Ilko
Ilko

Danıştay’dan penisilin allerjisi hakkında ilginç karar

Yazan Dr. Erkin Göçmen

25 Temmuz, 2017  |   Kategori: Hukuk / Mevzuat, Üye Yazıları

İstanbul’da Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir eğitim ve araştırma hastanesinin kardiyoloji kliniğine nefes darlığı ve her iki bacağında şişlik şikayeti ile yatırılan ve takibinde selülit öntanısı konulan hastaya, intravenöz sulbaktam-ampisilin uygulaması sonrasında solunumun durması ve gelişen hipoksiye bağlı olarak hastanın yüzde doksan oranında engelli kalmasıyla ilgili  açılan maddi ve manevi tazminat davasında Danıştay oldukça ilginç bir karar verdi. Kararda, hastanın manevi tazminat istemi uygun bulunurken, maddi tazminat istemi reddedildi.

Hasta dosyasında yer alan hekim notlarında; tedavi öncesinde hastadan  ilaç allerjisi olmadığının teyit edilerek sulbaktam ampisilinin öncelikle doktor gözetiminde hemşire tarafından test dozu uygulanarak yapıldığı, testin sonucunun negatif çıktığı, ilk dozun yapılmasından sonra hastada kızarıklık ve kaşıntı meydana gelmesi üzerine, birinci dakika içerisinde ilk müdahalenin yapıldığı, stridoru başlayan hastaya  airway takıldığı, medikal tedavinin uygulandığı, solunum durması geliştikten bir  dakika sonra kişinin entübe edilerek yoğun bakım ünitesinde takip edildiği kayıtlıydı.

Mahkeme: Uygun teşhis ve tedavi yöntemleri kullanmayan hekim kusurludur!

Olaya ilişkin olarak yapılan yargılamada, ilk derece mahkemesince Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İkinci İhtisas Kurulundan rapor alındı. Raporda hastanın yatışı sonrasında her iki alt ekstremitede var olan ödemin devam etmesi ve önceki muayeneden farklı olarak kızarıklığın ve ısı artışının başlaması üzerine selülit öntanısı konularak antibiyotik (sulbaktam-ampisilin) tedavisine başlanması kararı verildiğine dikkat çekildi.

Adli Tıp Raporunda; keza, hastanın daha sonra çekilen kranial MR incelemesinde hipoksik bulguların olduğunun saptandığı, söz konusu olay tarihinden 3,5 ay sonra yapılan EKO incelemesinde sol ventrikül sistolik fonksiyonlarının normal olduğunun tespit edildiği, frontal işlevlerde ve bellekte ağır kusur sebebiyle %90 özür oranının bulunduğunun anlaşıldığı, kişiye ait laboratuvar tetkik ve görüntüleme incelemelerinin bir bütün olarak değerlendirildiğinde kişinin nonkritik koroner arter hastalığı, diabetes mellitus, hipertansiyon, muhtemel üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası geçirilmiş myokardite bağlı dilate kardiomyopati tanılarının konulduğu kaydedilmişti.

Adli Tıp Kurumu İkinci İhtisas Kurulu tarafından yapılan kusur değerlendirmesinde ise; hastaya tatbik edilen tedavilerin tıbben doğru olduğu, enfeksiyöz bir hastalık olan sellülitin uygulanan tedavilerden kaynaklanmadığı, penicilin grubu ilaçlara karşı allerji hikayesi olmayan kişilerde alerji için rutin deri testi önerilmemekle birlikte allerjik reaksiyonların, deri testi negatif olanlarda, sonradan gelişebileceğinin tıbben bilindiği, penisilin grubu ilacın intravenöz uygulanmasına bağlı gelişen anaflaktik reaksiyonun her türlü özene rağmen oluşabilen herhangi bir tıbbi ihmal ve kusura izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği, komplikasyon yönetiminin tıp kurallarına uygun gerçekleştirildiği, kardiyo-myopatinin bir kısmının kısmen veya tamamen düzelebileceğinin tıbben bilindiği, kişinin sonraki takiplerinde yapılan tetkiklerde ejeksiyon fraksiyonunun normal seyretmesinin kardiyomyopatinin düzeldiğini gösterdiği, ilgili sağlık personellerine atfı kabil bir kusur tespit edilmediği yönünde görüş bildirildi. Bunun üzerine yerel mahkemece hastanın hem maddi hem de manevi tazminat talebi reddedildi.

Ameliyat sonrası hastasını iyi takip etmeyen hekime meslekten men cezası

İtiraz üzerine yapılan Danıştay incelemesinde; allerji yapabileceği bilinen ilaçların verilmesi durumunda, hastaya muhtemel sağlık geçmişinin sorulması, tedavi, fiziksel bütünlükle ilgili tahmin edilemez olası bir risk taşıdığında, hekimlerin, hastalarını aydınlatarak rıza göstermelerine imkân sağlayacak şekilde kendilerini önceden bu tedavi hakkında bilgilendirmeleri  gerektiği ifade edildi. Anılan kararda, hastanın hekimce düzenlenen epikrizinde;

“…selülit ön tanısıyla, öncesine dair ilaç alerjisi olmadığı tekrardan teyit edilerek sulbaktam ampisilin öncelikle doktor gözetiminde hemşire hanımca test dozu yapıldı. Test dozuna müteakip geçen 30 dakika içerisinde herhangi bir sıkıntı saptanmayan ve şikayeti olmayan hastaya, test sonucu menfi kabul edilerek 1gr 2×1 iv başlandı. İlk dozun yapılmasını müteakip kızarıklığı ve kaşıntısı belirlenmesi üzerine hemşire hanım tarafından derhal tarafımıza haber verildi…” tespitinin yer aldığı,

Buna karşılık hemşire gözlem notunda; “saat 10:00 hastaya Duocid test dozu yapıldı. Test (-) H.Ö. saat 11:20 duocid 1 gr iv yapıldıktan hemen sonra anaflaksi gelişti. Hastada kaşıntı ve kızarıklık gelişince hastaya 1 amp Avil, 40 mg Dekort, 1 amp Adrenalin yapıldı…” tespitinin yer aldığı kaydedildi.

Sonuç olarak bahse konu Danıştay değerlendirmesinde, hemşire gözlem notunda doktora danışılarak yapılan işlemlerin yanına ilgili doktorun adı da yazılmak suretiyle kayıt tutulduğu, doktorlar tarafından düzenlenen epikrizde ise hastaya doktor gözetiminde test dozunun uygulandığı belirtilmesine rağmen hemşire gözlem notunda testin doktor gözetiminde yapıldığına dair bir kaydın bulunmadığı, epikrizde hastaya test dozunu müteakip 30 dakika içinde herhangi bir şikayeti bulunmayan hastaya intravenöz penisilin enjekte edildiği belirtildiği halde, hemşire gözlem notunda saat 11:20 de hastaya 10:00 tedavisinde Duocid 1 gr iv yapıldıktan hemen sonra anaflaksi geliştiği notu bulunduğu ve nottaki 11:20 ibaresinde gözle görülür bir düzeltmenin olduğu, epikriz ile hemşire gözlem notundaki bilgilerin tutarlı olmadığı ve birbirleriyle çeliştiği, hastanın penisilin alerjisine dair öyküsünün alındığına ve hastanın penisilin uygulaması sonrası gelişebilecek muhtemel risklere dair bilgilendirildiğine dair bir kayıt bulunmadığı tespitleri yapıldı.

Neticede Yüksek Mahkeme, hemşire gözlem notu ile hasta epikrizi arasındaki çelişkiler ile hastanın penisilin alerjisi geçmişine dair hasta öyküsünün alındığına dair kayıtların ve hastanın penisilin uygulamasının olası risklerine dair bilgilendirildiğine dair kayıtların sunulamamasının, sunulan kamu hizmetinin kötü işlediğini ve ortada bir hizmet kusurunun bulunduğunu gösterdiğinden davacıların bu olay sebebiyle maruz kaldıkları manevi elem ve ızdırabı giderecek şekilde olayın meydana geliş şekli de dikkate alınarak hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğine karar verdi.

Danıştay kararında maddi tazminat yönünden ise Adli Tıp Kurumu Raporunda, hastaya konulan tanı ve uygulanan tedavilerin tıbben doğru olduğu ve penisilin grubu ilaçlara karşı alerji hikayesi olmayan kişilerde alerji için rutin deri testi önerilmemekle birlikte, alerjik reaksiyonların deri testi negatif olanlarda, daha önceki kullanımlarında olmayıp sonra gelişebileceğinin tıbben bilindiği, penisilin grubu ilacın intravenöz uygulanmasına bağlı gelişen anaflaktik reaksiyonun, her türlü özene rağmen oluşabilen herhangi bir tıbbi ihmal veya kusura izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği, komplikasyon yönetiminin tıp kurallarına uygun olduğu ve ilgili sağlık personeline atfı kabil bir kusur tespit edilmediği belirtildiğinden, maddi tazminatın reddedilmesinin hukuka uygun olduğu bildirildi.

Bahse konu dava bu türden tıbbi uygulamalarda manevi tazminat yönünden hizmet kusurunun mevcut olması ancak maddi tazminat yönünden kusurun bulunmaması bakımından ilginç ve emsaline az rastlanır niteliktedir.
click-iconİletişim için: bilgi@erkingocmen.av.tr
Av. Erkin Göçmen’i Twitter’da takip etmek için tıklayın >
Av. Erkin Göçmen’i Facebook’ta takip etmek için tıklayın >

İlgili Aramalar: nonkritikkoronerozuroranu

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMLAR

avatar
Sıralama:   En Yeniler | Eskiler
Oygar Aytekin
Oygar Aytekin
Hemşire kayıtlarının ne kadar önemli olduğu görülüyor burada. Eksiklikleri düşünülemez olan, işlerini kolaylaştırmak için zaman zaman çok çabaladığımız hemşire arkadaşlarımıza canımız da feda. Ancak bu çok önemli kayıtları tutarken yapacakları en ufak bir işgüzarlık, doktorun hayatının kaymasına sebep olabilir. Hemşire arkadaşlara “kayıt nasıl tutulur” ve “en kısa cümlelerle doğru ifade… Devamını oku »
wpDiscuz

Dr. Erkin Göçmen

Tıp Doktoru ve Hukukçu

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nde başladığı tıp eğitimini 1993'te tamamlayan Dr. Göçmen, Sağlık Bakanlığı'na bağlı çeşitli kurumlarda görev yaptı. Aynı dönemde Türkiye ve Ortadoğu Kamu Yönetimi Enstitüsü'nde kamu yönetimi alanında yüksek lisans eğitimi aldı. Bu süreçte 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde başladığı hukuk eğitimini 2004 yılında tamamladı. 2006'dan bu yana Ankara Barosu'nda serbest avukatlık yapmakta olan Dr. Göçmen aynı zamanda Ahmet Yesevi Üniversitesi'nde yüksek lisans düzeyinde sağlık hukuku dersleri vermektedir. Kendisinin sağlık, tıp, akademi ve bilim hukuku alanında çok sayıda makalesi bulunmaktadır. İletişim: https://www.facebook.com/erkin.gocmen
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Araç çubuğuna atla