Fazla tuzlu gıdalar yedirilmesi çocuklarda MS hastalığı riskini artırıyor

Yazan Hatice Pala Kaya
Kategori: Multipl Skleroz, Üye Yazıları Print

Fazla tuz tüketiminin başta otoimmün hastalıklar olmak üzere pek çok sağlık sorununa neden olabildiğini söyleyen Türkiye MS Derneği Danışma Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rana Karabudak, fazla tuz alım miktarıyla Multiple Skleroz (MS) arasında doğrudan bağlantı olduğunu gösteren çok sayıda bilimsel araştırma bulunduğunu ve özellikle çocuk beslenmesinde bu noktaya dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Düzenlenen etkinliğin ardından Medikal Akademi Ankara Temsilcisi Hatice PALA KAYA’nın sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Rana Karabudak, fazla tuz alımı ile MS arasında doğrudan bağlantı olduğu yönünde bilimsel çalışmalar bulunduğunu belirterek, önemli uyarılarda bulundu:

Türkiye MS Derneği Ankara Şubesi Dünya MS Günü dolayısıyla Ankara’da “Birlikte Güçlüyüz” etkinliği düzenledi. Hekimler, MS hastaları ve hasta yakınlarının biraraya geldiği etkinlikte, hasta ve hasta yakınları uzman hekimlere sorular yöneltti ve interaktif bir bilgilendirme gerçekleşti. Ayrıca, MS hastalarıyla doktorlar sağlıklı beslenmeyi vurgulamak amacıyla bir yemek yarışması yaptılar.

Fazla tuz alımı ile MS arasında doğrudan bağlantı bulunuyor

“Yaşam stili değişiyor, toplumlar daha hareketsiz artık. Daha kısa vadede yemek, içmek telaşesinde oluyorlar zaman açısından. Bu çok yanlış bir şey. Yine tuz oranlarının artması, Multiple Skleroz’a yatkınlığı artırıyor. Böyle çok bilimsel çalışmalar var. Biz almamız gerekenden çok, kat kat fazla tuz tüketiyoruz. Bir tek domatesten günlük olarak almamız gereken tuzu alıyoruz ama şu anda çok fazla tuz kullanıyoruz. Bütün toplumlar böyle. Fast-food’da ve dışarıda yenilen yemeklerde bu daha fazla. Tuz tüketimi otoimmün hastalıkları artırıyor. Barsaklarımızda doğal probiyotik yapımızı değiştiriyor” bilgisini verdi.

Ev yemeği ağırlıklı, Akdeniz tipi beslenmeli

Özellikle çocukların beslenmesinin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Karabudak, “Mesela; küçücük çocukların ellerine gazlı içecekler, rafine şeker içeren gıdalar veriyorlar. Aslında bunlar yasaklanması gereken şeyler, o kadar zararlı. Çocukların metabolizmasını çok erkenden bozuyor. Çok erken yaşta obez çocuklar görebiliyorsunuz. Bizim toplumumuzda da obezite sorun olmaya başladı. Altını çizeceğimiz nokta; haşlanmış, evde pişirilmiş, anne yemeği dediğimiz, tuzu azaltılmış, sağlıklı bol sebze, meyve, balık, yağsız et, kaymaksız yoğurt bu tip bir beslenme öneriyoruz.

Hamur işleri ve şerbetli tatlılardan uzak durmaları gerekiyor. Bizim hastalarımızın metabolizması zaten diyabete yatkın bir taraftadır. Dikkat etmeleri lazım, yorgunluğu çabuk artırıyor mesela. Hamur işi tatlıları yememeleri konusunda hastalarımızı uyarıyoruz. Sütlü tatlı yiyebilirler, bunu pekmezle yapabilirler, bol tarçın kullanabilir. Tarçın da metabolizmayı hızlandırır. Glisemik indeksi regüle edebilen en önemli gıdalardan bir tanesidir. Ama en önemlisi sağlıklı beslenmek, diyet ve uyku” diye konuştu.

MS tedavi edilebilir bir hastalık

MS’in beyaz ırkta görülen bir hastalık olduğunu kaydeden Prof. Dr. Rana Karabudak, Türkiye’nin de orta düzeyde riskli bölgede bulunduğuna dikkat çekerek, D vitamini eksikliğiyle de ilişkili olabileceği yönünde görüşler verildiğini anlattı.

Prof. Dr. Karabudak, MS’in tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ancak uzun dönemli bir mücadele gerektirdiğine işaret ederek, bu nedenle hastalığı kabullenmek, yapılması gerekenlere izin vermek, hekim-hasta işbirliği ve uyumun öne çıktığının altını çizdi. “MS deyince akla artık asla bir tekerlekli iskemle gelmeyecek. Özellikle erken tedaviye başlayan hastalarda çok yol aldık” şeklinde konuşan Prof. Dr. Karabudak, hastaların tedaviye uyum göstermesiyle tedavi konusunda çok ilerleme sağlandığını söyledi.

Yeterli D vitamini alımı MS’te çok önemli

Hastalara çeşitli tavsiyelerde de bulunan Karabudak, “Hem temiz hava alın, hem D vitamininden yararlanın ki, D vitamini MS’te çok önemli. Eksikliğinin atak tetikleyici olduğu, bu yatkınlığı artırdığı, MS’e yakalanma riskini artırdığına dair elimizde önemli kanıtlar da var. Türk toplumu Akdeniz ülkesi ama D vitamini düşük bir toplum. O nedenle güneşten yararlandığınız halde alamıyorsanız, -ki diyetisyenler omeganın altını çiziyor- omega ile birlikte D vitamini daha iyi emiliyor. O açıdan dikkatli olmak lazım” dedi.

Prof. Dr. Rana Karabudak, her türlü hareketliliğin önemle altını çizerken, çok koordine edici ve su içinde yapılması nedeniyle terlemeye imkan vermeyen bir spor olduğu için yüzmenin yararlı olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Karabudak, vücut ısısının çok yükseldiği agresif sporları MS hastaları için tavsiye etmediklerini hatırlattı.

Tedavi hastaya göre biçilen bir elbise gibi

“MS’te hastalık yok, hasta var” diyen Prof. Dr. Rana Karabudak, belirtilerin de farklılık gösterebileceğini vurguladı. Prof. Karabudak “Her bir hasta bireysel olarak bir yaklaşım gerektirir. Tedaviyi hastaya göre biçilen bir elbise gibi düşünün, her hastanın özelliklerine göre tedavi planı yapılır. Bazı belirtiler kısa süreli ve geri dönüşlü iken bazıları daha ilerleyici seyreder ve özürlülük nedeni olabilir. MS’in tipik ve sık belirtileri; görme bulanıklığı, çift görme, denge bozulması, duyu ve kuvvet kayıplarıdır” dedi.

Prof. Dr. Rana Karabudak, MS’in tedavisinde kullanılan ilaçlarla ilgili de şu açıklamaları yaptı: “MS tedavisinde önceki yıllarda sadece kortizon kullanılırdı. Ataklarda da, atakları önlemede de kortizon kullanırdık. Kortizonu her zaman kullanmayı, uzun süreye yaymayı hekimler olarak çok tercih etmeyiz. Ama o dönemlerde elimizde başka ilaçlar yoktu. Artık sadece kortizon değil, hastalığın tipine göre, hastalığın aktivitesine göre, lezyon yüküne göre, gidişata göre tedavi seçeneklerimiz var.

Günümüzde hastalığın seyrini değiştiren enjeksiyon tedavileri var. Değişik sıklıklarla yapılıyorlar, uzun yıllardır kullanıyoruz. Bunlar atak sıklığını azaltan ilaçlar, özürlülüğe yansımaları sınırlı olmakla beraber erken dönemde kullanıldığında etkin. Hastalığın farklı evrelerinde serum şeklinde uygulanan bazı tedaviler de var. Son dönemlerde ağızdan tedaviler de mevcut. Bunlar çok pahalı ilaçlar, Türkiye’de kullanılmaya başlandı.

Atak sıklığını azaltma ve MR’daki aktiviteyi baskılaması enjeksiyon tedavilerine göre oldukça yüksek. Yavaş seyirli hastalarda (Primer progresif) ilk kez çıkan bir ilaç MS merkezlerinde çalışılıyor. Ama hastalar bilmelidir ki etkinlik arttıkça yan etki profili de artabiliyor. Kısacası her hasta için en yararlı ilaç farklı olabilir yani en yararlı ilaç hastaya yararlı olan ilaçtır. Şunu da vurgulamak isterim ki, tüm gelişmelere rağmen, medikal tedavi her şey demek değil. MS’de tedavi yaklaşımları fizyoterapisiz tamamlanmış sayılmaz, her hastamızın her aşamada fizyoterapik bakış açısına ihtiyacı vardır.”

MS’te kök hücre tedavisi deneysel, ölüm riski var, başka ülkelere gidiş para tuzağı…

Son dönemde MS tedavisinde gündeme gelen kök hücre tedavilerine ilişkin soruya ise Prof. Dr. Karabudak: “Henüz bunu tavsiye edecek aşamada değiliz, güvenli değil. Bu tedavi çok deneysel aşamada. Yüksek ölüm riski taşıyor. Bizde merdiven altı işler var. Duyuyoruz, İsrail’e gidiliyor, Çin’e gidiliyor. Bunlar para tuzağı. Çok yazık oluyor hastalarımıza…”

Tıbbın ve bilimin alternatifi yoktur

Prof. Dr. Rana Karabudak, “alternatif” adı altındaki arayışlara da mesafeli durulması gerektiğinin altını çizerek, “İlaçlarını bırakıp, alternatif tedaviye kayarak maalesef hastalığının seyrini olumsuz etkileyen birçok hasta da var. Bunların hiçbiri, ne ozon, ne oksijen ispatlanmış şeyler değil. Küçük çalışmalar var, onlarda da bir etkinliği gösterilememiştir. Oksijen yüklenmesi gerektiği durumlar sayılıdır, soba zehirlenmesi gibi. Böyle tezgahlar her zaman vardır, bir takım otları karıştırma çabaları hep vardır. Bunların hepsi merdiven altı, para tuzağı, bilimsel olmayan şeyler. Bilim dünyası bunları önermiyor.

Tıbbın ve bilimin alternatifi yoktur. Kronik bir hastalık sahibiyseniz bazı ilaçların kullanılması zaman alır, kombine tedaviler gerekir, bir mücadele gerekir. Bunun için mücadele ve azim gerekiyor, mucize beklememek ve o an için sizi iyi anlayan, bu işin içinde olan bir hekimle bir ekiple işbirliği yapmanız lazım” uyarısında bulundu.

Türkiye MS Derneği Şube Başkanı Aşır Nadar: Poliklinik sayısı artmalı

Türkiye MS Derneği Ankara Şube Başkanı Aşır Nadar da hasta-hekim uyumunun başarıyı artırdığının altını çizdi. Nadar, poliklinik sayısının artması gerektiğini belirterek, “Hastanelerin haftada bir gün olan MS poliklinikleri yeterli olmamaktadır. Randevu alımı, teşhis, tetkik ve tedavilerde ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu nedenlerden dolayı hastanelerimizde acilen her gün hizmet verecek MS polikliniklerinin açılması, MS hastalarının yatarak tedavilerini alıp, fizyoterapi hizmetlerinden faydalanacakları, hasta sayısına yeterli yatak kapasitesi olan ve en önemlisi buralarda çalışacak uzmanların MS konusunda gereken donanıma sahip olmaları gerekmektedir.

MS tanısı konmuş hastaya ve hasta yakını hastalığı ile ilgili gerekli tüm bilgileri internette araştırma yaparak değil nöroloji uzmanından edinmelidir. İnternette yanlış, sağlıksız, yanıltıcı bilgilerin de bulunması nedeniyle hastanın morali bozulmakta ve MS konusunda yanlış fikre kapılarak, hastalıktan korkup, hayattan kopmaktadır” diye konuştu.

Yemek yarışmasını hastalar kazandı

Bu arada, Dünya MS Günü dolayısıyla, “Birlikte Güçlüyüz” başlığıyla düzenlenen etkinlik kapsamında sağlıklı beslenmenin önemini de vurgulamak üzere doktorlar ve hastalar arasında “kinoalı salata yapma yarışması” düzenlendi. Etkinliğin yapıldığı otelin aşçılarının jüri üyesi olduğu yarışma sonunda, hastaların oluşturduğu “gülümseyenler” takımı, doktorların “gülümsetenler” takımını yendi.

YAZIYI PAYLAŞ


Araç çubuğuna atla