Prof. Dr. Öztürk: İnmede trombolitik tedavide onam formu kaldırılmalı

Yazan Hatice Pala Kaya
6 Aralık 2016 |   Kategori: Sağlık Gündemi, Üye Yazıları Print

serefnur-ozturk-hatice-pala-2İnmede koruyucu hekimliğin ön plana alındığını ve dernek olarak bu yönde girişimlerini yoğunlaştırdıklarını söyleyen Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, inme geçiren hastalara müdahale sürecinde her dakikanın kritik önemde olduğunu ve bu esnada hasta yakınlarından onay alınması tedaviyi sekteye uğratabildiğini belirtti. Medikal Akademi Ankara Temsilcisi Hatice PALA KAYA’nın sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Öztürk, inme tanısı konulan hastalara müdahalede zamanın kritik bir unsur olduğunu vurgulayarak, bu tedavinin standartlaştığını; bu nedenle hasta yakınlarından onay alınması zorunluluğunun son bulması gerektiğini dile getirdi.

“İnme tedavisinde en önemli faktör zamandır, hızlı tedavidir” diyen Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, inme riski ile hastaneye getirilen ve nörolog tarafından tanısı konan kişiye yönelik olarak, uzmanın gerekli şartları (hastanın daha önceden aldığı ilaçlar, hipertansiyon durumu, kanama yatkınlığı, hastanenin donanım durumu vb.) değerlendirdikten sonra trombolitik tedavi kararı verdiğini anlattı. Nöroloğun trombolitik tedaviye başlama kararını verse de yakınlarından onay alma zorunluluğu bulunduğunu belirten Prof. Dr. Öztürk, bazı ülkelerde bu zorunluluğun kaldırıldığını hatırlatarak şunları kaydetti:

“Trombolitik tedavi ilk aşamada yapılması gerekendir ama ne oluyor, biz ne ile karşılaşıyoruz? Bir engelimiz var. Onam formu… Yani hasta yakınlarından onam almak istiyoruz. Neden? yüzde 2-3 kanama riski var diye. Aslında çalışmalar gösterdi ki, herkeste bu kadar risk var. Trombolitik tedavi kanama riskini artırmıyor ya da hastada daha fazla bir ölüm oranına sebep olmuyor ama onam formlarımızda bu yüzde 2-3 olarak yazıyor. Hasta yakınları bunu okuyunca riski göze almak istemiyorlar, diğer yakınlarına da sormak istiyorlar ve tedavi saati kaçmaya başlıyor. Geçen her dakika milyonlarca beyin hücresinin ölümü demek ve biz çok zor durumda kalıyoruz.

Nörolojik hastalıkların farkındalığı düşük ve tanıda gecikme yaşanıyor

Aslında Avrupa’da pek çok ülkede bu tedavi için onam formu kaldırıldı. Çünkü bu tedavi, kanıtlanmış bir tedavi. Kanıtlanmış tedavi için genel onam alınır. Zaten hastaneye gelmiş bir hasta kendisine yapılacak pek çok işlemi kabul edip etmeyeceğini baştan beyan eder, imzalar ama özel işlemler, bir takım invaziv işlemler için tabi ki önlem almak gerekir. Ama bu, bir pönomoni veya bir akciğer enfeksiyonuna antibiyotik vermeden önce onam almaya benziyor. Artık ondan hiçbir farkı yok. Akciğer enfeksiyonu ile gelmiş bir hastaya antibiyotik verilecektir, bunun tartışılacak başka tarafı yok. İnmeyle gelmiş hastaya da trombolitik tedavi verilecek.”

“Sağlık Bakanlığı ile görüşmeleri başlattık”

Prof. Dr. Öztürk, hastane olanaklarının önemine de işaret ederek, inme ünitesi olması, hastayı izleme ve değişiklikleri fark etme yeteneğine sahip yardımcı sağlık personeli ve diğer ekiplerin önemli bir unsur olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Öztürk, Sağlık Bakanlığı ile inme üniteleri ve inme tedavisine doğru yaklaşım konusunda görüşmeler başlattıklarını belirterek, “Ben umuyor ve diliyorum ki yakın gelecekte bu onam formu engelinden ve nöroloğun önündeki diğer engellerden tamamıyla kurtulmuş olacağız. Çok dramatik ve kesinlikle çok önemli bir problem” dedi.

Prof. Dr. Öztürk, trombolitik tedavinin nörologların tamamı tarafından verilebildiğini kaydederek, damar içinde pıhtının tespit edilebildiği daha geç gelen hastalara girişimsel müdahalenin şart olduğunu vurguladı.

Girişimsel müdahale için adanmışlık gerekiyor

Girişimsel müdahaleler için, yüksek düzeyli altyapı-donanım yanında, intravenöz, intra-arteriyel girişimsel tedaviyi yapacak nörolog yetişmesi gerektiğini belirten Öztürk, “Bu bir adanmışlık gerektiriyor. ‘Ben bu işi yaparım’ diyen hekimin girişimsel ünitesi olan, nörolojik yoğun bakımı olan, inme ünitesinin olduğu yerde 24 saat kesintisiz hizmet vermesi gerekiyor. Bu da hem Sağlık Bakanlığı’nın desteğiyle hem de kişilerin bu alana gerçekten adanmış bir şekilde girmesiyle mümkün.

serefnur-ozturk-hatice-pala

Türk Nöroloji Derneği zaten bunu yapmak istiyor. Şu anda 11’den fazla merkez girişimsel tedaviyi yapıyor ve eğitimini veriyor. Ayrıca Türk Nöroloji Derneği’nin Girişimsel Nöroloji Bilimsel Çalışma Grubu sertifikasyonlara da başladı. Hem bu işlemi yapacak nörologları uygun eğitimler sonunda ki bunların hepsinin çerçevesi Avrupa normlarına göre belirlenmiştir ve uygun eğitimden sonra uygun ünitelerine göre sertifikalandırıyor ve bu piramidin tabanları gibi giderek artan, gelişen bir alan. Türk Nöroloji Derneği de bu alandaki hevesli gençleri yurtdışı dahil olmak üzere her türlü eğitime gönderiyor, destekliyor, finansmanını sağlıyor” diye konuştu.

Değiştirilebilir risk faktörleri var

İnme ile mücadelede iki unsurun öne çıktığını, bunlardan ilkinin koruyucu hekimlik, diğerinin ise hastaların erken nöroloğa başvurmaları olduğunu belirten Prof. Dr. Öztürk, erken müdahale için, ana belirtiler olan, konuşma bozukluğu, yüzde asimetrinin oluşması, kolda veya bacakta tek taraflı kuvvet kaybı veya uyuşması veya baş dönmesi, ani baş dönmesi veya çift görme, görme bozukluklarının fark edilmesi gerektiğini anlattı. FAST olarak tanımlanan (Face, Arms, Speech, Time-Yüz, Kollar, Konuşma, Zaman) belirtilerini kişinin kendisinin izleyebileceği gibi, insanların yakınlarındaki kişilerde de bu belirtilerin farkına varabileceğini vurgulayan Öztürk, fark edilir-edilmez hızla nöroloğa başvurmak gerektiğini söyledi.

Irksal durum, genetik, kadın-erkek ayrımı gibi değiştirilemeyecek risk faktörleri yanında, değiştirilebilir faktörler de bulunduğunu belirten Prof. Dr. Öztürk, bunların başında hipertansiyonu saydı. Türkiye’de inme nedenleri arasında yüzde 40-50 oranında hipertansiyonun olduğunu belirten Prof. Dr. Öztürk, çok iyi tedavi edilememesi ya da kişilerin hipertansiyonunun farkında olmaması nedeniyle önemli konuma geldiğini belirtti.

Prof. Dr. Murat Tuzcu: Kalp hastalıklarının %90’ı kader değil ve korunmak mümkün

Obezite, hareketsizlik, sağlıksız beslenme gibi unsurların da öne çıktığını belirten Prof. Dr. Öztürk, çocukların-gençlerin beden eğitimine yönlendirilmesinden sağlıklı beslenmesine kadar bir dizi yaklaşım belirlenmesi gerektiğini; Akdeniz diyetinin öne çıkması gerektiğini vurguladı.

Nörorehabilitasyon çok önemli

İnme konusunda toplumun yeterince farkındalığa sahip olmadığına da işaret eden Prof. Dr. Şerefnur Öztürk, şunları söyledi: “İnsanlar ne yazık ki inmenin önlenebilir olduğunun, tedavi edilebilir olduğunun çok farkında değil. Sonrasında da inme geçirmiş bir hastanın rehabilitasyonla fonksiyonlarını büyük ölçüde geri kazanabileceğinin yine farkında değil. İnme geçirdikten sonraki nörorehabilitasyon son derece önemli.

Özellikle inme geçirmiş hastalar üzerinde özelleşmiş rehabilitasyon merkezlerine çok ihtiyacımız var. Çünkü bu hastaların bakımları, maliyetleri çok zor, biran önce fonksiyonlarına kavuşturulması ve sosyal hayatlarına geri döndürülmeleri gerekiyor. Bu büyük ölçüde mümkün ama gerçekten çok ciddi bir çaba, iyi donanımlı bir merkezde yapılmış rehabilitasyon ve bu konuda kararlılık, motivasyon gerekiyor.”

Ülke genelinde rehabilitasyon merkezlerinin yeterli sayıda olmadığını belirten Prof. Dr. Öztürk, hastaların rehabilitasyon alabilmek için beklemek durumunda kaldıklarını, oysa ilk günden itibaren bu hastalara rehabilitasyon tedavisi verilmesi gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu: Türkiye’nin kronik hastalık yükü verileri güncellenecek

İnme hastaları seslerini duyuramıyor

İnmenin meme kanseri ve diğer kanser türlerinden aslında çok daha yaygın olduğunu kaydeden Prof. Dr. Öztürk, “Dünyadaki verilere bakarsak, inmeden kaybedilen kadın sayısı meme kanserinden kaybedilen kadın sayısından çok daha fazla” dedi. İnme geçirdikten sonra bu hastaların topluma daha zor döndüğünü ve kendilerini ifade edemediklerini anlatan Öztürk, “İnme hastaları seslerini duyuramıyorlar. Çünkü inme geçirdikten sonra o hastalar topluma daha zor dönüyorlar.

Onunla ilgilenen hasta yakınları da aynı şekilde sosyal hayatlarını askıya alıyorlar, seslerini duyuramıyorlar. Bu bir kalp hastalığından farklı, sağlığınız düzeldikten sonra işinize devam edebilirsiniz, sesinizi duyurabilirsiniz, bu konuda lobi çalışmaları yapabilirsiniz ama bir inme hastası bunu yapamıyor. Biz o yüzden bu hastaların sesi olmaya çalışıyoruz” dedi.

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMUNUZ VAR MI?

avatar
Araç çubuğuna atla