha fazla kemik iliği bağışına ihtiyaç olduğunu söyleyen Lösemi Lenfoma Miyelom Hastaları ve Araştırma Eğitim Birliği Derneği (LLMBIR) Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, son dönemde basında ve kamuoyunda sıklıkla gündeme gelen kişiye uygun kök hücre bulunmasına yönelik kampanyaların faydadan çok sakıncalı sonuçlar yaratabildiğini belirtti.

7. Lösemi Lenfoma Miyelom Hastaları Kongresi kapsamında düzenlenen basın toplantısına Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve LLMBIR Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve LLMBIR Derneği Genel Sekreteri, Doç. Dr. Selami Koçak Toprak ve LLMBIR Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Yaprak Dölek Aydan katıldı.

Basın toplantısında, kök hücre ve ilik nakli konusunun önemine değinen Prof. Dr. Muhit Özcan, tek bir hasta için yapılan ilik bağışı kampanyalarının başta TÜRKÖK olmak üzere organize faaliyetlere zarar verdiğini ve karşı olduklarını söyledi.

“Güzel bir çocuk resmi konularak, acele ilik bulunması gerekir diye kampanya yapılıyor. İnsanlar kalkıyor gidiyor, verici adayı oluyorlar. Bir sürü zaman harcanıyor, para harcanıyor. Tiplendirmeler, doku testleri yapılıyor, inanılmaz bir emek” diyen Prof. Dr. Özcan, bu türden kampanyalarla uygun ilik bulunmasının çok düşük bir ihtimal olduğunun altını çizdi ve her donör için test ve tiplendirme vb. yollarla gider yapıldığını hatırlattı.

Lösemi nedir, neden olur? Belirtileri, türleri ve tedavi yöntemleri

Türkiye sisteminde, bu türden kampanyalara donör olanların TÜRKÖK sistemine alındığını bildiren Prof. Dr. Özcan, taramalarda bu kampanyalarda kaydolmuş kişilerin uygunluk gösterebildiğini belirterek, bunun da sakıncalı bir durumu ortaya çıkardığına işaret etti ve şunları söyledi: “Bu (kampanya) bağışçıları mesela 1 yıl sonra sistemden bir hastayla eşleşme gösteriyorlar. ‘Verici olur musunuz’ diye sorulduğunda, ‘Ben sadece o kız, o bebek için verici olmuştum. Verici değilim’ diyor. Büyük bir faciaya imza atmış oluyor.

Hem zaman, hem emek, hem umut, hem para harcanmış oluyor. Hastanıza haber geliyor, Türkiye’den uygun bir tane bulunmuş olma ihtimali var. Ona odaklanıyorsunuz, hasta tedavilerini ona göre yapıyorsunuz. 15 gün sonra cevap geliyor, o verici sistemden düştü. Zamana karşı yarışılan kan kanserinde 15 gün çok önemli. Bu kampanyaların hiçbir faydası yok. Duygusal sömürüdür.”

TÜRKÖK’ü destekliyoruz

Prof. Dr. Muhit Özcan, bireylerin bilinçli bir şekilde TÜRKÖK’e bağışçı olmasını desteklediklerini belirterek, “Hasta ismine özel kampanya düzenlenmesi sadece zaman kaybı. İnsanlara acı vermekte. Kişiye özel kampanyalara şiddetle karşı olmalıyız. TÜRKÖK’ün üzerinden, ulusal milli bağışçılığa destek olmalıyız. Kişiye özel ilik bağışı kampanyaları zarar vermektedir. Bu risk çok büyük bir risktir. Onların büyük çoğunluğu (biz O’na verdik, başkasına vermeyiz) diyor” şeklinde konuştu.

Aile içinde tam uyumlu ilik bulma olasılığının yüzde 35 dolayında olduğunu bildiren Prof. Dr. Muhit Özcan, dünya ağında bulma ihtimalinin yüzde 30-35’ler seviyesinde olduğunu, TÜRKÖK’te yüzde 40 dolayında olduğunu belirterek, tam uyum bulma olasılığının aile ve TÜRKÖK ile uluslar arası ağlar sayesinde yüzde 70-75 aralığına yükseldiğini kaydetti.

Yarı uyumlu nakil prosedürü kolaylaştırılmalı

LLMBİR Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, ilik naklinde bir başka önemli unsurun yarı uyumlu ilik nakli olduğunu belirterek, kendi deneyimleri ve uluslararası deneyimlerin yarı uyumlu nakillerde de başarının tam uyumla başa-baş seyrettiğini bildirdi. “Bir insanın kardeşi varsa, çocuğu varsa, annesi-babası varsa bakmadan söylüyoruz ki vericisi vardır. Biz buna yüzde 50, yarı uyumlu verici yöntemi diyoruz” diyen Prof. Dr. Özcan, son iki yıl içinde dünyada yarı uyumlu vericilerle tedavilerde patlama görüldüğünü kaydetti.

Lösemi hastalarının yaşam süresi artık sağlıklı insanlarla aynı düzeye ulaştı

Türkiye mevzuatının bu tedaviyi uygulamada katı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Özcan, Türkiye’de işleyişin; önce ailede tam uyum aranması, sonra TÜRKÖK, ardından uluslar arası ağlarda tam uyum aranması eğer buralarda tam uyumlu donör bulunamazsa, Sağlık Bakanlığı’ndan izin alarak yarı uyumlu ilik ile tedavi edilmesi biçiminde olduğunu açıkladı.

İlik nakli adalet gibidir, geciktiği zaman işe yaramaz

İlik nakli sürecinin tam uyumlu ilik bulunması lehinde katılaştırılmasının ilk bakışta sakıncası görülmeyebileceğini belirten Prof. Dr. Muhit Özcan şunları söyledi: “Peki mevzuat böyle kalsa ne sakıncası var? Gayet rahatlıkla değerlendirebileceğimiz gibi ilik nakli adalet gibidir. Geciktiği zaman işe yaramaz. Tam zamanında yapılmalıdır.

İlik naklinde günler, hastaların içinde bulunduğu dönemin iyi değerlendirilmesi gerekli. Nasıl bir tarlanın dikim, sürüm ayı belliyse, ilik naklinin yapılması da hastada çok özel bir zamanlamayla değerlendirilmelidir. Dünyadan ilik aranırken geçen zamanda, bazı hastalar ilik nakli şansını kaybetmektedirler” dedi.

Türkiye’den yılda 20 milyon dolar dışarı gitmeyebilir

ABD’de bazı eyaletlerde, eyalet içinde uygun kemik iliği bulunamazsa “eyaletin parası başka eyaletlere gitmesin” gerekçesiyle hemen yarı uyumlu donör ile tedaviye başlandığına dikkati çeken Prof. Dr. Muhit Özcan, Türkiye’de ise aile ve TÜRKÖK’te uygun ilik bulunmadığında hemen uluslararası ağda tarama yapıldığını bildirdi.

Bu işleyiş nedeniyle yılda yaklaşık 20 milyon dolar harcama yapılarak yurt dışından ilik alındığını belirten Prof. Dr. Özcan, mevzuatın düzeltilmesini gerektiğini, Sağlık Bakanlığı’na bu yönde başvurarak bilgi verdiklerini kaydetti.

Kronik miyeloid lösemi nedir ve nasıl tedavi edilir?

Prof. Dr. Özcan düzenleme önerilerini ise şöyle özetledi: “Öncelikle aile içi taramayı öneriyoruz. Tam uyumlu verici bulunamadığında milli bankamız TÜRKÖK taranmalı. Burada da bulunamazsa hekim ve hasta yurt dışından taramaya karar vermeli. Burada hasta hakkı ve ülke dövizi zayi olmasın.”

İlik naklinin donör açısından herhangi bir riski yok

Prof. Dr. Muhit Özcan, ilik naklinde donörün hiçbir risk altında olmadığının altını çizerek, donör kişiye verilen ilaçlara yönelik iddiaların tamamen temelsiz olduğunu söyledi. Aynı ilaçların bebeklerde de kullanıldığını belirten Prof. Dr. Özcan, “Hiçbir risk yoktur. Verici olup da ölen bildirilmemiştir” diye konuştu.

Kampanya başlatılıyor: “Lösemi ise bir çaresi var”

Prof. Dr. Muhit Özcan, löseminin bir gençlik çağı hastalığı olarak bilindiğini ancak lösemi hastalarının sadece yüzde 20’sinin 20 yaş altında olduğunu kaydetti. “Lösemi bir yaşlılık hastalığıdır” diyen Prof. Dr. Özcan, tedavisinde de başarılı olunma oranının çok yüksek olduğunu vurguladı.

Lösemiye yönelik bilinci artırmak amacıyla bir kampanya hazırladıklarını açıklayan Prof. Dr. Özcan, şunları kaydetti: “LLMBİR Derneği olarak lösemi alanında farkındalığı arttırmak ve birlikte bu konuya karşı mücadelemizi doğru bir şekilde sürdürmek en önemli hedeflerimizden biridir. Bu anlamda bu sene hayata geçireceğimiz “Lösemi ise bir çaresi var” projesi ile amacımız kemik iliği bağışlarının artışına destek olmak ve kamuoyunda bu hastalığın bir çaresi var olduğunu hatırlatmaktır.

Lösemi, Lenfoma ve Miyelom hastalıkları ile ilgili güncel gelişmeler için bircaresivar.com web sitemizi ve bircaresivar sosyal medya hesaplarımızı takip edebilir, bu hesaplardan paylaşım yaparak daha çok kişiye ulaşmamıza destek olabilirsiniz.”

Prof. Dr. Özcan, lösemiyle ilgili bütün toplumu bilgilendirmek istediklerini belirterek, löseminin Türkiye’de tedavi edildiğini, tedavi sırasında akıllı ilaçlar dahil bütün imkanların kullanıldığını söyledi. Prof. Dr. Özcan, “Doktoru o ilacı uygun görüyorsa ve Türkiye’de bulunamıyorsa, Sağlık Bakanlığı ve SGK o ilaca erişime imkan sağlıyor. Lösemi konusunda bilgilendirmenin artırılmasını amaçlıyoruz” diye konuştu.

D vitamini almak kanser riskini azaltmıyor

LLMBİR Genel Sekreteri Doç. Dr. Selami Koçak Toprak, D vitamini kanser ilişkisine yönelik yapılan çalışmanın sonuçlarını açıkladı. “Yapılan bazı çalışmalarda, D vitamini eksikliğinin kanserden koruyucu etkileri olabildiğine dair veriler elde edilmiş olsa da bu konu bir netlik kazanamamıştı” diyen Doç. Dr. Toprak, yakın zamanda 5 bin 108 hasta üzerinde yapılan ‘Vitamin D Değerlendirme çalışması (ViDA)’ sonuçlarının yayımlandığını belirterek, “Çalışma aylık yüksek dozlarda D vitamini kullanımının kanser riskini azaltmadığını gösterdi. O halde gereksiz D vitamini kullanmıyoruz” dedi.

Prof. Dr. Altuntaş: Kök hücre bağışçılığı için toplumsal bilinç artırılmalı

Vitamin hapları kullanmanın sağlıklı bireylere herhangi bir fayda sağlamadığı yönünde araştırmalar olmasına karşılık reklamların etkisi, kolay erişim gibi nedenlerle vitamin haplarının kullanıldığını kaydeden Doç. Dr. Toprak, kalp hastalıklarına koruma sağlamadığının da ortaya çıktığını, buna rağmen ilginin devam ettiğini bildirdi. Doç. Dr. Toprak, “Siz bizi dinleyin; fazladan vitamin almanın bir yararı yok!” diye konuştu.
-Organik gıda kanser ilişkisi

LLMBİR Genel Sekreteri Doç. Dr. Selami Koçak Toprak, beslenme ile kanser ilişkisine yönelik araştırma sonuçlarını da açıkladı. JAMA Internel Medicine dergisinde 2009 ve 2016 yılları arasında organik gıda tüketen 68 bin 946 kişi üzerinde yapılan çalışmanın yayımlandığını bildiren Doç. Dr. Selami Koçak Toprak, bu kişilerde 1340 kanser vakası saptandığını, meme, prostat, cilt, bağırsak kanseri gibi kanserlerin gözlendiği düzenli organik gıda tüketiminin kanser riskini azalttığı sonucuna ulaşıldığını vurguladı.

Egzersiz, kalp hastalıkları ve kanser dışında idrar yolları sorunlarına da çare oluyor

LLMBIR Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Yaprak Dölek Aydan da kanserden korunmada en etkili yolun sağlıklı yaşamın temel unsurlarını uygulamak olduğunu belirterek, şunları kaydetti: “Koreli araştırıcılar 40 yaşın üzerindeki 69,795 erkek üzerinde yaptıkları araştırmada, erkeklerin oturarak geçirdikleri süre uzadıkça mesane (idrar kesesi) ile ilgili yakınmalarının yüzde 8-15 oranında arttığını, egzersizle ise yakınmaların %6-7 oranında azaldığını ortaya koydular. SeunghoRyu ve arkadaşlarının yaptıkları ve BJU International dergisinde yayınlanan çalışma, egzersizin yeni bir faydasını daha ortaya koymuş oldu.

O halde haydi 40 yaş üstü erkekler, kalkın bilgisayarın başından ve yürüyüşe çıkın. Kanser, kalp hastalığı, kemik erimesi, barsak düzeni, uyku ve hafıza sorunları gibi çok çeşitli sorunların yanı sıra idrar yolu sorunlarına karşı da yürüyoruz” dedi.

Tıbbın alternatifi yok ama alternatif tıp pazarı büyüyor

LLMBİR Genel Sekreteri Doç. Dr. Selami Koçak Toprak, vitamin vb. diğer tıbbi gerekçelerle satılan ürünlerin pazarındaki büyümeye de dikkat çekti. “Alternatif tıp” adı altında satılan ürünlerin çok hızlı büyüme gösterdiğini vurgulayan Doç. Dr. Selami Koçak Toprak, şu bilgileri verdi: “2017 yılında tüm dünya genelindeki ilaç pazarının değeri 935 milyar dolar iken, bunun 2021 yılında 1,2 trilyon dolara ulaşacağı beklenmektedir.

Bu miktarın içinde oldukça pahalı olan kanser ilaçları, nörolojik ilaçlar, pek çok kalıtsal hastalıkların ilaçları ve organ naklinde kullanılan ilaçlar gibi dünya genelinde çok yaygın reçete edilen ve özellikle son yıllarda kullanımı gittikçe artan hedefe yönelik akıllı ilaçların da olduğu bir gerçektir.  Ancak asıl şaşırtıcı olan ise, etkisi bilimsel olarak kanıtlanmayıp, sadece ve sadece tesadüfi başarılara dayanan, özellikle kanser tanısı almış pek çok hasta ve yakınını, onların fiziksel ve psikolojik zor durumlarından yararlanarak kandıran umut tacirlerinin pazarı olan “alternatif tıp” piyasasının gittikçe büyümesidir.

2013 yılında 34 milyar dolar olan bu pazar, 2015 yılında 200 milyar dolar, 2017’de ise 360 milyar doları bulmuştur. Bu pazarı oluşturan ürünlerin, hiçbir bilimsel faaliyet gözetilmeden üretildiği ve varsa da ender olan başarılarının tamamen tesadüflere dayandığı unutulmamalıdır.”

“Alternatif tıp” sağlık riski oluşturuyor

Çok sayıda hastanın bu tür ürünler nedeniyle hayatını kaybettiğini, almaları gereken asıl tedavileri almadıklarını, karaciğer, böbrek vb. çeşitli organlarında hasara yol açtıklarını belirterek kanser hastalarında da benzer eğilimlerin gözlendiğini vurgulayan Doç. Dr. Toprak, “Yapılan araştırmalar, dünya genelinde tüm kanser hastalarının neredeyse yarıya yakınının tedavilerinin bir döneminde alternatif tıp ürünleri kullandığını ortaya koymaktadır.

2015 yılında ABD’de yapılan bir araştırma sonuçlarına göre Hodgkin dışı lenfoma hastalarının kanser tedavileri sürerken yüzde 80’inin ek vitaminler, yüzde 50’sinin alternatif ürünler ve yüzde 45’inin de çeşitli otlar kullandığı saptanmıştır. İşin en ilginç tarafı ise hastaların sadece yüzde 4’ünün bu ürünlerin kanseri yenmede yardımcı olduğuna inanmasıdır” bilgisini verdi.

Hekimlerin ruh sağlığı

Bu arada, Prof. Dr. Muhit Özcan sağlık personelinin ağır baskı altında çalıştığına işaret ederek, yapılan çalışmalar sonucunda “hekimlerin yarısına yakınında tükenmişlik sendromu” gözlendiğini açıkladı. “Depresyon belirtileri ve hatta intihar düşünceleri yaşayan hekimlerin de azımsanmayacak derecede olduğu vurgulanmaktadır” diyen Prof. Dr. Özcan, “Bir de onkolojik hastalarla ilgilenen sağlık ekibi olunca tükenmişlik belirtileri, depresyon, anksiyete görülme riskinin çok daha belirgin olduğunu görmekteyiz.

Kadın hekimlerde ruhsal çöküntüler çok daha öne çıkmaktadır; bunun altında kadınların ev hayatı ve çocukların gelişimindeki sorumluluklarının erkeklere göre daha fazla olması olabileceği düşünülmektedir. Birçok hekimin çalışma saatlerindeki dengesizliklerin aile ve sosyal hayatlarına yansıdığı gösterilmiştir. Kendi sağlıkları ile ilgilenemedikleri, yeterince sportif aktivite yapamadıkları da görülmektedir. Bütün bu bulgulardan çıkan sonuç; hekimlerin ve diğer sağlık çalışanlarının yoğun iş hayatı nedeni ile sıklıkla tükenmişlik sendromu yaşadıkları. O yüzden siz siz olun aman hekimlerinize iyi bakın” diye konuştu.

YAZIYI PAYLAŞ


Araç çubuğuna atla