Prof. Dr. Ceyhan: Türkiye’de aşılama oranları %96’yı aştı

29 Mart 2012   |    28 Mart 2013    |   Kategori: Aile Hekimliği Print

Aşıyla önlenebilen hastalıklarda önemli başarılar sağlandı

Son yıllarda yapılan çalışmalar sonucunda aşılamayla önlenebilen enfeksiyon hastalıklarında önemli başarılar sağlandığını söyleyen Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “Bu çalışmalar sayesinde Türkiye’de aşılama oranları %96’ya ulaştı. Kızamık ve difteri gibi bazı alanlarda uzun süredir hiç vaka görülmüyor. Biz artık öğrencilerimize öğretecek kadar bile kızamık vakası görmüyoruz” dedi.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Ünitesi Başkanı
Pediatri Uzmanlık Akademisi Derneği Genel Sekreteri
Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan ile Türkiye’de enfeksiyon hastalıkları, aşı takvimi ve aşılama ile önlenebilen enfeksiyon hastalıkları konusunda güncel gelişmeleri konuştuk.

Aşılamayla önlenebilen enfeksiyon hastalıklarının Türkiye’deki prevelansı nedir?
Prof. Dr. Ceyhan:
Aşı ile önlenebilen enfeksiyon hastalıklarının Türkiye’deki prevelansı ile ilgili maalesef yeterli veriler yok. Bunun nedeni; Türkiye’de düzenli bir sürveyans sisteminin olmayışıdır. Bu alanda sadece menenjit için 6 yıldır benim başkanlığımda bir ekip Türkiye’nin 22 farklı merkezinde çalışma yürütüyor. Bu nedenle elimizde menenjit ile ilgili veriler var. Oranlara bakıldığında ortalama yüz binde 2 ile 3 arasında olduğu görülüyor. Ancak bunun dışında aşıyla korunulan hastalıklar sadece Sağlık Bakanlığı’na bildirim şeklinde takip edilebiliyor. Fakat bu bildirimler yetersiz olduğu için çok düşük rakamlar çıkıyor. Fakat, ulusal aşı programına girmiş aşıyla korunabilen hastalıklarda çok ciddi bir şekilde azalma var. Örneğin; poliomyelit yani çocuk felci, en son 1998’de 26 Kasım’da Ağrı’da bir çocukta görüldü. Ondan beri yeni bir çocuk felci vakamız yok. Kızamık konusunda bir kampanya ile yüksek oranda aşılama yapıldı. Bundan 10 yıl öncesine kadar yılda 40-50 bin civarında olan vaka sayısı değişti. Geçen yıl İstanbul’da görülen 92 vakalık küçük çapta bir salgın dışında Türkiye’de yıllık vaka 3 ila 7 arasında değişiyor. Biz artık öğrencilerimize öğretecek kadar kızamık vakası görmüyoruz. Bu az sayıdaki vaka da genellikle yurtdışından gelen öğrencilerde falan görülen vakalardır.

Bir başka örnek ise difteridir. Difteri de çok uzun yıllardan beri ulusal aşı programında ve son 10 yıldır hiç görülmüyordu. Geçen yıl Ankara’da 33 yaşında bir kadında görüldü fakat çok yoğun önlemler aldık. Bu vakanın çocukları ve çocuklarının okul arkadaşlarına da bakıldı. Onlarda bakteri gördük ama hastalanmadan tedavi ettik ve yayılmadı. Dolayısıyla bir vaka ile kaldı. Kızamıkçık için yoğun bir aşılama yapıldı. Artık onu da az görüyoruz. Şu anda Türkiye’de genel aşılama oranı %96. Bu oldukça yüksek bir orandır. Şu anda gördüğümüz bulaşıcı hastalıklar daha çok çocukluk çağında; suçiceği, hepatit A, solunum yolu enfeksiyonları ki, bunların henüz Türkiye’de yaygın aşılaması yapılmıyor. Ancak geçen yılın sonunda Bağışıklama Danışma Kurulu’nda aldığımız bir kararla Hepatit A ve Suçiçeği aşılarını ulusal aşı programına ekledik. Bunlardan Hepatit A’ya bu yaz başlanmasını bekliyoruz. Varisella ile ilgili şöyle bir problem çıktı. İki yıl önce Varisella (Suçiçeği) aşısını Türkiye’ye yetecek miktarda hiçbir firma veremiyordu. Ancak hazırlıkları yapıldı. Şimdi verebileceklerini söylüyorlar. Yakın zaman içinde aşı şemasına eklenmiş olacak. Yani, hangi aşıyı şemaya eklerseniz ve %90’ların üzerinde yaparsanız onun koruduğu hastalık yok olmaya başlıyor.

Türkiye’de zatürre, menenjit, sepsis ve diğer yaşamsal tehdit oluşturan pnömokokal hastalıklar ilgili farkındalık düzeyi nedir? Bunlara yönelik son yıllarda yapılan aşılama çalışmaları ne durumdadır?
Prof. Dr. Ceyhan:
Şu anda Konjuge pnömokok aşısı ulusal aşı takviminde, 2008’den beri uygulanıyor. Ve dolayısıyla sağlık personelinde farkındalık son derece yüksek. Halktaki farkındalık da diğer birçok hastalığa göre daha iyi. Yalnız şöyle bir yanlış bilgi var halkta, her bir aşı girdiği zaman genelde bizim halkımız bir lakap takar aşıya. Mesela, ilk hemofilius influenza tip B dediğimiz aşı çıktığında menenjit aşısı denildi. Rotavirüs aşısına ishal aşısı denildi. Aslında aşı menenjitten %85, ama zatürreden %20-40 arasında değişen oranda koruyor. Esas menenjite etkili bir aşı olmasına rağmen halk zatürre aşısı diyor. Adı öyle kaldı. Pnömokok’un yaptığı hastalıklar ağır hastalıklar olduğu için halk genellikle ciddiye alıyor. Ama mesela, ishal aşısı dediğimiz zaman ciddiye almıyor. Dolayısıyla mesela; rotavirüs gibi parayla satılan bir aşıya gerek yok diye düşünülüyor.

Size göre rutin aşı takvimine öncelikle eklenmesi gereken aşılar bulunuyor mu?
Prof. Dr. Ceyhan:
Suçiçeği ve hepatit A aşısı eklendi ve ihaleleri bekleniyor. Geriye kalan ve bazı ülkelerde ulusal aşı şemasında bulunan ama bizde serbest piyasada olan aşılar bulunuyor. Bunlar; Rotavirüs aşısı, Meningokok aşısı dediğimiz menenjit etkili meningokok. Ona karşı iki tane aşı ruhsat için başvurdu. Biri ruhsatını aldı, birisi de almak üzere. Fakat henüz daha piyasaya verilmedi.

2005 yılında kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısını ulusal aşı şemasına aldığımızda 86. ülke olarak aldık. Onun arkasından aynı toplantıda Hemofilius İnfluenza Tip b’yi programa, 42. ülke olarak aldık. Pnömokok aşısını 1998’de 20. ülke olarak aldık. Daha enteresan olan, dünya genelinde Hepatit A’yı 4. ülke olarak aldık. Su çiçeğini de 8. ülke olarak aldık. Çok hızlı bir şekilde ilerledik. Bunda tabii birçok faktör var. Bu arada ne oldu derseniz; devletin aşıya ayırdığı bütçe aşağı yukarı 20 katına çıktı. Bu senenin aşı bütçesi 300 milyon dolar. Fakat tabii düşününce ilaç için harcanan para 15 milyar dolar. Burada tabii ki aşılama çok daha etkili, çok daha ucuz bir yol. Bu söylediğim 300 milyon dolarlık bütçeye henüz daha başlamadığımız Suçiçeği aşısı ve Hepatit A aşısı da dahildir.

Bir de HPV aşısı var, programda olmayan ama piyasada olan. HPV ve Rotavirüs aşısı 30 civarında ülkede ulusal aşı programında. Bizde bunlarla ilgili bazı problemlerimiz var. Rotavirüs ile ilgili özellikle halkta ve sağlık çalışanlarında; şöyle bir algı var; ishalden hiç hasta ölmüyor ki. Sadece ölüm diye değerlendirmemek lazım. Bir de hastaneye yatışlar, bunların maliyeti var. Bağışıklama Danışma Kurulu’nda bir maliyet-yarar analizi yaptık, yararlı yani, maliyeti uygun bulduk. HPV aşısı daha pahalı bir aşı.

HPV aşısıyla ilgili çok tartışmalar oldu…
HPV aşısı ile ilgili daha çok sosyo-kültürel bazı problemler var. İnsanlarda sanki bizde cinsel yaşam daha düzgün, o yüzden daha az görülür gibi bir düşünce var. Ben yeni bir çalışma yaptım, yayına gönderdim. Türkiye’nin değişik yerlerinden sağlıklı kadınlarda HPV ve tiplerine baktık. Avrupa’dan hiç farklı değil. Aşağı yukarı aynı oranda bizde de taşıyıcılık var. Ama servikal kanser ile ilgili çok lokal çalışmalar var. Bunlarda görülme sıklığı 6. sıra ile 10. sıra arasında değişiyor. Ama gelişmiş ülkelerde kadınlarda meme kanserinden sonra ikinci sıklıkta görülen bir kanserdir. Servikal kanser 6. ile 10. sırada olsa da rahim kanserine göre çok da öldürücü bir kanser türüdür. O nedenle HPV aşısı yine de maliyet etkin bir aşıdır. Bana gelen, yaşı uygun bütün kadınlara, öğrencilerime eğer imkanınız varsa yaptırın diyorum. Ama sosyo-kültürel nedenlerle bu aşı çok yakında programa girecek gibi görünmüyor ama muhtemelen zamanla şemaya eklenecek.

Türkiye’de çocuk ve erişkin aşılaması ile ilgili hekimler arasında farkındalık düzeyi nedir? Rutin aşı takviminde olmasına rağmen yeterince uygulanamayan aşılar bulunuyor mu?
Prof. Dr. Ceyhan: Sorunun ikinci kısmının cevabı hayır. Rutin takvimdeki aşıların hepsi %96 oranında uygulanıyor. Sorunun ilk kısmının cevabı ise; hekimler arasında farkındalık düzeyi çocuklarda son derece iyi; özellikle çocuk hekimleri ve aile hekimleri arasında. Fakat maalesef erişkine hizmet veren hekimlerde durum çok iyi değil. Çünkü bu risk gruplarında pnömokok, grip aşısı uygulama oranları son derece düşük. Bunun için bazı çabalar yapıyoruz. Mesela, aşı çalışma grubu diye benim başkanlığımda yürüyen bir grup var. İçinde bakanlık, öğretim üyeleri ve aşı sanayi var. Geçen hafta son toplantısını yaptık. Yetişkin ile ilgili dernekler de destek veriyor. İç Hastalıkları Derneği özellikle her yıl buna destek veriyor. Sağlık Bakanlığı da özellikle çocukluk aşılaması belli bir düzeye geldikten sonra erişkin aşılaması ile ilgili faaliyetlere ağırlık vermeye başladı. Ama dünyanın her yerinde bu problem var. Hiçbir zaman çocukluk aşılaması düzeyinde yürütülemiyor. Ankara’da, İstanbul’da da yetişkin aşılama oranları son derece düşük.

Onun için risk gruplarına bakan hekimlere yönelik elimizden geldiği kadar aşılanmayı artırmak için ilişki kuruyoruz ve teşvik ediyoruz. Ayrıca halkımızda aşı sanki çocuğa özellikle yapılan bir şey olarak görüldüğü için genellikle çocuk doktoru ya da aile hekimi söylediği zaman önem verip yaptırıyorlar. Ama bir erişkin hekim söylediği zaman çok da etkili olmuyor. Buna yönelik özel çalışmalar yapılabilir.

Pediatri Uzmanlık Akademisi Derneği ve Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları Derneği’nin çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?
Prof. Dr. Ceyhan:
Pediatrik Uzmanlık Akademisi Derneği’nin genel sekreteriyim. Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları Derneği’nin Başkanıyım ve önümüzdeki ay Çocuk Enfeksiyon Derneği’nin 2 yıllığına başkanlığını devralacağım. Bunların hepsi birbirinden farklı.

Pediatrik Uzmanlık Akademisi Derneği’nin üyelik şartlarından biri, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı olmaktır. Esas amacımız; çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarının eğitimine odaklanmaktır. Bunun yanında hekimlerin başka konularda ki problemlerine yönelik çalışmalar da yapıyoruz. Bu yılki kongremizi bu 23-27 Nisan’da Antalya’da yapacağız. Bu ilk kongremiz olacak. Ondan sonra da mümkün olduğu kadar yaygınlaşıp her kurumda, her işyerinde pediatrislerin olduğu her yerde üyelik ve iletişim çalışmaları yürüteceğiz. Üye sayımız hızlı artıyor.

Türkiye’de iki tane daha genel pediatri derneği var. Fakat biz onlardan farklı olarak özellikle onların kongrelerinde, faaliyetlerinde çok fazla bulunmayan devlet hastanelerini kapsamayı amaçlıyoruz. Neticede biraz daha farklı bir kolda aynı şeyle uğraşacağız.

Enfeksiyon Hastalıkları Derneği, daha farklı bir dernek. Orada çocuk enfeksiyon, büyük enfeksiyon ve mikrobiyoloji alanından gelen üyeler bulunuyor. Dolayısıyla orada daha çok enfeksiyon ile ilgili sorunlarla uğraşıyoruz. Genellikle iki yılda bir ulusal aşı sempozyumunu düzenliyoruz. Enfeksiyonla ilgili tanı ve tedavi konusunda ilgili başka bir toplantı daha yapıyoruz. Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Derneği de, çocuk enfeksiyoncularının oluşturduğu ve nispeten daha küçük bir dernek. Çünkü Türkiye’de toplam çocuk enfeksiyon hastalıkları uzmanı sayısı zaten 49 kişi. İki yılda bir kongre yapıyoruz. Aşı sempozyumu ile aynı yıl ilkbaharda oluyor. Dolayısıyla o da 2013’te olacak.

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMUNUZ VAR MI?

avatar
Araç çubuğuna atla