Yaşam boyu büyüme ve gelişme

Yazan Yildirim Bayezit DELDAL
29 Mart 2018   |    9 Temmuz 2018   |   Kategori: Bilimsel Makaleler, Üye Yazıları Print

Yaşam boyu büyüme ve gelişme hakkında
BÖLÜMÜ: ÇOCUK GELİŞİMİ DOKTORA PROGRAMI
GELİŞİMİN TEMEL KAVRAMLARI
GELİŞİM
İki döl hücresinin birbirini döllemesiyle başlayan gelişim süreci ile ilgili pek çok kavram bulunmaktadır.

Gelişim; Döllenme ile başlayarak yaşamın sonuna kadar birbirini izleyen olaylar dizisi olan bir süreç vardır. Gelişim, biyofizyolojik ve psikososyal süreçlerin karşılıklı olarak etkileşiminin bir ürünüdür. Genetik etkenler gelişimin sınırlarını belirlerken, çevresel etkenler de bu sınırlar içinde gelişime katkıda bulunurlar. Gelişim, bazen hızlı bazen yavaş olmasına rağmen ileriye yönelik ve tek yönlü bir sürecin anlatımıdır.

Düzenli ve uyumlu bir ilerlemenin ifadesi olan gelişim, kendi içinde taşıdığı anlama ve değere bakıldığında olumluluğu ve iyiyi ifade etmektedir. Gelişim, zaman içinde meydana gelen değişimlerle ortaya çıkan bir sonuçtur. Her değişim, bir gelişim değildir. Gelişmeye bağlı değişimler, belli bir düzen içinde meydana gelir. Gelişim, olgunlaşma, büyüme, hazır bulunuşluk, öğrenme ve alıştırma kavramlarını içerdiği için daha geniş kapsamlıdır. Bunlar ardışık olarak gelen değil, iç içe olan ve birbirini tamamlayan olgulardır.

Büyüme

Büyüme, vücut ağırlığı, boy uzaması ve hacim gibi fiziksel özelliklerde meydana gelen kütlesel değişikliklerdir. Belli bir olgunluk düzeyine gelen hücre, kendi sistematiği ve strateji içinde bölünerek çoğalır. Çoğalmaya bağlı olarak organizmanın boy, ağırlık ve hacminde bir artış olur. Biyolojik bir sürecin anlatımı olan büyüme, organizmanın gelişiminde yer alan değişmelerin yapısal temellerini kuran sağlıklı olumlu yönde olan bir süreçtir. Döl yatağında pankreas ve plasentanın hormonları, çocukluk döneminde ise, başta ön hipofizin büyüme hormonu ve tiroit hormonu olmak üzere iç salgı bezlerine ait salgıların hepsi büyümeyi etkilemektedir.

Büyümeyi etkileyen hormonların eksikliğinde, büyüme geriliği dediğimiz cücelik görülür. Tiroidin aşrı hormon salgılaması ise, iskelet sisteminin aşırı büyümesine sebep olur.

Olgunlaşma

Olgunlaşma, organizmanın ortama uyum için gerekli etkinlikleri yapabilecek düzeye ulaşmasıdır. Olgunlaşma, türe özgü var olan özelliklerin, öğrenme yaşantılarından bağımsız olarak ortaya çıkışıdır. Organizmanın içinde saklı olan bir gücün zamanı geldiğinde kendiliğinden ortaya çıkması olarak nitelendirilen olgunlaşma, zamana ve organizmanın kalıtsal donanımına bağlıdır.

Çocuklarda antibiyotik kullanımı, ailenin bilgi ve tutumu

Olgunlaşma, büyüme ile ilgilidir; ama her zaman büyümeye paralel değildir. Alıştırmalar ve çevresel desteklerle olgunlaşma, potansiyel sınırları dışına taşınamaz. Bu nedenle olgunlaşma, dış etkiler olmaksızın meydana gelen içsel büyüme olarak tanımlanabilir.

Olgunlaşma, fizyolojik büyüme ya da görevsel büyüme olarak da ifade edilebilir. Olgunlaşma, genlerin birbirine etkisini taşıyan ve türe özgü özelliklerin ortaya çıkmasını sağlayan bir oluşum olduğuna göre, olgunlaşmada son sözü kalıtım ve zaman söyler.

Hazır bulunuşluk

İnsanın belli bir gelişim görevini olgunlaşma ve öğrenme yoluyla yapabilecek düzeye gelmesidir. Kısmen olgunlaşmayı da kapsayan hazır bulunuşluk, bireyin ilgilerini, isteklerini, zekâ düzeyini, yeteneklerini, genel sağlık durumunu, genel uyarılmışlık halini, güdülenmişlik düzeyini ve yapılması gereken etkinlikle ilgili bilgi birikimi ile birlikte olgunlaşma düzeyini de kapsadığı için, psikolojik içerikli sürecin sonucu bir oluşumdur. Hazır bulunuşluk, organizmanın bir konuyu tam öğrenebilmesi için gerekli gelişme ve güdülenme düzeyidir.

Alıştırmalar

Belli bir hareketi ya da belli bir tepkiyi pekiştirmek ve geliştirmek için o işin tekrar tekrar yapılmasıdır. Alıştırmaların etkisi her şeyden önce bireyin olgunlaşma ve hazır bulunuşluk düzeyi ile yakından ilgilidir. Yapılacak alıştırmalar, bireyin olgunluk ve hazırbulunuşluk düzeyinin üstünde ise o etkinliği yaptırmak olanaksızdır.

Yapılacak alıştırmalar, bireyin olgunluk ve hazırbulunuşluk düzeyinin çok altında ise; bireyin, o işten doyum elde etmesine engel olur. Alıştırmalar, bireyin olgunlaşma ve hazırbulunuşluk düzeyi ile orantılı olmalıdır.

Öğrenme

Öğrenme, basit bir olayın anlatımı değildir, pek çok değişkenin etkileşimiyle ortaya çıkan, oldukça karmaşık çeşitli boyutları olan bir oluşum sürecidir. İnsanın içgüdüsel tepkileri ve refleks tepkilerinin dışında bulunan bütün davranışları, öğrenilmiş davranışlardır.

Öğrenme, bireyin öğrenme düzeyine göre yaşantısı sonucu, davranışlarında nispeten kalıcı değişmelerin meydana gelmesi sürecidir. Öğrenme ömür boyu devam eden dinamik bir süreçtir. İnsan yaşadığı sürece yeni şeyler öğrenerek içinde bulunduğu evrene yeni anlamlar yükler ve konumunu yeniden belirler. Öğrenmenin gerçekleşmesi için,  bireyin belli bir hazırbulunuşluk düzeyine ulaşması ve alıştırmalar yapması gerekmektedir. Birey, büyüdüğü, olgunlaştığı ve öğrendiği sürece gelişecektir

Gelişim Süreci

Büyüme, olgunlaşma ve öğrenme süreçleri ardışık süreçler olmayıp birbiri içinde devam eden süreçlerdir. Gelişim sürecini, büyüme, olgunlaşma ve öğrenme süreçlerinin karşılıklı etkileşimidir

Gelişim = büyüme x olgunlaşma x öğrenme şeklinde formüle edebiliriz.

Davranışlarda kalıcı değişme olmadan, yani öğrenme olmadan gelişim de olamaz.

Kritik Dönem

Gelişimde belli davranışların, belli dönemlerde kazanılması gerekir. Gelişim süreci içinde bazı evrelerde hemen hemen herkesin benzer davranışlar sergiledikleri ve belli konuları öğrenmeye daha çok eğilim gösterdikleri görülmektedir. Bu evre, eğilim gösterilen konu için kritik dönem olarak adlandırılmaktadır. Bireyin gelişiminde karşımıza çıkan kritik dönemler, hem belli kazanımların elde edilmesi için uygun zaman dilimi, hem de oldukça kısa bir dönemdir. Kritik dönemin sağlıklı geçirilmesi, evde ailenin, okulda öğretmenin uygun tutum ve davranışlarına ve çevresel koşulların doğru hazırlanmasına bağlıdır.

GELİŞİMİ ETKİLEYEN ETMENLER

Gelişmeye etkileyen etmenleri genel kalıtım, çevre ve zamandır.
Gelişim = kalıtım x çevre x zaman
Kalıtım (Soya benzeme)
Soya benzeme, canlının türüne ve soyunun gen havuzlarına mal olmuş belirleyici ve ayırt edici özelliklerin yine genler yoluyla döle aktarılması olayıdır.

Bir başka söyleyişle; dölün, anne ve babasından bazı özellikleri devralmasıdır. Canlı deyince akla gelen ilk ve temel biyolojik kavram hücredir. Canlının yapı taşı olarak nitelendirdiğimiz hücre, hücre zarı, çekirdek ve onu besleyen sitoplazma adı verilen sıvıdan ibarettir. Hücrenin kontrol merkezini oluşturan çekirdeğin içindeki birimlerin (kromatin yapısı) sayı, özellik ve yapıları canlıların türlerine göre değişiklik göstermektedir.

İnsan vücut hücresinde 23 çift kromozom bulunurken başka canlılarda (maymunlar 27, fareler 20, bezelye 7 çift kromozoma sahiptir) bu sayı az ya da çok olabilmektedir. İnsan döl hücrelerine gelince hücredeki kromozom sayısı yarıya düşmektedir. Şayet, döl hücreleri mitoz bölünme yoluyla çoğalmamış olsaydı; o zaman türlerin devamlılığı sağlanamaz, türlerden, hatta canlılıktan söz etmek mümkün olamazdı.

Kromozom çiftlerinde meydana gelen sapmalar, normal dışı gelişimlere sebep olur. Kromozom anormalliklerinin bir kısmı genetik, diğerleri ise organizmanın gelişimi esnasında hücre bölünmesi sırasında kromozom sayısında ve yapısındaki düzensizlikler sonucu oluşur. 21 numaralı kromozomdan iki yerine üç adet bulunmasının Down Sendromu’na sebep olur.Vücut hücresinde bulunan 23 çift kromozomun 22 çifti vücut yapısının özelliklerini belirler ve bu çiftlere somatik (otozom) kromozom çiftleri denilir.

Sonuncu çift ise cinsiyeti belirleyen (gonozom) kromozomlardır. Bu kromozomlara cinsiyet  kromozomları da denilmektedir. Erkek döl hücresindeki (sperm) cinsiyet kromozomları birbirinden farklı iken, dişi döl hücrelerindeki cinsiyet kromozomları birbirine benzer.

Erkeklerde X ve Y cinsiyet kromozomları bulunurken dişilerde sadece X kromozomu bulunur. Dişi döl hücresi ise sadece dişilik kromozomu olan X kromozomunu taşır. Döllenmenin sonunda; dölün kız ya da erkek olması olasılığı  % 50 olup, bebeğin cinsiyeti, hangi cinsiyetteki spermin yumurtayı döllediğine bağlıdır.

Ancak, döllenme genetik bir yardımla (tüp bebek vb.) ya da müdahale ile yapılırsa bu istenen cinsiyete sahip bir çocuğun dünyaya gelmesini sağlayabilir. Soya bezemenin temel belirleyicileri genlerdir. Organizmanın özelliklerini belirleyen kimyasal bilgilerin taşıyıcıları olarak nitelendirilen genler, yaşamın özünü oluştururlar.

Genler, kromozomlar üzerine bir ipe dizilmiş tespih taneleri gibi iki sıra halinde yerleşir ve karşılıklı olarak birbirlerini etkilerler. Her döl hücresinde genlerin dizilişi ve bu dizilişin yarattığı bileşimler farklıdır. Bu nedenle her insan, birbirinden farklı özelliklere sahip olarak doğar. Bir kromozom üzerinde yaklaşık 1400 gen bulunur.

GELİŞİM KURAMLARI 

Bilişsel Gelişim Modeli

Organik evren modeline göre evren, yaşayan bir organizmadır. Değişiklikler dönemsel olarak olmaktadır ve her bir dönemde bir öncekinden farklı ve daha karmaşıktır. Piaget’in Bilişsel Gelişim teorisi ve Freud’un kişilik oluşumu teorileri bu modele dayanmaktadır. Her gelişim aşaması bir önceki safhanın özellikleri ile kendi karakteristik özelliklerini birlikte taşır.

Sosyal ve Duygusal Gelişimi Açıklayan Kuramlar

Psikanalitik Kuram:
Freud’un (1856-1939) görüşlerini temel alarak oluşturulmuştur. Psikanaliz yöntemiyle anormal davranışları tedavi ederken, kişiliğin gelişimini açıklayıcı görüşler üzerinde durmuştur.

Freud Kişilik Gelişim Kuramı:
Kişilik gelişimini 3 temel kuram altında açıklamıştır: Topografik, Yapısal ve Psikoseksüel Gelişim Kuramı. Freud’a göre duygusal problemin temelinde içgüdüsel dürtülerin vardır.

Topografik Kişilik Kuramı:
Bilinç alanı dışında, bilinç öncesi ve bilinç dışı yapılar yer almaktadır. Bireyin bilinçli şekilde varlığını algıladığı yaşantısı bilinç bölgesinde bulunurken, zihnini ve dikkatini zorlayarak anımsadığı olaylar bilinç öncesinde yer alır. İçgüdüsel tepkilerin kaynağı, bilinç alanı dışındadır.

Yapısal Kişilik Kuramı:
Freud, kişiliğin örgütlenmesini id, ego ve süperego örgütlenmesi ile açıklamıştır. Bilinçdışı bir yapı olan id, kişiliğin psişik enerjisi ve içgüdüleri barındırır. Gerçeklik ilkesine göre faaliyet gösteren ve kısmi olarak bilinçli bölge egodur. Süperego ise ahlaki ilkelere göre hareket eden yapıdır. 

Çocuk Gelişim Kuramı – Psikoseksüel Gelişim Kuramı:

Yaşamın ilk 6 yılını kişilik oluşumundan sorumlu tutmaktadır. Yaşa göre, libidonun odaklandığı erojen bölge değişimi ile psikoseksüel aşamalar yaşanmaktadır.

Oral Dönem: Ağız bölgesi, doğumdan hemen sonra bebeğin haz duygusunu yaşadığı, doyum aracı olan ve 18. aya kadar erojen olan bölgedir.

Anal Dönem: 1,5 ile 3 yaş arası dönemi kapsar ve erojen bölge anüs ve çevresidir. Dışkısına ilgi duyduğu ve merak ettiği yaşlardır. Tuvalet eğitimi ile birlikte, çocuk kendi iradesiyle bir şeyler yapabildiğini keşfeder.

Fallik Dönem: 3-6 yaş arasını kapsar. Erojen bölge cinsel organdır ve erkek çocuk anneye ilgi duyar. Kız çocuk penis yokluğundan dolayı erkek çocukları kıskanır. Erkek çocukta Ödipal karmaşa, hemcinsi olan baba ile özdeşim kurmasıyla çözümlenir. Kız çocukta Elektra karmaşası ise, anne ile olumlu iletişim ve özdeşim ile çözümlenir.

Gizil (Latent) Dönem: 6 yaş-ergenlik arasındaki süreçtir. Çocuğun tüm ilgisi, bilişsel becerilerinin gelişimine bağlı olarak öğrenme ve sosyal beceri kazanmaya yönelmiştir.

Genital Dönem: Yetişkinlik boyunca devam eden süreçtir. Sağlıklı çözümleme neticesinde ergen, karşı cinsle sağlıklı sevgi ilişkisi kuracaktır. 

Çocuk Gelişim Kuramı – Erikson Psikososyal Kuramı:

  1. Erikson (1902-1994), çocuk gelişiminde kültürün etkisi üzerinde durmuştur. Bebeklik ve çocukluk dönemlerinde toplumsal yaşantı ve deneyimlerin gelişimde çok daha belirleyici olduğunu ifade etmiştir. Erikson’a göre gelişim evreleri:

Güvene Karşı Güvensizlik (0-1 yaş): Çocukta güven ve güvensizlik algısının gelişimi, ihtiyaçlarının ebeveyn tarafından hangi ölçüde karşılandığı ile ilişkilidir.

Özerkliğe karşı Kuşku ve Utanç (1-3 yaş): Yürüme eylemi ile birlikte etrafı inceleyen, deneme şansı verilen, fırsat tanınan çocuklarda bağımsızlık duygusu gelişir.

Girişimciliğe karşı Suçluluk (3-6yaş): Çocuğa kendi dünyasını tanıma fırsatı sunulursa, girişimcilik özelliği pekişecektir. Koruyucu ve kısıtlayıcı ebeveyn, çocukta suçluluk duygusu gelişimine sebep olur.

Başarılı Olmaya Karşı Aşağılık Duygusu (6-12 yaş): Girişimlerinde başarılı olan çocuklar, ileriki yıllarda güven duygusu kazanacaktır. Çocuğu bu dönemde cesaretlendirmek çok değerlidir.

Kimlik Kazanımına Karşı Kimlik Krizi (12-18 yaş): Ergenlere, gelecekleriyle ilgili değişik fırsat ve roller denemesi imkânı verilirse, kargaşa durumu çözülecektir.

Yakınlığa Karşı Yalıtılmışlık (20-40 yaş): Genç yetişkinlik yıllarında diğer insanlarla yakın dostluk ve anlamlı ilişkiler kurulmalıdır. 

Üretkenliğe Karşı Durgunluk ( 40-60 yaş): Orta yetişkinlik döneminde, kültürel değerleri gençlere aktararak, onlara rehberlik edilen dönemdir. Bu sayede üretkenlik devam edecektir, aksi durumda durgun ve kendine dönük bir yaşam sürer.

Bütünlüğe karşı Umutsuzluk (60 yaş üstü): İleri yetişkinlik döneminde  kendine dönen ve durumu kabul eden birey, yaşamın anlamını yakalayarak, bütünlüğe ulaşır.

Çocuk Gelişim Kuramı – Sosyal Öğrenme Kuramı:

Bu kuramın öncüleri A. Bandura ve W. Mischel’dir. Yeni davranışlar, sosyal ortam içerisinde öğrenilir. Davranışların şekillenmesi, yaşantı deneyimi ile gerçekleşir. Bununla birlikte, gelişimin temel faktörleri davranış, çevre ve biliş boyutlarıdır. Davranış, biliş ve çevre arasında karşılıklı bir etkileşim vardır. Çevre düşünceleri etkilerken, birey bilişsel yapısına uygun seçimlerde bulunacaktır.

Davranışçılığı esas alan bu kuramda, birey olumlu geri bildirim (ödül) aldığı davranışı tekrar etme eğilimindedir. Bu kuramdaki diğer kavram olan gözlem, öğrenmede kilit noktadır. Birey, dikkate değer bulduğu ve dikkatini yoğunlaştırdığı durumlarda “model alarak” öğrenir. Çocukların kendi akranları ile olan farklılıklar üzerine odaklanan Sosyal Öğrenme Kuramı, sosyal ve duygusal problemleri açıklama konusunda yararlıdır.

Çocuk Gelişim  Kuramı – Bağlanma Kuramı

J.Bowlby (1908-1990) bu kuramın öncüsü olarak, gelişimin sosyal, duygusal ve bilişsel boyutlarını bütünleştirmiştir. Annesiyle etkileşim sürecinde bebek genelleşmiş beklentiler geliştirir ve bebeğin davranışı da öğrenme ve bilişsel yapılarla gelişir. Bağlanma yaşam boyu süren bir süreçtir. S. Ainsworth, bebeklik dönemindeki bağlanma stillerini tanımlamıştır. Güvenli bağlanma modeli gelişen çocuk, stres durumunda çabuk sakinleşerek, etrafa ilgi gösterirler. Güvensiz bağlanma 2 türlüdür: kaçınan bağlanma tipi (annenin varlığında ilgi göstermeyen, yokluğunda fazla etkilenmeyen) ve kaygılı tutarsız bağlanma tipi (anneye yapışık, yabancıları reddeden, annenin yokluğunda kaygı ve gerilim gösteren). Yaşam olayları bebeklerin bağlanma davranışında etkilidir.

Çocuk Gelişim Kuramı – Bilişsel Gelişimi Açıklayan Temel Kuramlar

Bilgi İşleme Kuramı: Bu kuram, problem çözme ve muhakeme yapma noktasında, çevreden bilginin nasıl kazanıldığı, zihnin bilgiyi nasıl algıladığı, bilgiyi hafızadan geri getirerek nasıl kullanıldığını açıklar. Çevreden gelen uyaranlar duyu organları tarafından algılanır ve bunlar kısa ve uzun süreli hafızaya ulaşır. Düşünce hafızayı, hafıza da düşünceyi belirleyebilir.

Çocuk Gelişim Kuramı – Piaget Bilişsel Gelişim Kuramı:

  1. Piaget(1896-1980), gelişim sürecinde olan çocukların büyüdükçe, düşünce yapılarında niteliksel, önemli özellikler kazandıklarını gözlemlemiştir. Düşüncede önemli değişiklikler 2 yaşında, 7 yaşında ve 11 yaşında başlar. Piaget’in kuramı, bilişsel gelişim konusuna açıklık getirerek, çocuğun veya ergenin zihinsel sürecini tanımlamaktadır. Bu kurama göre gelişim dönemleri şu şekildedir:

0-2 yaş: Duyusal Motor dönemidir. Bebek dünyayı organları ve motor hareketleri ile yapılandırır.
2-7 yaş: İşlem Öncesi dönemdir. Bilgiyi sistemli işleyemez. Tek boyutlu düşünce hakimdir.
7-11 yaş: Somut İşlemsel dönemdir. Akıl yürütme, duyu organları ile algılanan sınırlar içindedir.
11-12 yaş üstü: Soyut İşlemsel dönem: Düşünce ve akıl yürütme, gerçek ve somut uyaranların ötesinde de vardır.

DOĞUM ÖNCESİ DÖNEM

Doğum öncesi gelişimde, çok hızlı bir fiziksel gelişim gerçekleşmektedir. Ancak, bu gelişim dönemindeki fiziksel gelişim süreci doğrudan gözlenememektedir. Bununla birlikte, bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu bulgulara dayanarak, doğum öncesindeki değişim süreci, bu sürece ilişkin genetik ve çevresel etkiler betimlenebilmektedir. Doğum öncesi dönem, döllenmeyle başlamakta, normal koşullarda ortalama 38 haftalık bir süre sonucunda, bebeğin doğmasıyla son bulmaktadır. Bu gelişim dönemi; dölüt, embriyo ve fetüs olmak üzere üç evreye ayrılarak betimlenebilir. 

DÖLÜT EVRESİ: Dölüt evresi, insan yaşamının başlangıcı olan döllenmeyle başlar. Döllenme; kadının yumurtalıklarında belli aralıklarla üretilen yumurta hücresinin erkeğin sperm hücresiyle birleşmesi sonucu oluşur. Bu birleşme, kadının yumurtalığını rahme bağlayan fallop borusunda gerçekleşir. Birleşme sonucunda oluşan döllenmiş yumurta hücresine “zigot” adı verilir. Zigot, fallop borusundan rahime doğru ilerlemeye başlar. Bu sırada, hızlı bir hücre bölünmesi de gerçekleşmeye başlar. Hücre bölünmesiyle çoğalan hücreler bir top haline gelir. Bu hücre kümesine “blastosist” adı verilir. Blastosist hücreleri, gerçekleştirecekleri fonksiyonlara göre

gruplaşarak farklılaşmaya başlarlar. Blastosist, rahime ulaştığı zamanda bölünmesini sürdürür ve bu şekliyle rahim çeperine aşılanır. Böylece; dölüt evresi, ikinci haftanın sonunda blastosist’in rahime aşılanması ile sona erer. Bu evre sonunda blastosist’in büyüklüğü, bir toplu iğne başı kadardır.

EMBİRYO EVRESİ: Embriyo evresi, yaklaşık ikinci haftanın sonunda başlar ve sekizinci Haftanın sonuna kadar devam eder. Blastosist, bu evrede embriyo olarak adlandırılır. Bu evrenin başında embriyo, göbek kordonu yoluyla anneye bağlanır ve çok hızlı bir gelişme süreci başlar. Çeşitli doku tabakalarının gelişmesiyle birlikte organlar ayrışmaya ve biçimlenmeye başlar. Böylece, bu evre sürecinde pek çok hayati organın temel gelişimi gerçekleşir. Bu nedenle, bu evre çok önemlidir ve olumsuz çevresel etkilere karşı son derece duyarlıdır. Embriyo evresi sonunda, bebeğin organlarının büyük bir çoğunluğu oluşmuş ve bebek, minyatür bir insan yavrusu haline gelmiştir.

FETÜS EVRESİ: Fetüs evresi, gebeliğin yaklaşık sekizinci haftasının sonundan bebeğin doğumuna kadar geçen zaman dilimidir. Dolayısıyla, doğum öncesi dönemin en uzun evresidir. Bu evrede, henüz doğmamış olan bebek fetüs olarak adlandırılır ve embriyo evresinde oluşan yapıların büyümesi ve işlevselliğinin artışı gerçekleşir.


DOĞUM ÖNCESİ GELİŞİMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER 

Doğum Öncesi Annenin Sağlık Durumu

Doğuma kadar yaşanan 280 günlük süre içerisinde, bebeğin gelişimini etkilemesi muhtemel en temel faktör annenin sağlık durumudur. Bu dönemde annenin yaşayabileceği herhangi bir bulaşıcı hastalık veya kronik rahatsızlık, üremi, gebelik diyabeti gibi rahatsızlıklar bebeğin de durumdan olumsuz etkilenmesine sebep olmaktadır. Anne adaylarının, hamilelik süreci boyunca, kendilerini özellikle enfeksiyonel hastalıklardan korumaları çok önemlidir. Elbette ki anne kadar çevrenin de bu konuda hassasiyet göstermesi gerektiği unutulmamalıdır.

Başka bir faktör annenin ruhsal durumudur. Bilindiği üzere, hormonlar doğrudan kana karışma özelliğine sahiptirler. Bebekler de plasentadaki bağ nedeniyle kandan beslenirler. Mutlu bir anne serotinin salgılar ve bu bebeğe de yansır. Aynı şekilde sürekli depresif olan annelerin bebeklerinin ise doğduktan sonra agresif bebekler olduğu görülmektedir. Herhangi bir sebeple, belki de bir travma nedeniyle gergin bir hamilelik süreci yaşamak, en çok da bebeği etkilemektedir.

Kan Uyuşmazlığı

Son yıllarda artık eskisi kadar riskli olmasa da kan uyuşmazlığıda anne karnındaki bebek açısından kontrol edilmesi gereken bir konudur. Genelde ilk çocuklarda bir problem yaşanmazken, ikinci ve üçüncü çocuklarda risk bulunmaktadır. Annenin kanında bulunan Rh ile çocuk arasındaki bu uyuşmazlık günümüzde önlenebilmektedir. Ancak yine de hamilelikten önce muhakkak dikkat edilmesi gereken bir durumdur.

Akraba Evlilikleri

Anne karnındaki bebekler için, gelişimi etkilemesi muhtemel başka bir konu da akraba evliliğidir. Kromozom yapıları üzerinde risk yaratan bu durum, bebeklerin zihinsel-bedensel gelişimlerini sekteye uğratabilecek olumsuz bir faktördür.

Alınan Kimyasallar

Doğum öncesinde gelişimi etkileyen faktörlerle devam edecek olursak yine alınan kimyasallar da plasentadaki bebeğin gelişimi için riskli durumlardır. Alınan kimyasallar içinde; ilaçlar, soluduğumuz hava, saç boyaları, evlerin duvar boyaları gibi pek çok faktör sayılabilir. Özellikle 1950’li yıllarda, Avrupa’da yaşanan trankilizan felaketinden sonra, gebelikte kullanılabilecek ilaçlar tekrar gündeme gelmiştir. Trankilizanlar sedasyon özelliğine sahip, hafif gevşeme ve uyku hali sağlayan ilaçlardır.

O yıl hamile bayanların büyük bir kısmı, depresif olduklarını gerekçe göstererek trankilazan kullanırlar. Sonuçta trankilizan kullanıp da o yıl doğum yapan annelerin bebeklerin zihinsel ve bedensel engelli bebekler olarak dünyaya geldiği görülür. Bu olaydan sonra gebelikte kullanılacak ilaçlar için ciddi tedbirler alınmaya başlanır.

Her ne tedbir alınırsa alınsın emin olunan bir durum var ki; ilaçların, hamile bayanlarda nasıl bir etkide bulunduğunu kimse bilmiyor. Gebe farelerde yapılan çalışmalar bu konuda yol gösterici olsa da sakınmakta büyük fayda var. Tıpta her zaman kar/zarar dengesi yapılır. Eğer annenin ilaç kullanmasını gerektirecek bir durum varsa, bu durum teşhis edilmeli ve tıp doktorları tarafından süreç yönetilmelidir.

Madde Bağımlılığı

Doğum öncesinde gelişimi etkileyen başka bir faktör de bağımlılıklardır. Kastettiklerimiz elbette ki alkol, sigara ve madde bağımlılığı. Son yıllarda dikkatimi çeken bir konu: sıklıkla gördüğümüz sigara içen hamile bayanlar! Hatta geçtiğimiz zamanlarda, sadece bu durumu anlatan bir yazı yazmıştım.

Sigara içen hamile bir bayan görürseniz size muhtemelen şu gerekçeleri sıralayacaktır:

  1. Sigarayı bırakırsam depresyona girerim, bebek bu durumdan olumsuz etkilenir.
  2. Doktorum günde üç tane içebileceğimi söyledi.
  3. Anne karnında ilk 3 ay kritik dönemdir, ben o kritik dönemi geçtim, artık içebilirim, bebeğe zararı olmaz.

Acaba bu gerekçeleri sunan anne adayları haklı mı? Alkol ya da sigara bebeğin gelişimini olumsuz etkiler mi, etkilemez mi? Üzgünüm ama bu gerekçeleri sunan anne adayları elbette ki haklı değil! Ve kesin olarak artık biliyoruz ki alkol, sigara, madde hepsi doğrudan bebeğin gelişimini olumsuz etkiler! Etrafınızda böyle gerekçelerle sigara içen hamile anne adayları varsa, sigara içmelerini meşru kıldığını düşündükleri argümanlarına da cevap verelim dilerseniz. Birinci argümanda olduğu gibi bazı anneler sigarayı bıraktıklarında yaşayacakları depresyon nedeniyle sigara içtiklerini iddia ederler. Bu gerçekçi bir argüman değildir. Sigara, bir antidepresan değildir! Sigarayı bırakan bir anne adayı korkunç yıkımlar yaşamaz, aksine bu durum bebeği ve kendisi için büyük bir nimettir.

Fakat sigara içmeye devam ettiği sürece oluşabilecek yıkımları kestirmek zordur ve mutlak surette zararı faydasından çoktur ! İkinci argümana gelince, hekimlerin böyle bir yönlendirme yapabilmesi pek akla makul gelmiyor. Üçüncü argüman ise tamamen bilgi yanılgısı içeriyor. Evet anne karnında ilk 12 hafta kritik dönemdir ve bu dönemde dışarıdan gelebilecek herhangi bir olumsuz müdahale, geriye dönüşü ve telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilmektedir. İlk 12 hafta insanların organ ve sistemlerinin geliştiği dönem olduğu için kritik dönemdir. Fakat bilinmesi gereken bir durum var ki: insanlarda beyin ve sinir sisteminin gelişimi 3 yaşına kadar devam etmektedir. Bazen de anneler hem sigara içip hem de sağlıklı bir çocuk doğurduklarını övünerek anlatırlar. Fakat çocukları 10 yaşına gelene kadar, çocuğun doğum öncesindeki sigara etkisinden dolayı, ne tür hastalıklara maruz kalacağını elbette ki es geçmektedirler.

Özetle şunu söylemek isterim ki ; hamilelik döneminde içilen her sigara, dünyadan henüz bi’haber olan bir canlıya karşı yapılan büyük bir haksızlıktır ! Zannediyorum ki kimsenin kimseye böyle bir kötülük yapma lüksü bulunmamaktadır, annesi olsa bile..!

Kendisi alkol, uyuşturucu ya da sigara bağımlısı olan annelerin çocuklarının doğar doğmaz anne sütüyle değil de uyuşturucu ya da nikotinle sakinleştiğini gördüğümüz vak’alar oldu. Bir keresinde kansız olduğu için şarap içsem olur mu diyen hamile bir bayana şaşkınlıkla bakarken, keçiboynuzu pekmezini öneririm diyebildim nutkum tutularak.. Bu hakikaten sandığımızdan çok daha önemli bir konu.. Bir annenin, bebeğine henüz daha plasentada kasten ve bilerek zarar vermesi, doğduktan sonraki süreçler için insana pek umut vaat etmiyor.. Anne kadar babalar, siz de bu konuya özen göstermelisiniz.

Radyasyona Dikkat!

Başka bir risk faktörü de radyasyon! Röntgen ışınları, olası bir radyasyon sızıntısı, baz istasyonları, akıllı cihazlar bunlar da doğum öncesinde bebek için risk faktörleridir. Bilhassa gebeliğin ilk aylarında pelvis üzerine röntgen ışınlarının gelmesi tehlike arz etmektedir. Radyasyon beynin büyüyememesi, iyi gelişememesi gibi sonuçlar ortaya koymaktadır.

Doğum Öncesi Dengeli Beslenme

Doğum öncesi gelişimi etkileyen son risk faktörü de beslenmedir. Hamile bir bayan özellikle fetüsün beyin gelişimi açısından dengeli beslenmelidir. Son yıllarda makaleler, doğum öncesinde cevizin fetüse olan olumlu katkılarını yazmaktadırlar. Beslenme hem annenin, hem de bebeğin sağlığı açısından elzemdir.

Doğum öncesi dönemi, bebeğin gelişimini etkileyen risk faktörleri açısından değerlendirmiş bulunduk. Sağlıklı ve kaliteli bir hamilelik süreci yaşamak ve bebeğin sağlıklı gelişimi için, kontrol edilemeyen sebepler dışında, kontrolü mümkün olan her konuda anne ve babalara önemli sorumluluklar düşmektedir.


ÇOCUK GELİŞİM DÖNEMLERİ

  1. Bebeklik dönemi ( 0-2 yaş )
  2. İlk çocukluk (oyun) dönemi (3-6 yaş )
  3. İkinci çocukluk (ilkokul ) dönemi ( 7-11 yaş)
  4. Ergenlik dönemi (12-18 yaş)

Bebeklik Dönemi ( 0-2 Yaş )

Bebeklik dönemi çocukların en hızlı büyüyüp, geliştikleri dönemdir. Çocuğun her yönden sağlıklı büyüyebilmesi bu ilk yıllarda gösterilecek özene bağlıdır. Bu dönemdeki çocuklar bedensel (kas ve kemik) gelişimlerinin, bir uzantısı olarak kendi başlarına hareket edebilmek, yürümeyi öğrenmek durumundadır. Böylelikle bebek, anneye bağımlı olmaktan kurtulur ve dünyayı keşfe çıkabilir. Yürümeyi öğrenme 9 ay civarında ayakta durma çalışmalarıyla başlar ve 2 yaş civarında yürümede ustalaşma biçimini alır.

Kemiklerdeki en hızlı gelişme yaşamın ilk yılı içinde görülür. Daha sonra ergenlik dönemine kadar gelişme hızında bir düşme ortaya çıkar. Bebek, dünyaya gelir gelmez zihinsel ve ruhsal olarak da gelişmeye başlar. Bu dönemde alıcıdır. Duyduğu, gördüğü, dokunduğu her şeyden duyumlar alır. Algılar edinir ve bunları biriktirerek belleğine yerleştirir. Zamanı gelince de bu bilgileri kullanmaya başlar. Yaşamın ilk aylarında bebek, her açıdan annesine bağımlıdır. Bebek dünyaya geldiğinde dişleri yoktur, bu yüzden anne sütü ile beslenir. İlk yıl için dişlerinin çıkmaya başlamasıyla birlikte, katı yiyecekleri yemeyi öğrenir. Böylece anne sütünün yerini diğer yiyecekler almaya başlar.

Bebeklik dönemi çocukların en hızlı büyüyüp geliştikleri dönemdir

Bebeğin kazanmak durumunda olduğu diğer bir davranışta konuşmaktır. Doğuşta sadece bakışları ile iletişim kurabilen bebek, agulama ile başlayan dil gelişimini iki yıl içinde 3 kelimelik cümlelere dönüştürebilir. Dili, 3 yaşında iletişim için oldukça usta bir biçimde kullanabilir. Bebeklerin kazanmak durumunda kaldıkları diğer bir davranışta tuvalet eğitimi yoluyla dışkı kontrolüdür. Bebek doğduğunda bedensel atıklarını denetleyemez; hatta ilk yıl içinde rahat dışkılaması ruh sağlığının bir göstergesi sayılır.

Ancak 2 yaşına doğru biyolojik gelişime paralel olarak kaslarına hakim olabilir ve dışkısını kontrol etmesi beklenir. Çocuk dışkısını istediğinde tutabilmeli, istediğinde bırakabilmelidir. Tutamadığı zamanda, bırakamadığı zamanda bir sorun vardır.

Çocuk 3 yaş civarında cinsiyetini öğrenir. Kız ve erkek kelimelerinin ne demek olduğunu anlar. Bu algılama kızların uzun saçlı, erkeklerin bıyıklı olması şeklindedir. Çocuğun bedensel gelişim ve davranışlarında görülen ilerleme zihinsel gelişiminin de en iyi göstergesidir. Kavram gelişiminin de temelleri bu dönemde atılır. Çocuk dış dünya ile etkileşimde bulunmalı ve bununla ilgili tanım ve kavramları edinmelidir.

Zihin gelişimi eğitim ile doğru orantılıdır. Annenin gösterdiği ilgi , oynamak için kullandığı oyuncaklar, yaşadığı çevredeki çeşitli uyaranlar, çocuğun zihinsel gelişimini büyük ölçüde etkiler. Tüm bu nedenlerden dolayı bebeklik döneminde yetişkinlere büyük görevler düşmektedir. Çocuk bu devrede yetişkinlerden ne kadar olumlu duyumlar alır, zengin uyaranlarla karşılaşırsa çevresiyle de o ölçüde olumlu ilişkiler kurabilir ve sağlıklı bir gelişim gösterebilir. 

İlk Çocukluk – Oyun Dönemi ( 3-6 Yaş )

Okul öncesi yıllarını içine alan ilk çocukluk dönemi, çocuğun aktif olarak çevresine yöneldiği, uyarıcılar ile dolu dış dünyayı keşfetmeye çalıştığı, insan yaşamının en temel becerilerinin kazanıldığı bir dönemdir. Bu dönemde çocuk, belli bir yapılanmayı tamamlamış olan bedenini etkili bir şekilde kullanmayı ve oyunlarında bedenini ustaca kullanmayı öğrenmiştir. Aynı zamanda çocuk büyümeye devam etmektedir. Bir yandan büyümeye devam ederken diğer yandan kendisinin ve bedeninin farkına varmaya başlamıştır. Çocuk, bu dönemde sosyalleşmeye de başlamıştır.

Başkalarını keşfetmiş ve onlarla birtakım kurallar çerçevesinde bir araya gelmeye çalışmaktadır. Çocuk davranışlarında egosantrik (ben merkezcil)tir. Okul öncesi eğitim kurumlarına gitmekte ve sınıf arkadaşlarıyla karşılaşmaktadır. Sokakta yaşıtlarıyla ortak etkinliklerde bulunmakta, parkta birlikte salıncağa binmektedir.

Çocuğun bu dönemde kazandığı beceriler, sonraki yıllarda sosyal ilişkilerinin temel yapı taşı olarak kullanılacaktır. Çocuk yavaş yavaş aile ortamından çıkmakta ve başkalarıyla karşılaşmaktadır. Bu dönemde bedensel gelişme hızı, bebeklik dönemine oranla yavaşlar. Beden orantılarında da değişiklik göze çarpar.Yine bu dönemde kaslardaki gelişme dikkati çeker. Çocuk rahatlıkla koşup zıplayabilir; ancak dar bir tahta üzerinde denge sağlayarak daha üst düzeyde motor koordinasyon gerektiren hareketleri yapmakta güçlük çeker.

Bir önceki dönemde cinsiyetini fark etmiş olan çocuk, cinsiyetine uygun davranmayı öğrenir. Bu dönemde cinsiyetine uygun davranma davranışı ağırlıklıdır. Cinsiyet farklılıkları bu dönemde keşfedilir. Bu konuda sorular sormaya başlar. Çocuğu sorduğu sorular yüzünden azarlamak, araştırma girişimlerine engel olmak, çocukta suçluluk duygusunun gelişmesine neden olur. Erkekler/Kızlar şöyle yapar ifadeleriyle başlayan cümleler kullanır.

Çocukta vicdan gelişiminin ve ahlakın yargıların temelleri bu dönemde atılır. Yalan söylediklerinde suçlandıkları, hatalı bir davranışta bulunduklarında bunu anladıkları görülür. Bu kazanım daha sonraki dönemlere de taşınır. Her alanda olan gelişim gibi daha sonraki dönemlere biraz şekil değiştirerek devam eder. Oyun bu dönemde çocuk için en önemli etkinliktir. Zamanını büyük bir bölümünü oynayarak geçiren çocuk, daha çok hayal gücüne dayalı oyunlar oynar. Çocuğun ebeveyni ile kurduğu özdeşim oyunlarına da yansır. Okul öncesi eğitim kurumları, çocuklar için yeni arkadaş çevresi , zengin bir oyun ortamı ve çeşitli deneyimler kazanabileceği bir yer olması nedeniyle oldukça önemlidir. Çocuk okul öncesi eğitim kurumlarında okula hazır hale gelir.

İkinci çocukluk (ilkokul ) dönemi ( 7-11 yaş )

Çocuğun aile ortamından çıkıp dış dünya ile daha içice olduğu dönemdir. Bu dönemin başlangıcı ilkokula yeni başlama, son yılları ise çocuğun ergenlik dönemine girmeye başlaması açısından son derece önemlidir. Çocukta bu dönemde:

  • Mantıklı düşünme başlar.
  • Ben merkezcillik azalır.
  • Yaşıtları önem kazanır.
  • Bellek ve dil becerileri artar.
  • Bilişsel becerileri artar.
  • Fiziksel gelişme durağanlaşmıştır.
  • Benlik kavramı gelişimi, benlik yapısını geliştirir.
  • Güç ve sportif beceriler artar.

Çocuk, okulda hayatı boyunca ihtiyaç duyacağı okuma-yazma ve hesap becerilerini edinmeye başlar.  Çocuk bu becerilere dayanarak ileriki yaşlarda karmaşık problemleri çözebilir hale gelecektir. Gündelik yaşamda olup bitenler çocuğun ilgisini çekmeye başlamıştır. Ülkelerinde ve dünyada olup bitenler ile ilgili fikir beyan etmeye başlar.

Çocukta zihinsel gelişim soyut işlemlere hazırlanmaya başlamıştır. Okul öncesi dönemde temelleri atılan vicdan gelişiminin başlaması bu dönemde değerlerin, tercihlerin ve tutumların belirginleşmesi şeklinde devam eder.

Çocuğun konuşma yeteneği ve kelime hazinesi oldukça gelişmiştir. Bu dönemde kız ve erkek çocuklar kendi aralarında gruplaşarak oynamayı tercih eder. Bir yandan arkadaşlarıyla bir arada olmaktan hoşlanırken diğer yandan grup içinde sivrilme, üstünlüğünü kanıtlama çabası vardır.

İlkokulun ilk yıllarında görülen büyümedeki yavaşlama10 yaşına doğru vücut biyokimyasındaki farklılaşmaya bağlı olarak hızlanır. Kız çocuklarında ani bir boy artışıyla birlikte ikincil cinsiyet özelliklerinin belirmeye başladığı görülür.

Erkek çocuklar 9-10 yaşına kadar kızlardan biraz daha uzun ve daha iri bir bedene sahipken, 10-11 yaşlarında kızlardan daha ufak bir görünüme bürünürler. Çocukların bu dönemde sağlıkları genellikle iyidir. Önceleri çok hastalananların sağlık durumu bu dönemde düzelmiştir. 

Ergenlik Dönemi (12-18 yaş )

Ergenlik dönemi, bedensel değişikliklerin yaşandığı bir dönemdir. Çocukluk döneminde kısmen yavaşlayan bedensel büyüme ve gelişme, ergenlik döneminde yeniden hızlanarak bu dönemin sonunda yetişkinlikteki yapısına ulaşır. Gencin beden oranları değişmeye başlamıştır. Bu değişim yüzünden genç biraz sakarlaşabilir, değişen bu oranlara uyum sağlayabilmesi için biraz zamana ihtiyacı vardır. Genellikle ergenlik ve gençlik çağı en sağlıklı yaşam dönemidir. Çocukluk hastalıkları geride kalmıştır, yetişkin çağa özgü hastalıklar ise çok uzaktadır. Ergenliğe özgü denebilecek tek hastalık belki de ergenlik sivilceleridir ( acne ). Ter ve yağ bezlerinin salgıları artmakta ve birikim olmaktadır. Bu durumun erkeklik ve dişilik hormonlarının ( androjen ve östrojen ) dengesizliğinden ileri geldiği sanılmaktadır.

Ergenin bu dönemde:

  • Fiziksel değişimi hızlıdır.
  • Üreme olgunluğu oluşmaya başlar.
  • Kimlik arayışına odaklanmıştır.
  • Yaşıtları, benliğinin gelişmesine ve onu test etmesine yardımcı olur.
  • Soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir.
  • Ergen ben merkezciliği bazı davranışlarda sürdürür.

Ergenlik dönemi, genç için çalkantılı bir dönemdir. Bu dönemde bireyin kişiler arası  ilişkileri gelişir, artar ve nitelik değiştirir. Artık çocuk değildir. Sosyal ilişki kurma becerisi artmaya başlamıştır.Toplum içinde kendi başına girişimlerde bulunabilir.

Başkalarıyla kendi tercihleri doğrultusunda etkileşimler kurabilir. Bunun sonucunda duygusal yakınlıklar yaşayabilir. Bu duygusal yakınlıklar aynı zamanda anne babadan duygusal anlamda ayrılmanın bir görüntüsüdür.

Gençler ne yetişkin ne de çocuk olarak kabul edildikleri bu geçiş döneminde uyum sağlamakta güçlük çekerler. Kimlik arayışına giren genç bu dönemde ya kimliğini kazanmış olarak ya da kimlik kargaşası ile çıkar. Yine bu dönemde genç, gelecekteki işi için belirlemeler yapmak durumundadır.

Hayatı boyunca nasıl bir iş yapmayı ummaktadır? Bu karar aşaması gencin bir anlamda geleceğini de belirleyecektir. Başka bir deyişle hangi okulda okuyacağını belirlemesi demektir. Vicdan gelişimi bu dönemde birtakım temel değer yargılarının gelişmesi biçimini alır. Hayatta neye değer verdiğini belirleyen ergen, bu nedenle sık sık ideolojik kötüye kullanmalara maruz kalır. İdeolojik düşüncelerin yoğunlaşması bu gelişim döneminin bir görüntüsüdür.

Değer sistemi geliştirme ve sosyal gelişimle bağlantılı olarak ergen artık yetişkin toplumsal düzeni içine girmek ve sorumluluk yüklenmek ister. Ergenlik dönemindeki sosyal ve ideolojik hareketlerin bir anlamı da budur. Başka bir deyişle ergenler sorumluluk yüklenmek istemektedirler.

Kısacası bu dönem oldukça fırtınalı bir dönemdir. Genç kendisiyle ve çevresiyle sürekli bir savaş halindedir. Kimi gençte bu dönemi oldukça gürültülü geçirirken, kimisi daha az çalkantılı geçirebilir. Ergenin yetişkin otoritesiyle çelişkide bulunduğu bu dönemde, yetişkinin onu kabul etmesi, ona koşulsuz bir saygı ve anlayış sunması gerekir. Anne-baba ergenin bağımsız davranmasına, onun kendi kendine karar vermesine, kendine güvenmesini sağlayacak yaşantılar geçirmesine özen göstermelidir.
Writer, PhD. Dr. Yıldırım Bayezit DELDAL (Doctoral Student)

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMUNUZ VAR MI?

avatar
Araç çubuğuna atla