Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Yapay Zekâ Endometriozis Tanısında Devrim Yaratabilir

Yazan Hatice Pala Kaya
27 Mart 2026  |   Kategori: Jinekoloji, Sağlık Gündemi Print

Endometriozisin kronik ağrı, doğurganlık sorunları ve psikolojik etkilerle seyrettiğini belirten Türk Üreme Sağlığı ve İnfertilite Vakfı (TFRM) Başkanı Prof. Dr. Gürkan Bozdağ, hastalığın sıklıkla geç tanı aldığını ve kadınların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkilediğini açıkladı. Yapay zekâ destekli görüntüleme sistemleri ve biyobelirteçlerin erken tanıda umut vadettiğini, multidisipliner tedavi yaklaşımları ve farkındalık çalışmalarıyla bu “görünmez” hastalığın yükünün hafifletilebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bozdağ, Medikal Akademi’nin sorularını yanıtladı…

Endometriozis, kompleks bir hastalık olarak kabul ediliyor. Hastalığın gelişiminde bağışıklık sisteminin rolü bilimsel açıdan nasıl değerlendiriliyor?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Endometriozisin tek bir nedene bağlı ortaya çıkan bir hastalık olduğu düşünülmüyor. Bu karmaşık sürecin önemli parçalarından biri de bağışıklık sistemi. Araştırmalar, bağışıklık sistemindeki bazı farklılıkların endometriozisin gelişiminde rol oynayabileceğini gösteriyor. Normalde vücut, olması gereken yerin dışında bulunan hücreleri tanıyıp ortadan kaldırabilir. Ancak endometrioziste bu mekanizmanın tam olarak çalışmadığı ve bağışıklık sisteminin bu hücreleri yeterince temizleyemediği düşünülüyor.

Bu noktada en sık bahsedilen teorilerden biri de retrograd menstruasyon (ters adet akışı) teorisi. Bu teoriye göre, adet sırasında rahim içi dokunun bir kısmı geriye doğru, yani karın boşluğuna doğru geçiyor. Aslında bu durum birçok kadında görülebiliyor. Ancak endometriozis gelişen kişilerde, bağışıklık sistemi bu dokuları ortadan kaldıramadığı için bu hücreler bulundukları yerde tutunup çoğalabiliyor ve zamanla hastalığa yol açabiliyor.

Yeni Yapay Zekâ Modeli Mesane Kanseri Tedavisinde Başarı Oranlarını Arttırıyor

Bugün bilimsel çevrelerde şu görüş öne çıkıyor; bağışıklık sistemi, tek başına hastalığın nedeni değildir ancak sürecin önemli bir parçasıdır. Genetik yatkınlık, çevresel etkiler ve hormonal düzen ile birlikte değerlendirildiğinde, immün sistemdeki farklılıklar hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştıran bir zemin oluşturabilir. Sonuç olarak, endometriozis artık tek bir mekanizma ile açıklanmayan, birden fazla sistemin birlikte rol oynadığı kompleks bir hastalık olarak kabul ediliyor. Bu da hem tanı hem de tedavi yaklaşımlarının neden çok yönlü olması gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.

Endometriozis doğurganlığı hangi mekanizmalar üzerinden etkiliyor, kadınlar gebe kalmakta zorlanıyor mu ve bu durum her hastada aynı şekilde mi sonuçlanıyor?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Endometriozis ile infertilite arasında güçlü bir ilişki olduğu biliniyor. Ancak bu, endometriozis tanısı olan her kadının mutlaka gebelik sorunu yaşayacağı anlamına gelmez. Olasılık ciddi düşse de endometriozisli kadın hiçbir tedaviye ihtiyaç duymadan spontan şekilde gebe kalabilir. Endometriozis, doğurganlığı birden fazla mekanizma üzerinden etkileyebilen karmaşık bir hastalıktır. Öncelikle hastalık, pelvis içinde yapışıklıklara (adezyonlara) yol açarak tüplerin ve yumurtalıkların normal anatomisini bozabilir. Bu durum, yumurtanın tüpler tarafından yakalanmasını zorlaştırabilir ve döllenme sürecini mekanik olarak etkileyebilir.

Bunun yanında, endometriozis odaklarının oluşturduğu kronik iltihabi ortam da önemli bir faktördür. Bu iltihabi ortam hem yumurta kalitesini hem de sperm fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir. Embriyonun rahime tutunma sürecini zorlaştıran biyokimyasal değişikliklere de yol açabilir.

Bir diğer önemli mekanizma ise hormonal ve hücresel düzeydeki değişikliklerdir. Özellikle “progesteron direnci” olarak adlandırılan durum, rahim iç tabakasının embriyoyu kabul etme kapasitesini azaltabilir. Bu da gebeliğin oluşmasını veya devam etmesini zorlaştırabilir. Ayrıca bazı çalışmalarda, endometriozisin yumurtalık rezervi ve oosit kalitesi üzerinde de olumsuz etkileri olabileceği gösterilmiştir. Ancak bu etkinin derecesi hastadan hastaya değişir ve her kadında aynı şekilde görülmez. Sonuç olarak, endometriozis doğurganlığı etkileyebilir ancak bu etki kişiden kişiye büyük farklılık gösterir ve uygun takip ile birçok kadın sağlıklı bir gebelik elde edebilir.

Prof. Dr. Mecit Kantarcı: Yapay Zekâ Destekli MR ile Kanser ve Alzheimer Teşhisinde Yeni Bir Dönem Başlıyor

Endometriozis gelişiminde çevresel kimyasallar, hormon bozucular ve mikroplastiklerin etkisiyle ilgili bilimsel kanıtlar var mı?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Bu alanda bilimsel ilgi giderek artıyor. Özellikle endokrin bozucu olarak tanımlanan bazı çevresel kimyasalların, vücudun hormonal dengesini etkileyerek endometriozis gelişiminde rol oynayabileceği düşünülüyor. Endokrin bozucular; hormonların üretimini, taşınmasını, etkisini ya da yıkımını değiştirebilen maddelerdir. Bu nedenle östrojen duyarlı bir hastalık olan endometriozis açısından dikkat çekici bulunuyorlar.

Çevresel maruziyetler endometriozis riskine katkıda bulunabilir ancak tek başına hastalığın kesin nedeni olarak gösterilemez. Yani elimizde bu ilişkiyi destekleyen önemli veriler var fakat henüz “doğrudan neden” düzeyinde kesinleşmiş bir tablo yok. Mikroplastikler de son yıllarda bu tartışmanın parçası haline geldi. Çünkü mikroplastikler taşıdıkları veya ilişkili oldukları kimyasallar nedeniyle de önem taşıyor. Ancak burada önemli bir bilimsel sınırlılık var; insanlarda bu maruziyetleri net biçimde ölçmek ve yıllar içinde hastalık gelişimiyle birebir ilişkilendirmek kolay değil.

Türkiye’de kadınların yaklaşık yüzde 10’unu etkileyen endometriozis neden hâlâ sıklıkla geç tanı alıyor? Tanı sürecinin ortalama 7-10 yıl gecikmesinin başlıca nedenleri nelerdir?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Endometrioziste tanı gecikmesi Türkiye’ye özgü bir durum değil, dünya genelinde karşılaşılan bir sorun. Birçok ülkede tanı süresinin ortalama 7-10 yıl arasında değiştiği biliniyor. Bu gecikmenin en büyük nedenlerinden biri, hastalığın belirtilerinin çoğu zaman “normal adet ağrısı” olarak görülmesi ve hem hastalar hem de toplum tarafından ciddiye alınmaması. Bu yanlış normalleştirme, kadınların doktora başvurma sürecini geciktirebiliyor.

Prof. Dr. Fevzi Altuntaş: Yapay Zekâ Nadir Hematolojik Hastalıkların Tanısını Öne Çekiyor

Bir diğer önemli neden ise belirtilerin çok değişken ve başka hastalıklarla karışabilir olması. Kasık ağrısı, bel ağrısı, bağırsak problemleri ya da ağrılı adet gibi şikayetler farklı branşlarla ilişkilendirilebildiği için hastalar doğru tanıya ulaşana kadar farklı uzmanlara başvurmak zorunda kalabiliyor. Tanı sürecini zorlaştıran önemli faktörlerden biri de görüntüleme yöntemlerinin her zaman yeterli olmamasıdır. Özellikle erken evre ya da yüzeyel lezyonlar, standart ultrason veya bazı durumlarda MR ile kolaylıkla saptanamayabilir. Bu da hastalığın gözden kaçmasına veya tanının gecikmesine neden olabilir. Kadınların yaşadığı ağrıyı dile getirmekte gecikmesi, “katlanılması gereken bir durum” olarak görmesi ya da yeterince ifade edememesi de tanı sürecini uzatabilir.

Sonuç olarak, endometriozis hâlâ “sessiz” bir hastalık olarak kalıyor çünkü hem bireysel hem de sistemsel düzeyde farkındalık eksikliği ve tanı zorlukları devam ediyor. Ancak doğru bilgilendirme, erken şüphe ve gelişen tanı yöntemleriyle bu süreyi kısaltmak mümkün.

Toplumda sancılı adet görmenin “normal” kabul edilmesi, endometriozis tanısının gecikmesine ne ölçüde neden oluyor ve bu algının kadın sağlığı üzerindeki etkileri nelerdir?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Bu durum, endometriozis tanısındaki gecikmenin en önemli nedenlerinden biri. Çünkü toplumda yaygın olan “adet ağrısı normaldir” algısı, aslında hastalığın en temel uyarı işaretlerinden birinin göz ardı edilmesine yol açıyor. Pek çok kadın yaşadığı şiddetli ağrıyı normal kabul ettiği için yıllarca doktora başvurmuyor ya da başvurduğunda yeterince ciddiye alınmayabiliyor. Günlük yaşamı kısıtlayan, okula ya da işe gitmeyi engelleyen, ağrı kesicilere rağmen devam eden ağrılar mutlaka değerlendirilmelidir. Ancak bu ayrımın toplumda yeterince bilinmemesi, endometriozisin “sessiz” ilerlemesine zemin hazırlıyor.

İnme Zamanını Doğru ve Hızlı Tespit Edebilen Yapay Zeka Uygulaması Kullanıma Girdi

Bu kültürel algının yarattığı en büyük risk, hastalığın yıllar içinde ilerlemesine rağmen tanı alamamasıdır. Geciken tanı; kronik ağrının derinleşmesine, yaşam kalitesinin ciddi şekilde düşmesine ve bazı hastalarda doğurganlıkla ilgili sorunların artmasına neden olabilir. “Sancılı adet normaldir” algısının değişmesi, endometriozisle mücadelede en kritik adımlardan biri. Çünkü farkındalık arttıkça, kadınlar kendi bedenlerinin verdiği sinyalleri daha erken fark edecek ve tanı süreci önemli ölçüde kısalacaktır.

Endometriozis yalnızca fiziksel semptomlarla sınırlı bir hastalık mı, yoksa kadınların psikolojik durumu, beden algısı ve özgüveni üzerinde de etkileri var mı?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Endometriozis, kesinlikle yalnızca fiziksel bir hastalık değildir. Kronik ağrı, belirsizlik ve uzun süren tanı süreçleri nedeniyle hastalık, kadınların psikolojik durumu, beden algısı ve özgüveni üzerinde de önemli etkiler yaratabilir. Sürekli ağrı ile yaşamak, kişinin günlük hayatını planlamasını zorlaştırır. İş, okul ve sosyal yaşamın sık sık kesintiye uğraması zamanla yetersizlik hissi, sosyal geri çekilme ve özgüven kaybına yol açabilir. Özellikle ağrının görünür olmaması, yani dışarıdan fark edilmemesi, hastaların “anlaşılmama” duygusunu daha da artırabilir.

Bunun yanı sıra ağrılı ilişki, kronik yorgunluk ya da doğurganlıkla ilgili kaygılar gibi endometriozisin yol açtığı şikayetler kadınların bedenleriyle kurduğu ilişkiyi de etkileyebilir. Bu durum bazı hastalarda beden algısında bozulma, kadınlık kimliğiyle ilgili sorgulamalar ve duygusal stres yaratabilir. Uzun süren tanı süreci de psikolojik yükü artıran önemli bir faktördür. Yıllarca “normal” denilen bir ağrıyla yaşamak ve net bir açıklama alamamak, zamanla anksiyete ve depresyon riskini artırabilir.

Yapay zeka kanserin bölgesel dağılımını analiz ederek tedaviye yön verecek

Bugün gelinen noktada bilimsel yaklaşım oldukça net; endometriozis biyolojik olduğu kadar psikososyal etkileri olan bir hastalıktır. Endometriozisle mücadele sadece ağrıyı azaltmak değil aynı zamanda kadının yaşamını, kendilik algısını ve ruhsal dengesini yeniden güçlendirmeyi de kapsayan bütüncül bir yaklaşım gerektirir.

Endometriozis hastalarının %30-50’sinde görülen gebe kalma güçlüğü, doğurganlığı hangi biyolojik mekanizmalar üzerinden etkiliyor?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Endometriozis ile infertilite arasında yakın bir ilişki var ancak bu her zaman doğrudan ve tek yönlü bir neden-sonuç ilişkisi değil. Özellikle tüplerin tamamen tıkandığı durumlar dışında, çoğu zaman daha karmaşık bir ilişki ve etkileşim söz konusu. Hastalık, pelvis içinde yapışıklıklara neden olarak tüplerin ve yumurtalıkların normal anatomisini bozabiliyor. Bunun yanında oluşturduğu kronik inflamasyon, yumurta kalitesini, sperm hareketini ve embriyonun rahme tutunma sürecini olumsuz etkileyebilmekte. Bazı hastalarda rahim iç tabakasının embriyoyu kabul etme kapasitesinde de değişiklikler görülebilir. Yani endometriozis doğurganlığı tek bir yoldan değil, birden fazla biyolojik mekanizma üzerinden etkileyebilir.

Endometriozis teşhisi konulan kadınlarda anne olma şansı tamamen kaybolur mu? Modern tedavi yöntemleri bu konuda hangi düzeyde umut veriyor?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Endometriozis tanısı almak anne olma şansının tamamen kaybedildiği anlamına gelmez. Bu çok önemli bir mesajdır. Endometriozisli birçok kadın kendiliğinden yani spontan olarak gebe kalabilir. Bazı hastalarda ise kişiye özel tedavi planı, cerrahi yaklaşım veya yardımcı üreme yöntemleri sayesinde gebelik mümkün olabilir. Modern tıp bu konuda kesinlikle umut veriyor. Bugün elimizde gelişmiş görüntüleme yöntemleri ve yardımcı üreme teknikleri var. Özellikle infertilite söz konusu olduğunda, birçok hastada cerrahi öncesinde yardımcı üreme yöntemleri (IVF/tüp bebek) öncelikli olarak değerlendirilebilmektedir.

Yapay Zekâ Terapist Olabilir mi? AI ile Psikolojik Destek, Riskler ve Hukuki Sorumluluk

Cerrahi ise daha çok ağrı kontrolü, anatomik bozuklukların düzeltilmesi ya da seçilmiş durumlarda fertiliteyi desteklemek amacıyla planlanır. Bu nedenle en önemli nokta, her hastanın bireysel olarak değerlendirilmesi ve en uygun tedavi sıralamasının buna göre belirlenmesidir.

Günümüzde robotik cerrahi ve gelişmiş görüntüleme teknolojileri, endometriozis tedavisinde cerrahi planlama ve uygulama açısından hangi avantajları sağlıyor?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Son yıllarda gelişmiş görüntüleme yöntemleri, özellikle deneyimli ellerde yapılan detaylı ultrason ve uygun hastalarda MR değerlendirmesi, hastalığın yaygınlığını ameliyat öncesinde daha iyi anlamayı mümkün hale getirdi. Bu, cerrahi planlamanın daha doğru yapılmasını sağladı. Robotik cerrahi ise özellikle karmaşık ve derin infiltratif endometriozis olgularında cerraha daha yüksek hareket kabiliyeti, daha ayrıntılı görüş ve hassas diseksiyon imkânı sunabiliyor. Bu da bazı seçilmiş hastalarda daha kontrollü ve hedefe yönelik cerrahi yapılmasına katkı sağlayabiliyor.

Adet sancısı yaşayan bir genç kızda, bu ağrının normal sınırlar içinde mi yoksa endometriozis belirtisi mi olduğu hangi klinik kriterler ile ayırt edilebilir?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Her adet sancısı endometriozis anlamına gelmez ancak bazı durumlarda ağrı artık “normal” sınırını aşar. Eğer ağrı okul devamsızlığına neden oluyorsa, günlük yaşamı bozuyorsa, bulantı-kusma eşlik ediyorsa, sıradan ağrı kesicilere rağmen geçmiyorsa ya da her ay tekrarlayan ciddi bir sorun haline geliyorsa mutlaka değerlendirilmelidir.

Özellikle aile öyküsü varsa, ağrı çok erken yaşta başladıysa veya bağırsak-mesane şikâyetleri de tabloya eşlik ediyorsa, endometriozis açısından daha dikkatli olunmalıdır. Genç bir kızın yaşamını durduran adet ağrısı normal kabul edilmemelidir.

Sağlıkta Üretken Yapay Zeka Uygulamalarının Kullanılması: Faydaları ve Riskleri

Endometriozis bazı hastalarda bağırsak, mesane, diyafram veya nadiren akciğer gibi farklı organları etkileyebiliyor. Bu durum hastalığın sistemik ve multidisipliner yaklaşım gerektiren bir klinik tablo olduğunu mu gösteriyor?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Evet, bu durum endometriozisin yalnızca “adet ağrısı yapan lokal bir hastalık” olarak görülmemesi gerektiğini açıkça gösteriyor. Endometriozis bazı hastalarda bağırsak, mesane, diyafram ve çok nadiren akciğer gibi farklı bölgeleri etkileyebiliyor. Bu da hastalığın ne kadar karmaşık ve çok yönlü olabileceğini ortaya koyuyor. Bu nedenle endometriozis, sadece jinekolojik bir sorun olarak değil; gerektiğinde genel cerrahi, üroloji, göğüs cerrahisi, radyoloji ve infertilite uzmanlarının da dahil olduğu daha geniş bir bakış açısıyla ele alınmalıdır. Hastalığın karmaşıklığı da zaten tanı ve tedavide neden multidisipliner yaklaşım gerektiğini açıklıyor.

Endometriozis teşhisinde ameliyatsız erken tanı sağlayabilecek kan testleri veya biyobelirteçlerin geliştirilmesi, hastalığın erken saptanması ve tanı sürecinde bir dönüm noktası oluşturabilir mi?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Böyle bir gelişme gerçekten dönüm noktası olabilir. Çünkü bugün endometrioziste en büyük sorunlardan biri tanının gecikmesi. Güvenilir, erişilebilir ve erken dönemde sonuç verebilen bir biyobelirteç ya da kan testi geliştirilirse, hastalar yıllarca belirsizlik yaşamadan daha erken değerlendirme şansı bulabilir.

Bu tür bir test özellikle şikâyetleri olan genç kadınların daha erken yönlendirilmesi, gereksiz gecikmelerin azaltılması ve hastalığın ilerlemeden fark edilmesi açısından çok değerli olur. Ancak böyle bir testin klinikte kullanılabilmesi için çok güçlü bilimsel doğrulama gerekir. Yani umut verici bir alan olsa da henüz rutin uygulamaya geçmiş, tek başına tanı koydurucu bir testten söz etmiyoruz.

Endometriozis (çikolata kisti) tanısında yapay zekâ destekli görüntüleme sistemleri çığır açıcı bir rol oynayabilir mi?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Yapay zekâ destekli görüntüleme sistemleri, endometriozis tanısında gerçekten bir devrim yaratabilir. Çünkü endometriozis, çoğu zaman geç fark edilen, belirtileri başka hastalıklarla karışabilen ve tanısı yıllarca gecikebilen bir kadın sağlığı sorunudur. Tanı sürecinde uzman değerlendirmesi çok önemlidir. Görüntülerdeki küçük, silik ya da gözden kaçabilecek bulgular her zaman kolay fark edilmeyebilir.

Yapay zeka kanser tanı ve tedavisinin kaderini değiştirebilir mi?

Yapay zekâ tam da bu noktada önemli bir fark yaratabilir. Bu sistemler, MR ve ultrason gibi görüntülemelerde insan gözünün atlayabileceği ince işaretleri daha hızlı ve daha sistematik biçimde analiz edebilir. Böylece hekimlere “şüpheli alanları” işaret eden güçlü bir yardımcı olarak çalışabilir. Bu, özellikle deneyimin sınırlı olduğu merkezlerde tanı kalitesini artırma, uzmanlar arasındaki yorum farkını azaltma ve hastaların doğru uzmana daha erken yönlendirilmesi açısından büyük önem taşıyor.

Ancak burada altı çizilmesi gereken önemli bir gerçek var; yapay zekâ tek başına tanı koyan bir “yerine geçen doktor” değildir. En doğru yaklaşım, yapay zekayı hekim uzmanlığını güçlendiren bir destek aracı olarak görmektir. Hastanın şikayetleri, muayene bulguları, tıbbi öyküsü ve gerekirse diğer testlerle birlikte değerlendirildiğinde anlamlı sonuç verir. Yani devrim yaratma gücü, doktorun yerini almasında değil, doktorun elini güçlendirmesinde yatıyor.

Ayrıca bu teknolojilerin güvenilir olabilmesi için farklı hasta gruplarında, farklı hastanelerde ve gerçek yaşam koşullarında test edilmesi gerekir. Yapay zekanın başarısı, beslendiği verinin kalitesine bağlıdır. Yeterince çeşitli ve güçlü verilerle eğitilmezse bazı hastaları gözden kaçırabilir ya da gereksiz şüphe yaratabilir. Bu yüzden klinik doğrulama, etik kullanım ve hekim denetimi kritik önemdedir.

Yapay zekâ destekli görüntüleme sistemleri endometriozis tanısında devrim yaratabilir çünkü daha erken şüphe, daha tutarlı değerlendirme ve daha hızlı yönlendirme sağlayarak tanı yolculuğunu kısaltma potansiyeline sahiptir. Ama gerçek başarı, teknolojinin hekim deneyimiyle birlikte ve hasta yararının merkezde kullanılmasıyla mümkün olacaktır.

Toplumda yeterince tanınmayan endometriozis konusunda, kadınlara ve ailelere iletilebilecek en önemli mesaj ne olmalıdır?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Şiddetli adet ağrısı kader değildir, bir hastalığın habercisi olabilir. Kadınların yaşadığı ağrıyı küçümsememek, normalleştirmemek ve “geçer” diye ertelememek gerekir. Ailelerin de genç kızların ve kadınların şikâyetlerini dikkatle dinlemesi çok önemlidir. Çünkü bazen erken fark edilen bir belirti, yıllar sürecek bir tanı gecikmesini önleyebilir.

Türkiye’de Bir İlk: Ankara Onkoloji Hastanesi, PET/BT ve Yapay Zekâ Destek Sistemini Hizmete Sundu

Dünya genelinde endometriozis farkındalığının sembolü olarak kullanılan sarı kurdele neden önemli ve Türkiye’de bu sembolün bilinirliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Sarı kurdele, dünya genelinde endometriozis farkındalığının en güçlü görsel sembollerinden biri. Bu sembol, sessizce ilerleyen ve çoğu zaman geç tanı alan bu hastalığa dikkat çekmek için ortak bir dil oluşturuyor. Tıpkı diğer hastalıklarda olduğu gibi, bir rengin ve sembolün etrafında birleşmek hem hastaların görünür olmasını sağlıyor hem de toplumda konuşulmayan bir konunun daha açık şekilde gündeme gelmesine yardımcı oluyor.

Türkiye’de sarı kurdelenin bilinirliğinin henüz istenen seviyede olduğunu söylemek zor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, endometriozisin hala yeterince konuşulmayan bir konu olması. Oysa semboller, farkındalık yaratmada çok güçlü araçlardır. Sarı kurdelenin daha görünür hale gelmesi hem hastaların kendilerini yalnız hissetmemesine hem de toplumun bu hastalığı daha iyi tanımasına katkı sağlayacaktır.

Türkiye’de sarı kurdele, endometriozis farkındalığını artırmak amacıyla meme kanserindeki pembe kurdele gibi güçlü ve sürdürülebilir bir toplumsal sembol haline gelebilir mi?

Prof. Dr. Gürkan Bozdağ: Evet, oluşabilir. Ancak bunun kendiliğinden değil, planlı ve sürdürülebilir bir farkındalık çalışmasıyla mümkün olacağını söylemek lazım. Pembe kurdele örneğinde olduğu gibi, güçlü bir toplumsal hareket sağlık profesyonellerinin, sivil toplum kuruluşlarının, medyanın ve hasta topluluklarının aynı mesaj etrafında birleşmesiyle ortaya çıkar. Burada özellikle altı çizilmesi gereken çok önemli bir gerçek var. Endometriozis nadir bir hastalık değildir.

Endometriozis (çikolata kisti) nedir? Belirtileri, nedenleri ve tedavisi

Bilimsel veriler, dünya genelinde üreme çağındaki kadınların yaklaşık her 10’undan 1’inde endometriozis görüldüğünü ortaya koyuyor. Bu da aslında toplumda sandığımızdan çok daha yaygın, ancak yeterince konuşulmadığı için görünmez kalan bir sağlık sorunu ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Sarı kurdelenin güçlü bir sembole dönüşmesi de tam olarak bu görünmezliği kırmakla mümkün. Endometriozisin daha fazla konuşulması, gerçek hasta hikâyelerinin paylaşılması ve özellikle genç kadınlara ulaşan bilinçlendirme kampanyalarının artırılması gerekiyor. Ayrıca bu hareketin sadece bir sembol etrafında değil, aynı zamanda güçlü bir mesajla desteklenmesi önemli. “Şiddetli adet ağrısı normal değildir.” Bu tür net ve akılda kalıcı mesajlar, toplumun dikkatini çekerek davranış değişikliği yaratabilir.

YORUMUNUZ VAR MI?

guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör
Araç çubuğuna atla