Bilgi kirliliği doğru beslenmeyi engelliyor ve toplum sağlığını tehdit ediyor

Yazan Hatice Pala Kaya
Kategori: Beslenme ve Diyet, Sağlık Gündemi, Üye Yazıları Print

Medyanın her mecrasında yaygınlaşan bilgi kirliliğinin doğru beslenmeyi ciddi şekilde engellediğini ve toplum sağlığını tehdit eder boyuta geldiğini söyleyen Türkiye Diyetisyenler Derneği 2. Başkanı ve Başkent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aydan Ercan, beslenme konusundaki bilgi kirliliğinin yüksek olduğunu, özellikle medyadaki izlenme yarışının sorun teşkil ettiğini belirtti. Medikal Akademi Ankara Temsilcisi Hatice PALA KAYA’nın sorularını yanıtlayan Doç. Dr. Ercan, “Beslenme bilimi besinlerle sınırlı kalmayan, temel bilimler, sosyal bilimler ve tıp ile iç içe geçen çok geniş bir konudur. Unutulmamalıdır ki, dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla artan yeme bozukluklarının temel nedenlerinden birisi de insanların sağlıklı besinler konusunda yaşadıkları bu bilgi kirliliğidir” dedi.

Yaz mevsiminin yaklaştığı günlerde mucize diyetlerle ilgili uyarılarda da bulunan Doç. Dr. Ercan, diyetin parmak izi gibi kişiye özel olduğunu; yaş, cinsiyet, özel durum ayırt etmeksizin herkese sunulan diyetlerin geçerliliği olmadığını kaydetti.

Uzman olmayan kişilerin beslenme ve sağlıkla ilgili açıklama yaparak, toplumu sağlıksız beslenmeye yöneltebiliyor. Beslenme ile ilgili yanlış bilgiler ne gibi olumsuz sonuçlara yol açabilir, halk sağlığı açısından bir değerlendirir misiniz?

Doç. Dr. Ercan: Ne yazık ki, insanlar konuşan kişinin çeşitli sosyal özelliklerine bakarak o kişinin beslenme hakkında söz söyleyebilme donanımına sahip olduğu zannına kapılabiliyor.  Oysa beslenme bilimi yalnızca tıp değil, besinler ve insan metabolizması arasında ilişki/etkileşim sürecinden, ekonomi, sosyoloji ve psikoloji gibi pek çok sosyal bilim bilgi ve donanımını da gerektiren bir bilim dalıdır.

İlaç besin etkileşimleri tedavi sürecini ciddi düzeyde olumsuz etkileyebilir

Her meslek grubu, işini yapabilmek için elbette etkileşim içerisinde olduğu diğer bilim dalları konusunda yeterli bilgiye sahip olmalıdır. Ancak bu durum beslenme konusunda bir yetkinlik ve hak değildir. Nasıl ki bizler bir cerrahın ameliyat süreçleri, bir hemşirenin yara bakımı, bir mankenin podyum performansı, bir onkoloğun kullandığı ilaçlar konusunda konuşmuyorsak diğer dalların da beslenme konusunda halkı bilgilendirmeye çalışmaları büyük yanlışlıklara yol açmaktadır.

Diğer yandan tüm bilimlerin çok yönlülüğü vardır. Kişiler derinlemesine çalışmadıkları konularda tek bir makalenin sonuçlarına dayanarak ilettikleri bilgilerle insan metabolizmasına, çocukların büyüme ve gelişmesine, hatta ekonomiye büyük zararlar verebilmektedirler. Bunun en büyük örneği, ülkemizde yetişmeyen bazı tahılların mucize gibi gösterilerek, ülkemizin geleneksel besinlerinin değerinden söz edilmemesidir.

Diğer bir örnek süt teknolojisindeki süreçlerin yanlış aktarılarak insanların kapı sütlerine yönlendirilmeleridir. Kapı sütleri hiçbir denetimden geçmediğinden yalnızca mikrobiyolojik açıdan değil antibiyotik kalıntıları, zirai bulaşanlar gibi pek çok sağlık için risk taşıyan bileşenlerin de vücuda alınmasına yol açmaktadır. Diğer yandan ev koşullarında sütün pastörize edilmesi amacıyla yapılan kaynatma işlemi sırasında sütün değerli besin öğelerinin önemli derecede kayba uğradığı bilinmektedir.

Beslenme ve diyetetik alanında bilgi kirliliğinin en önemli nedenleri nelerdir?

Doç. Dr. Ercan: Bilgi çağı dediğimiz bu çağın neden olduğu en önemli sorun, bilgi kirliliğidir. Gelişen kitle iletişim araçları, değişen iş dünyası, hızlanan şehir yaşamı giderek daha fazla bilgi üretilmesini de beraberinde getirirken fazla bilgiye daha kısa sürede ulaşabilme sonucunda bilginin güvenilirliğinin kontrolü de zorlaşıyor. Bunun en önemli nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

1- Bilgi iletimi ve haberleşmenin hız kazanması. Artık dünyanın her yerinden çok sayıda bilgi, hiçbir çaba harcamadan önümüze geliyor. Yeterli altyapı olmadığında bu bilgileri süzemiyor, neden-sonuç ilişkisine bağlayamıyor ve analitik düşünemiyoruz. Kim güzel cümlelerle yazmış ise daha inandırıcı algısı ile doğru olduğunu düşünüyoruz.

Kanser tedavisinde hastaya ve ‘hedefe yönelik’ beslenme rejimi uygulanmalı

2- Kitle iletişim kanalları, özellikle basın bu kirliliği beslemekte. Başta televizyon kuruluşları olmak üzere izlenebilirliği arttırma yarışı bilgiden çok saldırgan ve baskın kişiliklerin yer aldığı yazılı veya görsel sunumlarla halkın kafa karışıklığına katkı vermekte. İçerisinde akademik camiadan bir diyetisyenin bile yer verilmediği “Sağlık ve Beslenme” (!) konulu program içeriği dahi anlaşılmaz biçimde akıp gitmektedir.

3- Ticari kaygılar nedeniyle gıda ambalajlarında bulunan bilgiler ve/veya reklamlar yine tüketicileri yanıltıyor. Örneğin; tüketicilerde doğal veya bitkisel olan her ürünün güvenilir olduğu algısı yaratılmakta; özellikle bitkisel içeceklerde ortaya çıkabilecek yan etkiler veya alerjik reaksiyonlar konusunda tüketiciler uyarılmamakta; beslenme konusunda konuşan kişilerin de teşvikiyle istenmeyen üzücü olaylar yaşanmaktadır.

Son dönemde gıda ve gıda ile ilişkilendirilen sağlık konularında bazen doğru bilgiler yanlış mesajlarla verilebiliyor. Bu noktada en sık verilen yanlış mesajlara değinebilir misiniz?

Doç. Dr. Ercan: En önemli konu, özellikle TV kanalları ve gazetelerin köşe yazılarında kanıta dayalı olmayan, gözleme dayalı olarak veya okunmuş tek bir makale sonuçlarına göre yapılan açıklamalar. Unutulmamalıdır ki, bir besin tek başına ne çok faydalı ne çok zararlı olabilir. Burada beslenme örüntüsü, yaşam biçimi, çevresel koşullar ve en önemlisi de genetik yatkınlığın birlikte tartışılması gerekmektedir. Faydalı olduğu düşünülen bir besinin çok fazla tüketilmesi de beklenmeyen hatta istenmeyen olumsuz sonuçlar getirebilmektedir. Dediğim gibi, beslenme yalnızca besin ve insan metabolizmasını ele almakla kalmaz, aynı zamanda insanın kalıtımı ve yaşam biçimi ile değerlendirir.

Verilen mesajlardan biri: Kolesterolden korkmayın. Evet, kolesterol, D vitamininin ön maddesidir, doğru. Güneş ışınlarıyla beraber kolesterol böbreklerde D vitaminine dönüşür. Ancak diğer yandan kalp damar hastalıkları açısından bakıldığında atherosikleroz nedeni olan atherom plaklarının da kolesterol birikimi ile oluştuğu yüz binlerce kez kanıtlanmıştır.  Kolesterol içeren besinleri hiç yememek mi, bol bol yemek mi? İşte burada beslenme bilimi devreye girerek insanı, bireysel olarak her yönüyle özellikle de aile ve beslenme öyküsü ile değerlendirme gereğini ortaya koyar.

Diğer yandan kan grubuna göre beslenme gibi olumsuz bilgiler ve mesajlar da halka iletilmektedir. Buna göre 4 tip beslenme biçimi olması gerekmez mi?

Doç. Dr. Ercan: Başka bir konu da taş devri diyeti (!). Efendim, atalarımız her şeyi çiğ ve işlenmemiş olarak tüketmekte imiş. Burada da evrimleşme sürecinin unutulduğu aşikar.
İnsanlar da diğer canlılar gibi bulundukları çevreye (coğrafya, iklim, vb) uyum sağlamakta ve evrimleşmeleri ve/veya metabolik değişimleri bu çevreye göre süregelmektedir.
Asıl problem hızlı küreselleşme ile alışkın olunmayan besinlerin çok miktarda tüketilerek metabolik uyumun sağlanamamasıdır.

Yaz mevsiminin yaklaşması ile birlikte kısa sürede hızlı kilo verdiren diyetler yine gündemde. Diyette doğru bilinen yanlışlar nelerdir?

Doç. Dr. Ercan: Mucize bir diyet yoktur. İnsanların kurtulmak istediği vücut ağırlıklarını ne kadar zamanda kazandıklarını hatırlamaları gerekir. Ekim-Nisan arasındaki 7 ayda kazanılmış vücut ağırlığını 1 ayda kaybetmenin akıllıca olamayacağı unutulmamalıdır.
Beslenme/Diyet kişiye özeldir. Yaş, cinsiyet, özel durum ayırt etmeksizin herkese sunulan diyetlerin hiçbir geçerliliği olmadığını söyleyebilirim.

Sağlık okuryazarlığındaki yetersizlik, sağlık politikalarının başarısını etkiliyor

Biz diyetisyenlerin amacı; temel olarak kilo verdirmek değil, sürdürülebilir sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak için gerekli beslenme eğitimini vermektir. Tabii bunun için süreye gereksinim vardır. Vücut ağırlığı konusunda sabırsızlanmak ve bu sürece yalnızca sınırlı süre uygulama olarak bakmak yapılan en büyük yanlışlıklardır.

Popüler diyetlerin genel özellikleri:

– Hızla kilo kaybı garantisi
– Herkes tarafından kolayca uygulanabilirliği
– Bazı besinleri diyetten çıkarmak
– Alışkın olunmayan besin/yemek önerileri
– Kahve, çay, bitki çayları gibi diüretik etkisi olan içecekleri fazlaca önermek (vücuttan su kaybı ile kişiler vücut ağırlığı kaybettikleri yanılgısına düşmektedir)
– Bu diyeti uygulayan popüler isimleri kullanma
– Doğru bilgileri yanlış mesajlarla kötüye kullanma

Örneğin; çok düşük enerji sağlayan diyetler azalan besin tüketimi ile besin öğeleri alımında da dengesizliklere neden olmaktadır. Yine protein ve/veya yağ içeriği yüksek diyetlerde de makro besin öğeleri alımında dengesizlik kaçınılmazdır.
Yüksek proteinli diyetler aynı zamanda yüksek yağ içeriğine de sahiptirler. Proteinler böbrek solüt yükünü arttırarak ileriki dönemlerde böbrek hastalıklarının, fazla alınan yağlar ise KVH’nın bir nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sağlık alanındaki bilgi kirliliğinin önüne geçmek için neler yapılabilir? Bireylerin kendi sağlıklarını ilgilendiren konularda bireysel olarak ne gibi önlemler almasını tavsiye edersiniz?

Doç. Dr. Ercan: Öncelikle konu hakkında konuşan veya bilgiyi veren kişinin kim olduğu önemlidir.  Bir kardiyolog, bir plastik cerrah elbette ki kendi alanında konuşabilir, belki biraz besinler konusunda da bilgi sahibi olabilir. Ancak beslenme bilimi besinlerden çok öte bir konudur. Unutulmamalıdır ki, dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla artan yeme bozukluklarının temel nedenlerinden birisi de insanların sağlıklı besinler konusunda yaşadıkları bu bilgi kirliliğidir.

Kitle iletişimi sağlayıcılarının “Halka doğru bilgi iletimini sağlamak/Eğitime katkıda bulunmak” ilkesi ile hareket etmeleri, izlenme oranı kaygısından uzaklaşarak meslek etiğine saygı göstermeleri gerektiğini düşünüyorum. Bir müzik aletinin nasıl kullanılacağı konusunda konuşacak kişi sayısı az iken, sokakta mikrofonu uzattığınız insanların ne çok beslenme konuştukları sizlerin de dikkatinizden kaçmıyordur.

YAZIYI PAYLAŞ


Araç çubuğuna atla