
Çocuk ve ergen psikiyatristi olarak klinikte en sık karşılaştığım durumlardan biri, ebeveyn ayrılığı sürecinde zorlanan çocuklardır. Boşanma, yetişkinler için bir ilişki kararı olsa da çocuklar için çoğu zaman duygusal bir belirsizlik ve güven sarsılması anlamına gelir. Bu sürecin nasıl yönetildiği, çocuğun ruhsal gelişimi açısından belirleyici olur.
Boşanma çoğu zaman çocuklara açıklanmadan önce evin atmosferinde hissedilmeye başlanır. Anne ve babanın konuşmaması, gerginlik, duygusal mesafe gibi değişimler çocuk tarafından fark edilir. Ancak çocuk ne olduğunu bilmediğinde bu boşluğu kendi zihniyle doldurur. Bu yorum çoğu zaman gerçekçi değildir ve genellikle kendini suçlama ile sonuçlanır. Bu nedenle çocukları uzun süre belirsizlik içinde bırakmamak gerekir. Yaşına uygun, sade ve net bir açıklama yapmak çocuğun kaygısını azaltır.
Boşanma sürecinde çocukların en sık yaşadığı duygulardan biri suçluluktur. Çocuklar ebeveynlerinin ayrılmasını kendi davranışlarıyla ilişkilendirebilir. Bu nedenle çocuğa açık ve tekrar eden bir şekilde şu mesaj verilmelidir:
“Bu senin yüzünden olmadı.”
Bu cümle bir kez söylenip bırakılmamalı, süreç boyunca farklı zamanlarda yeniden ifade edilmelidir. Çünkü çocuklar bu gerçeği zamanla içselleştirir.
Boşanma ile birlikte çocuğun günlük yaşamında birçok değişiklik olur: ev düzeni, ebeveynlerle geçirilen zaman, rutinler… Çocuk bu değişimleri çoğu zaman kayıp olarak algılar. Bu noktada önemli olan, kaybı inkâr etmek değil; değişimin içinde devam eden güvenli bağları çocuğa göstermektir. “Baban artık bizimle yaşamayacak ama seni görmeye devam edecek” gibi net ifadeler çocuğun güven duygusunu destekler.
Çocuklar bazen ebeveynlerini üzmemek için ya da güçlü görünmek adına gerçek duygularını gizleyebilirler. “Ben iyiyim” demeleri her zaman gerçekten iyi oldukları anlamına gelmez. Duyguların bastırılması uzun vadede davranışsal sorunlara, bedensel şikâyetlere ya da ani öfke tepkilerine yol açabilir. Bu nedenle çocuğa duygularını ifade edebileceği güvenli bir alan sunmak gerekir. Üzüntü, öfke, korku gibi duyguların normal olduğu açıkça belirtilmelidir.
Çocuklar her zaman konuşarak kendilerini ifade edemezler. Bazı çocuklar duygularını çizerek, yazarak ya da oyun aracılığıyla daha rahat anlatırlar. Bu nedenle çocuğu konuşmaya zorlamak yerine, ifade edebileceği alternatif yollar sunmak önemlidir. Günlük tutmak, resim çizmek ya da oyun kurmak, çocuğun iç dünyasını düzenlemesine yardımcı olur. Duygular dışa vuruldukça anlam kazanır ve yönetilebilir hale gelir.
Bu yazıda ele aldığım birçok duygusal süreci, “Elif’in Günlüğü: Annem ve Babam Ayrılıyor” adlı kitabımda bir çocuğun gözünden anlatmaya çalıştım. 9 yaşındaki Elif’in yaşadığı kaygı, öfke, suçluluk ve değişimle baş etme süreci; çocukların iç dünyasını anlamak isteyen ebeveynler için somut bir rehber sunmayı amaçlıyor.
YAZIYI PAYLAŞ
YORUMUNUZ VAR MI?