
Etlik Şehir Hastanesi Onkoloji Hastanesi bünyesinde kurulan ve Türkiye’de bir ilk olan “Bütünleşik ve Önleyici Kanser Merkezi”, birinci yılını geride bıraktı. Merkez; kanser hastalarının tedavisinden yaşam kalitesinin artırılmasına, erken tanı ve önleyici (preventif) onkolojiden psikososyal desteğe kadar geniş bir yelpazede hizmet sunuyor. Kanser tedavisinde yalnızca tümörün ortadan kaldırılmasının yeterli olmadığını vurgulayan Etlik Şehir Hastanesi Onkoloji Hastanesi Başhekimi ve Cerrahi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Lütfi Doğan, merkezle ilgili açıklamalarda bulundu.
Kanserin çağımızın yeni pandemisi haline geldiğini ve görülme yaşının giderek düştüğünü belirten Başhekim Prof. Dr. Lütfi Doğan, medikal tedavilerle yaşam süresinin uzadığını ancak hastaların karşılaştığı psikolojik, fiziksel ve sosyal yüklerin katlanarak arttığını ifade etti.
Doç. Dr. Tülay Eren: Kanserle Mücadelede Psikososyal Destek Tedavi Başarısını %100 Artırıyor
Kanserin sadece tıbbi bir organ müdahalesinden ibaret görülemeyeceğini, geleneksel onkoloji anlayışında hastanın ameliyat edilmesi, kemoterapi ya da radyoterapi alması ve ardından tümörün yok edilmesiyle sürecin “başarılı” kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Doğan, hastanın yaşam kalitesi göz ardı edildiğinde bu başarının eksik kaldığını vurguladı.
Doğan, bu durumu şu örnekle özetledi: “Bir mide kanseri hastasını ameliyat ettik, kemoterapi verdik, tümör ortadan gitti. Ancak karşımızda hiç yiyemeyen, zar zor yürüyen bir hasta var. Kanseri yendik ama hasta sağlıklı değil. Dolayısıyla bu şartlar altında ‘Biz hastayı tamamen tedavi ettik’ diyemeyiz. Hastanın bütüncül bir iyilik haline ulaşması için kanserin getirdiği tüm olumsuzluklarla mücadele etmek zorundayız.”
Merkezin kuruluş felsefesinin arkasında, hasta ve hasta yakınlarının hekimlerle kurmak istediği samimi ve kapsayıcı iletişim ihtiyacı yattığını belirten Prof. Dr. Doğan, CİMER üzerinden kendilerine ulaşan bir hasta yakını mektubunun bu merkezi kurmalarında etkili olduğunu açıkladı. Bu ve benzeri talepler doğrultusunda merkezin, hastaların ve ailelerinin merak ettiği her konuyu detaylıca konuşabileceği, endişelerini dile getirebileceği ve terapötik iletişim kurabileceği güvenli bir alan olarak kurgulandığını sözlerine ekledi.
Hastaların tanı aldıktan bir süre sonra sosyal çevrelerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldıklarını hatırlatan Prof. Dr. Doğan, merkezin hastalar ve aileleri için dayanışma sağlayan yeni bir sosyal çevre işlevi göreceğini ve özellikle sürece eşlerin dahil edilmesinin aile bütünlüğünü korumada kritik önem taşıdığını kaydetti.
Kanser hastalarının yaklaşık %80’inin tedavi sonrası veya süreç içerisinde fiziksel, psikolojik ve sosyal destek ihtiyacı duyduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, belirsizlik hissi, anksiyete, depresyon, sindirim sistemi sorunları, kronik ağrı ve ekstremite kayıplarına bağlı iş gücü kayıpları gibi semptomların yönetilmesinin merkezin temel vizyonunu oluşturduğunu aktardı.
Prof. Dr. Haldun Soygür: Psiko-onkoloji, kanser tedavisinin parçası haline gelmeli
Dünyada “integratif onkoloji” olarak bilinen anlayışın hastaya konvansiyonel tıbbi tedavilerin yanı sıra zihin, beden, ruh ve yaşam tarzını bir bütün olarak ele alan bilimsel ve kanıta dayalı destekler sunduğunu anlatan Prof. Dr. Doğan, Batı’da başlayan anlayış değişikliğini Türkiye’ye taşımak istediklerini, merkezin hastaları bu kapsamda ele aldığını kaydetti.
Kanser hastalarının ve yakınlarının çaresizlik anlarında en çok karşılaştığı tehlikelerden birinin de internette ve sosyal medyada kontrolsüzce yayılan “merdiven altı” mucizevi tedavi iddiaları olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, merkezin amacının, diploması veya uzmanlığı olmadığı halde kendisini onkoloji uzmanı gibi tanıtan kişilerin ve bilim dışı satılan ürünlerin tuzağına düşmeden, hastaların her türlü ihtiyacını doktor gözetiminde ve güvenli bir ortamda karşılamak olduğunu bildirdi.
Merkezin bir diğer temel ayağının ise “Preventif Onkoloji” yani Önleyici Onkoloji olduğunu belirten Prof. Dr. Lütfi Doğan, hastaneleri bünyesinde Türkiye’nin en büyük genetik merkezlerinden birinin yer aldığını vurguladı. 10’dan fazla ile hizmet veren genetik altyapı sayesinde bireylerin kanser yatkınlıklarının 15-20 yıllık süreç için bilimsel olarak öngörülebildiğini ifade eden Doğan, tütün bağımlılığıyla mücadele, HPV aşılamaları ve obezite önleme gibi birincil koruma adımlarının yanı sıra erken tanıya dönük ikincil koruma faaliyetlerinin de merkez çatısı altında yürütüleceğini dile getirdi.
Prof. Dr. Nuri Karadurmuş: Kanser sadece medikal değil psikolojik mücadele de gerektiriyor
Hizmete giren Bütünleşik ve Önleyici Kanser Merkezi; tıbbi tedavilerin ötesinde, hastaların ve sağlıklı bireylerin tüm ihtiyaçlarına yanıt verebilecek multidisipliner bir kadro yapısına sahip. Başhekim Prof. Dr. Lütfi Doğan, merkez bünyesinde görev yapan uzman kadro ve alt birimleri şu sözlerle detaylandırdı:
“Bu merkezde cerrahi onkolog ve tıbbi onkolog gibi onkoloji uzmanlarımız yer alıyor. Ayrıca sigara bıraktırma ile sağlıklı yaşam süreçlerini yöneten aile hekimlerimiz var. İleri yaş hastalarımızın tamamen özel ihtiyaçları olduğu için Geriatrik Karar Destek Sistemi çatısı altında gerontologlarımızın ve geriatri uzmanlarımızın görev yaptığı birimlerimiz mevcut. Ayrıca merkezde fizik tedavi, algoloji ve nöroloji uzmanlarımız bulunuyor. Bunların dışında psikososyal onkoloji, herkese özel diyet planlayan nütrisyon ünitesi, genetik danışmanlık ve manevi destek birimlerimiz var. Bağışları kabul edip ihtiyaç sahiplerine ulaştıran bir sosyal marketimiz bulunuyor. Ayrıca hastalarımıza hem psikolojik destek sağlanan hem de kendi sosyal çevrelerini oluşturmalarına imkân tanıyan terapi alanlarımız da yer alıyor.”
Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM) tarafından yönlendirilen şüpheli vakaların değerlendirilme süreçlerine de değinen Prof. Dr. Lütfi Doğan, merkez bünyesinde bu hastalar için ayrı ve hızlı bir protokol uygulandığını bildirdi.
Prof. Dr. Altuntaş: Kanserde sadece tedavi değil, psikolojik destek de önemli
KETEM’ler için üçüncü basamak sağlık merkezi konumunda olduklarını belirten Prof. Dr. Doğan, mevcut sevk ve yönlendirme sistemindeki aksaklıklara ve merkezlerinde uygulanan çözüme ilişkin şu açıklamalarda bulundu:
“Normal şartlarda KETEM’lerden yönlendirilen bireylere ‘şu merkezler sizinle ilgilenebilir, dilediğinize gidebilirsiniz’ deniyor. Örneğin; kolorektal ya da meme taramasında şüpheli bulguya rastlanan bir kişi, seçtiği hastane için MHRS üzerinden Genel Cerrahi Polikliniğinden randevu almak zorunda kalıyor. Çoğu zaman poliklinik şartlarında uzun sıra numaralarıyla karşılaşılıyor ve başvurulan hekim her zaman o alanda özelleşmiş bir uzman olmayabiliyor. Günümüz tıp literatürü hızla değiştiği için artık genel branşlar yerine belirli alanlarda uzmanlaşmış hekimlerin varlığı büyük önem taşıyor.”
Süreçteki bekleme sürelerini ortadan kaldırdıklarını ve hastalara doğrudan alanında uzman hekimlerle erişim sağladıklarını vurgulayan Prof. Dr. Doğan, hızlı tanı ve biyopsi imkânlarını şöyle aktardı:
“Biz burada KETEM’den gelen hastalarımızı genel poliklinik sürecine dâhil etmiyoruz. Kayıtları tamamen ayrı bir birimden yapılıyor ve beklemeden doğrudan ilgili alanın uzmanına yönlendiriliyorlar. Örneğin; KETEM’de çekilen mamografisinde şüpheli bir kitle tespit edilen ve hastanemize başvuran bir birey, doğrudan bir cerrahi onkolog tarafından değerlendiriliyor. Hekimimiz, tetkik ve muayene sonucunda kanser şüphesini yüksek görürse, ultrason incelemesini aynı gün ya da ertesi gün organize ediyor. Şüphe düzeyi daha düşükse randevuyu 10 gün sonrasına, aciliyet taşımayan durumlarda ise bir ay sonrasına planlayabiliyor. Merkezimiz bünyesinde yer alan ultrason ve biyopsi ekipmanları sayesinde, gerekli görülen vakalarda biyopsi işlemi aynı gün içinde gerçekleştirilebiliyor.”
Prof. Dr. Altuntaş: Uğraş terapi merkezleri kanserde yaşam kalitesini yükseltiyor
Merkezin birinci yılında ulaştığı istatistikleri ve hayata geçirilen atölyeleri paylaşan Prof. Dr. Lütfi Doğan, süreç hakkında şu bilgileri verdi:
“Birinci yılımızda 300’e yakın etkinlik düzenledik ve toplamda 4 bin 500 kişiye hizmet verdik. Hastalarımızın sosyalleşmesi, stres yönetimi ve fiziksel rehabilitasyonu amacıyla 46 kez kahkaha yogası, 43 kez yoga, nefes ve gevşeme egzersizi, 30 kez pilates ve 25 kez zumba seansı gerçekleştirdik. Bunların yanı sıra masal, resim ve müzik gibi alanları kapsayan 37 sanat terapisi atölyesi ile 5 kez manevi yolculuk ve ruhsal yenilenme atölyesi düzenledik.”
Merkezin yalnızca mevcut kanser hastalarına değil, risk altındaki veya yaşam alışkanlıklarını değiştirmek isteyen tüm sağlıklı bireylere de açık olduğunu söyleyen Prof. Dr. Doğan, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Buraya sağlıklı bireyler de gelebilir. Yani ‘yaşam tarzımı değiştirmek istiyorum, sağlıklı yaşadığıma inanmıyorum; geç yatıyor, sigara içiyor ve hiç spor yapmıyorum. Kilomdan memnun değilim, ailemde de çok sayıda kanser hastası var ve sizden destek almak istiyorum’ diyen herkes buraya başvurabilir. Merkezimiz bireylerin yaşam tarzını düzene koyabileceği, danışmanlık alabileceği ve gerek görüldüğünde genetik testlerini yaptırabileceği bir alandır.”
YAZIYI PAYLAŞ
YORUMUNUZ VAR MI?