Prof. Dr. Serhat Bor: Türk halkının %70’inde sindirim sistemi hastalığı var

Yazan Hatice Pala Kaya

7 Ekim, 2017  |   Kategori: Sağlık Gündemi, Üye Yazıları

Türk Gastroenteroloji Derneği bilgilendirme toplantılarına Adana’da devam etti!
Türk Gastroenteroloji Derneği (TGD) Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor, Türkiye’de insanların yüzde 70’inden fazlasında sindirim sistemi hastalığı olduğunu belirterek, bu konuda toplumsal farkındalığın artırılmasına çalıştıklarını söyledi. TGD, tarafından “Farkında Ol, Geç Kalma!” sloganı ile yapılan “Sindirim Sistemi Hastalıkları Bilgilendirme Programı”na Adana’da devam etti. Dernek toplam 8 toplantı yapacak. Toplantıların Adana ayağı, Seyhan Belediyesi’nin katkılarıyla Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde 28 Eylül’de yapıldı. Toplantının ardından Medikal Akademi Ankara Temsilcisi Hatice PALA KAYA’nın sorularını yanıtlayan Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor, düzenledikleri etkinlikler kapsamında yapılan anket çalışması verilerine değindi.

Sindirim sistemi hastalığı yaygın

Prof. Dr. Bor, gastroenterologun ne olduğunun sadece yüzde 10 düzeyinde bilindiğini belirterek, “Anketlerin bitmesini bekliyoruz. Anket sonuçlarını Aralık ayında Ulusal Gastroenteroloji Kongremizde, Gastroenteroloji Derneği Yönetim Kurulu Çalışması olarak sunacağız, bu da bir ilk. Sadece gastroenterolog kimdir bunu sormadık, ayrıca endoskopinizi kim yaptı, şöyle bir hastalığınız olsa hangi doktora gidersiniz gibi sorular da yönelttik. Çok merak ediyoruz kaç kişi bize geliyor” dedi.

Bilgi kirliliği doğru beslenmeyi engelliyor ve toplum sağlığını tehdit ediyor

Sindirim sistemi hastalıklarının yaygınlığına yönelik bir araştırmanın yapılmadığını, buna karşılık tek tek hastalıklara yönelik çalışmalar olduğunu belirten Prof. Dr. Bor, “Örneğin; Türkiye’de reflü oranı yüzde 23’tür. Mide ağrısı oranı yüzde 15’tir. Kabızlık oranı yüzde 8’dir. Hepatit B ve C’yi toplasanız yüzde 4-5’lerdedir. Safra kesesi taşı, sarılık taşıyıcıları, pankreas iltihabı geçirenler, kronik müzmin ishaller bütün bunları topladığımız zaman bizim tahminimize göre Türk halkının yüzde 70’inden fazlasının bir sindirim sistemi hastalığı olduğunu kabul ediyoruz. Yani bugün için bilinen en sık müzmin hastalıkların önemli bir çoğunluğu gastroenterolojiyi ilgilendirir” bilgisini verdi.

Sindirim sistemi rahatsızlıklarının sık görülmesindeki nedenler hakkında da açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Bor şunları kaydetti:  “Tabii ki bizim beslenme alışkanlıklarımız çok değişti. Düşünürseniz, atalarımız çiğ et yiyordu, oradan başladık şimdi buzdolabı icat oldu ve bütün sindirim sistemi alışkanlıklarımızı değiştirdi. Onun arkasından fast-foodlar başladı, yağlı gıdalar girdi işin içine obez olduk, şişmanladık. Bu her şeyi değiştirdi.

Çok stresli olduk, sindirim sistemi stresin ilk patladığı organlardan birisidir yani çok strese girince insanlar ya midesine vurur ya kabız olur ya ishal olur ya karnı şişer. O yüzden bu çok önemlidir. Örneğin; kişinin reflüsü var ama bir cerrahi uzmanlık alanına gidiyor. Halbuki önce birinci basamağa, sonra iç hastalıkları uzmanına, sonra da gastroenteroloğa gitmesi lazım bu insanların. Bizim branşımızın ilgilendiği sık rastlanan hastalıkların çoğu birinci basamakta çözülür ama olgu zorlaştıkça ya da endoskopik girişim gerektikçe o zaman gastroenterolojinin rolü büyüyor.

Biz de bunun bilincinde olarak, Türk Gastroenteroloji Derneği olarak yurtdışı programlarımız var, bu 761 arkadaşımızın yüzden fazlasını dünyanın çok gelişmiş merkezlerine (Amerika, Kore, Hollanda’daki merkezlere) endoskopik deneyimini arttırmak üzere yolluyoruz. Her şeyini dernek karşılıyor, 2 ila 3 ay boyunca gidip burada çok gelişmiş endoskopik teknolojiler konusunda eğitim alıyorlar ve geliyorlar.”

Prof. Dr. Serhat Bor, geniş kapsamlı bir bağırsak hastalıkları çalışmasının devam ettiğini bu çalışmaya bağlı olarak bölgesel farklılıklar yanında, sahada detay çalışmalar da yapılacağını iç hastalıkları derneğiyle birlikte Nevşehir’de 2500 kişiye ultrason taraması yapılacağını belirtti.

Sertifikalar gözden geçirilecek

Endoskopi uygulamalarına yönelik dernek olarak bir standart oluşturma girişimleri olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Serhat Bor, bazı kişilerin niteliği tam belli olmayan bir eğitim alarak sertifikalı ya da sertifikasız endoskopi uygulaması yapmasından rahatsızlık duyduklarını kaydetti. Sağlık Bakanlığı’nın sertifika alanların kaç uygulama yaparak bu belgeyi aldıklarına yönelik bir denetim yapmaya başladığını ve dernek olarak bunu desteklediklerini belirten Prof. Dr. Bor, “Türkiye’de şöyle bir durum var; yasal endoskopistin kim olduğu belli değildi. Endoskopi yapan arkadaşın bu konudaki eğitim düzeyi belli değildi, şimdi belli olacak.

Hepatit B, hem toplum sağlığını tehdit ediyor hem de sosyal bir sorun

Bu insanların yaklaşık yüzde 50’si yetersiz sertifikasyondan elenecekler. Bundan sonrası için Tıpta Uzmanlık Kurulu’nun aldığı kararla 3 ay teorik, 6 ay da pratik eğitimle gerçekten bu işte ehil eller yetişecek gastroenteroloji dışı. Çünkü biz şunu söylüyoruz; 761 kişi ile Türk gastroenterolojisi Türkiye Cumhuriyeti’nin halkına yetişemez, mümkün değil ama bundan sonra yeni endoskopistler daha iyi eğitilmiş olacaklar” dedi.

Prof. Dr. Serhat Bor, gastroenterolog sayısının mutlaka artması gerektiğini, yıllık kontenjanların yükseltilmesini talep ettiklerini de vurguladı.


Crohn hastalığı gelişmiş ülkelerde daha fazla görülüyor

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Törüner ise, Milli basketbolcu Ömer Aşık’a Crohn hastalığı teşhisi konulduğunu hatırlatarak, gündeme gelen bu hastalık hakkındaki sorularımızı yanıtladı. Crohn hastalığının inflamatuar barsak hastalıkları çatısı altında yer aldığını belirten Prof. Dr. Törüner, inflamatuar barsak hastalıklarının ülseratif kolit ve crohn hastalığı adı altında iki alt türü olduğunu, çok daha az olarak görülen mikroskopik kolit, lenfositik kolit gibi başka kolit formları da olduğunu kaydetti.

Bu hastalıkların barsakta veya sindirim sistemi kanalında vücudun kendi yaptığı iltihabi rahatsızlıklar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Törüner, “Crohn da bu hastalıklardan bir tanesi. Crohn hastalığı ve diğer tüm inflamatuar barsak hastalıkları aslında sebebi tam olarak bilinemeyen, birden çok faktörün rol oynadığı hastalıklar. Bu faktörleri sayacak olursak, genetik bir hastalık değildir ama genetik yatkınlık olması gerekir. İkinci faktör, bağışıklık sisteminin uygunsuz çalışmasıdır. Bir diğeri de çevresel faktörler; sanayileşme, hijyenin artması yani temizlik Crohn’da hastalığı artıran faktörlerden bir tanesidir.

Bu hastalığı gelişmiş ülkelerde daha fazla görüyoruz. Batı tipi beslenme, yapay tatlandırıcılar veya katkı maddeli yani doğal olmayan gıdalarla beslenme bunu çok artırıyor. Hastalığın geçmişine baktığımızda 1950’li yıllardan sonra özellikle batı dünyasında bir artış trendi var. Daha çok Kuzey Amerika, Batı ve Kuzey Avrupa’da görülürken şimdi tüm dünyada oldukça fazla gözükmeye başladı, bizim ülkemizde de giderek artıyor” dedi.

Crohn hastalığının ağızdan anüse kadar tüm sindirim sistemi kanalını tutabilen bir hastalık olduğunu ve tuttuğu yere göre şikayetlerin değişiklik gösterebildiği bilgisini veren Prof. Dr. Törüner, hastalığın belirtileri arasında ishal, karın ağrısı ve kilo kaybı olduğunu bildirdi. Bazı hastaların ise sadece demir eksikliği anemisi veya karın ağrısı gibi herkeste olabilecek şikayetlerle geldiğini, tanısı zor bir hastalık olduğu için böyle durumlarda şüphelenilmesi ve araştırılması gerektiğini anlattı.

Crohn Hastalığı, kronik bir hastalıktır

Prof. Dr. Murat Törüner, Crohn hastalığının yaşam boyu devam eden, kronik bir hastalık olduğunu vurguladı. Hastalığın tedavisi hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Törüner, zaman zaman uykuya geçen hastalığın, bazen de alevlendiğini belirterek şunları söyledi: “Bu hastalığın tedavisi yok demek hem doğru hem de yanlış aslında. Tabii ki tedavisi var fakat tedavi edilip, %100 bir daha geriye gelmeyecek, garantisi olan bir tedavisi maalesef yok.

Hastalık nüksedebiliyor. Ama şöyle tedavilerimiz var, hastalık tamamen uyuyabiliyor. Hastalar sağlıklı bir birey gibi hem sosyal, hem aile hem de iş hayatına dönebiliyor. Barsakları tamamen düzelebiliyor. Biz buna derin uyku diyoruz. Hastalığı derin uykuya sokup, hastayı tamamen sağlıklı bir birey gibi topluma, ailesine, iş hayatına kazandırabiliyoruz. Ama bu bazen çok zor olabiliyor, bazen de bu hedeflere bazı hastalarda ulaşamayabiliyoruz”.


Alkol dışı yağlı karaciğer hastalığı (ADYKH)

Toplantı çerçevesinde Sağlık Bilimleri Üniversitesi Adana Şehir Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği’nden Doç. Dr. Banu Kara, Alkol dışı yağlı karaciğer hastalığı (ADYK) hakkında bilgi verdi. Alkol kullanımı sebebinin bulunmadığı durumlarda karaciğer yağlanmasının sadece yağlanmanın olduğu ADYK ve yağlanmaya karaciğer inflamasyonunun eşlik ettiği ADYK hepatiti olmak üzere iki alt gruba ayrıldığını belirten Doç. Dr. Kara, “ADYKH tüm dünyada görülmekle birlikte sanayileşmiş batı toplumlarında karaciğer hastalıklarının en sık nedenidir. ADYKH için en önemli risk faktörü, santral obezite, tip 2 diyabetes mellitus, hiperlipidemi ve hipertansiyonu içinde barındıran Metabolik Sendrom’dur. Aslında ADYKH, metabolik sendromun karaciğer bulgusudur. ADYKH prevalansı dünya genelinde yüzde 20 civarındadır” bilgisini verdi.

Hastalık tanısı alan hastaların büyük çoğunluğunun 40-50 yaş arası olduğunu ve siroza ilerleyebildiğini belirten Doç. Dr. Kara, siroz riskinin ADYKH’da %20’ye kadar çıktığını belirtti. Kara, ADYKH’na bağlı karaciğer kanseri gelişme riski de olduğunu kaydetti.

ADYK hepatiti olan hastalarda halsizlik, yorgunluk, sağ üst kadranda rahatsızlık hissi olmasına rağmen sadece ADYK olan hastaların çoğunda yakınma gözlenmediğini belirten Doç. Dr. Kara, “Hastalar genellikle başka nedenlerle yapılan labaratuvar incelemelerinde karaciğer fonksiyon testlerinde yükseklik ya da karın görüntülemesi yapılırken tesadüfen saptanan karaciğer yağlanması ile tanı alırlar.

Fizik muayenede karaciğerde büyüme veya siroz gelişti ise kronik karaciğer hastalığı periferik bulguları (asit, palmar eritem, spider) saptanabilir. Karaciğer testlerinin normal olması ADYKH tanısını dışlamaz. Karaciğer yağlanması yapan diğer nedenlerin dışlandığı durumlarda radyolojik görüntüleme ile ADYKH tanısı konabilir. Bununla birlikte tanının net olmadığı durumlarda ya da karaciğerdeki zedelenmenin derecesini tayin etmek için biyopsi yapılabilir” dedi.

Tedavide kilo vermenin faydalı ve güvenilir bir yol olarak gözlendiğini belirten Doç. Dr. Kara, “Hastalar aşırı alkol kullanımından kaçınmalıdırlar. ADYKH’ında kardiyovasküler hastalık riski arttığı için eğer varsa hiperglisemi ve hiperlipidemi tedavi edilmelidir. Statin tedavisinin ADYKH’nda güvenli olduğu gösterilmiştir. ADYKH bağlı siroz gelişti ise hepatosellüler karsinom için tarama, eğer son dönem siroz hastası ise karaciğer nakli düşünülmelidir” diye konuştu.


TGD, “Farkında Ol, Geç Kalma!” sloganı ile yapılan “Sindirim Sistemi Hastalıkları Bilgilendirme Programı”na Adana’da devam etti. Abbott tarafından desteklenen proje kapsamında yapılan toplantı sayısı 5’e ulaştı. Dernek toplam 8 toplantı yapacak. Hasta, hasta yakınları, bilgilenmek isteyenler ve hekimlerin katılımıyla yapılan toplantıların Adana ayağı, Seyhan Belediyesi’nin katkılarıyla Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde 28 Eylül’de yapıldı. Program kapsamında, Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor, “Sindirim Sisteminizin Hekimleri; Gastroenteroloji Nedir? Endoskopi Kime Yapılır, Kime Yapılmaz?”; Sağlık Bilimleri Üniversitesi Adana Şehir Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği’nden Doç. Dr. Banu Kara, “Yağlı Karaciğer Hastalığı Nedir?, Kimlerde Görülür? Nasıl Tedavi Edilir?”; Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Enver Üçbilek, “Kabızlık Kader mi?, Tedavisi Var mı? ve Türk Gastroenteroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Birol Özer, “Aman Dikkat! Hepatit Çıkabilir” başlıklı sunumlarını yaptı. Etkinlikte sorular da yanıtlandı. Toplantı kapsamında, Adana’da bir alış-veriş merkezinde dev bir kalın bağırsak maketi kurularak kolon kanserine dikkat çekildi.

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMLAR

avatar
wpDiscuz
Araç çubuğuna atla