Sağlık bütçesinin 4’te 1’i diyabet ve eşlik eden komplikasyonlara harcanıyor

Yazan Hatice Pala Kaya
6 Mayıs 2019 |   Kategori: Sağlık Gündemi Print

Türkiye’de her 8 kişiden biri diyabet hastası ve sağlık bütçesinin %25’i diyabete gidiyor! Diyabetin çağın en önemli hastalıklarından biri olduğunu söyleyen Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alper Sönmez, Türkiye’de her 8 kişiden birinin diyabet hastalığına yakalandığını ve ülkenin sağlık bütçesinin 4’te 1’inin diyabet ve buna bağlı komplikasyonların tedavisine harcandığını söyledi. Türkiye’nin Avrupa’da diyabet sıklığı en yüksek olan ülke olduğunu dile getiren Prof. Dr. Alper Sönmez, toplam sağlık giderlerinin yaklaşık dörtte birinin diyabet ve diyabete bağlı komplikasyonların tedavisine harcandığına dikkati çekti.

41. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kongresi 27 Nisan-1 Mayıs 2019 tarihleri arasında Antalya’da yapıldı. TEMD tarafından düzenlenen kongrede; endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları, diyabet ve obezite gibi önemli hastalıklar ele alındı. Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısına TEMD YK Başkanı Prof. Dr. Füsun Saygılı, Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ayşegül Atmaca, Genel Sekreter Prof. Dr. Reyhan Ersoy, YK Üyeleri Prof. Dr. Nuri Çakır, Prof. Dr. Alper Sönmez ve Prof. Dr. Erol Bolu katıldı.

Etkin diyabet tedavisi ve yönetimi için hastaları iyi tanımak gerekli

Sadece kan şekeri kontrol edilerek, diyabetin etkili tedavi edilemediğini kaydeden Prof. Dr. Sönmez, “Bir diyabet hastasının aynı zamanda kan basıncını ve lipid düzeylerini de kontrol etmesi, sigara içmemesi, sağlıklı beslenmesi ve düzenli egzersiz yapması gereklidir. Ülkemizde diyabet hastalarının yukarıdaki faktörler açısından ne kadar kontrol altında olduklarını bugüne kadar bilmiyorduk. Oysa, etkin diyabet tedavisi ve yönetimi için öncelikle ülkemizdeki diyabet hastalarını daha iyi tanımak, onların sorunlarını anlamak gereklidir” diye konuştu.

Prof. Dr. Dağdelen: Diyabet tedavisinde insülin doğru ve akılcı kullanılamıyor

Prof. Dr. Alper Sönmez, Türkiye’de diyabet kontrolünde sorunlar olduğunu belirterek, “Kadınların durumu daha kötü. İşin zemininde obezite hastalığı var. Türkiye’de her 100 Tip 2 diyabet olgusunun 90’ı kilolu veya obezite hastası. Eğer siz obeziteyi önlerseniz, aslında Tip 2 diyabeti de önleyeceksiniz gibi gözüküyor. Kadınlarda şiddetli obezite dediğimiz durum yüzde 15, dünya ortalamasının çok üstünde” dedi.

Diyabet çağımızın en önemli hastalıklarından birisi

TEMD’in 2018’de Türkiye’de ilk kez çok merkezli “Türkiye’de Erişkin Diyabet Hastalarının Glisemik ve Diğer Metabolik Parametrelerinin Değerlendirilmesi” çalışmasını yaptığını açıklayan Prof. Dr. Sönmez, çalışmanın 37 şehirde, 69 merkezde toplam 5 bin 211 diyabet hastasını kapsadığını söyledi.

Çalışmayı 5 uluslararası kongrede sunduklarını ve çalışma hakkında 2 bilimsel makale yayınlandığını belirten Prof. Dr. Alper Sönmez, “TEMD Çalışması ile ülkemizdeki diyabet hastalarında tedavi başarısını ve başarıyı etkileyen faktörleri gördük. Bundan sonra yapılması gereken tespit edilen sorunları çözmek için çaba göstermek ve ülkemizin ilk diyabet takip programını (TEMD Kohortu) kurarak bu hastaları uzun süreyle ve düzenli olarak takip etmektir” diye konuştu.

Prof. Dr. Alper Sönmez TEMD Çalışmasının bazı sonuçlarına ilişkin şunları kaydetti: “TEMD Çalışması sonuçlarına göre, eğitim düzeyi düşük olan, egzersiz yapmayan,
sigara içen ve sık hipoglisemi yaşayan diyabetlilerin kan şekerleri daha kötü durumda.

Toplum sağlığını tehdit eden obezite sağlık harcamalarını da %22 artırıyor

TEMD çalışmasının bir başka çarpıcı verisi de özel sağlık kurumlarında takip edilen
diyabet hastalarının devlet veya üniversite hastanelerindekine göre daha iyi metabolik kontrollerinin olduğudur. Bu durumun özel merkezlerde hastalara ayrılan
zamanın daha fazla olması ve bu hastaların daha yüksek gelir ve eğitim düzeyleri
olması ile ilgili olduğunu düşünüyoruz”

Obezite sigaradan sonra ikinci önlenebilir ölüm nedeni

TEMD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Füsun Saygılı, bireylerin vücut kütle endekslerinin 30’un üzerindeyse obez, 40’ın üzerindeyse ileri derece obez olarak kabul edildiğini, bu tanım çerçevesinde Türkiye’de her üç kişiden birinin obez olduğunu kaydetti.
Prof. Dr. Saygılı, obezitenin hem Türkiye, hem de dünyada arttığını belirtti. Türkiye’de 2000-2010 yılları arasında yapılan bir çalışmada, obezite artış hızının yarı yarıya yükseldiğini erkeklerde ise ikiye katlandığının gözlendiğini bildirdi.

Obezitenin bir halk sağlığı sorunu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Füsun Saygılı, “Obezite, sağlık sorunlarına yol açan, aşırı yağ dokusu artışı ile giden kronik bir hastalıktır. Obezite bir halk sağlığı sorunudur. Obezite, sigaradan sonra önlenebilir ölümlerin 2. önemli nedenidir. 2008 yılında, dünyadaki, 400 milyon olan obez sayısı 2015’te 700 milyona çıkmıştır. Türkiye’deki artış hızı da benzerdir. 1998 ve 2010 yıllarında yapılan TURDEP 1 ve 2 çalışmaları ülkemizdeki obezite oranının yüzde 22’den yüzde 32’ye çıktığını gösterir. Yani, ülkemizde yaşayan 3 erişkinden birisi obezdir. Sağlık bakanlığının verilerine göre her 5 çocuğumuzdan birisinin kilosu normalin üzerindedir” dedi.

Obezite nedir? Kimlere morbid obez denebilir? Tedavisi mümkün mü?

Sürekli azalıp-artan kilolar kalıcı obeziteden daha zararlıdır

Sürekli azalıp-artan kiloların kalıcı obeziteden daha zararlı olduğunun altını çizen Prof. Dr. Füsun Saygılı, “Başlangıçtaki ağırlığın yüzde 5-15 oranında azalması, birçok yandaş hastalığın ve riskin azalması/iyileşmesi anlamına gelir. Kaybedilen kiloların geri alınmaması da çok önemlidir, çünkü sürekli azalıp-artan kilolar, kalıcı obeziteden daha zararlıdır” bilgisini verdi.

Obezitenin yağlanmanın karın çevresinde fazla olduğu elma tipi ve kalçada fazla olduğu armut tipi olmak üzere iki çeşidi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Saygılı şunları söyledi:
“Elma tipi obezlerde, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığı, karaciğer yağlanması daha sıktır. Bunların dışında obez bireylerde normal kilolulara göre daha sık görülen hastalıklar şöyle sıralanabilir: İnme, sinir sıkışması, safra kesesi hastalıkları, reflü, astım, kronik bronşit, uyku-apne sendromu, diz-kalça eklem kireçlenmeleri, varisler, idrar kaçırma, tüylenme, cinsel-üreme sorunları ve bazı kanserler.

Safra kesesi hastalıkları ve taşı neden olur? Belirtileri ve tedavisi

Son bilgilerimiz, genç erişkinlerde, obezitenin, kalın barsak, rahim, safra kesesi, pankreas ve böbrek kanserlerinin görülme sıklığını arttırdığını göstermektedir.”

Prof. Dr. Saygılı, obezitenin tedavisinde, yaşam biçimi değişikliği (beslenme ve fiziksel aktivite düzenlenmesi), bilişsel davranışçı tedavi, ilaçlar ve cerrahinin yer aldığını kaydederek, tedavide hedefi doğru belirlemek gerektiğine dikkat çekti.

Günde 15-20 dakika güneşlenmek D vitamini ihtiyacını karşılar

TEMD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ayşegül Atmaca ise D vitamininin hem erişkinlerde hem de çocuklarda kas-iskelet sistemi başta olmak üzere vücudun birçok sisteminin işlevi için gerekli olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Atmaca, günümüzün yaşam koşulları ve sürekli kapalı ortamlarda bulunmanın D vitamini eksikliğinin toplumda yaygın olarak görülmesine neden olduğuna işaret etti.

D vitamini neye yarar, hangi besinlerde bulunur? Faydaları ve eksikliği

D vitaminin ana kaynağının güneş ışınları olduğunu belirten Prof. Dr. Atmaca, “Vücut için gerekli olan D vitaminin yüzde 90-95’i güneşte bulunan ultraviyole ışınlarından, az bir kısmı da yiyeceklerden sağlanmaktadır. Her gün saat 10.00 ile 15.00 arasında 15-20 dakika güneşlenmek vücudun D vitamini ihtiyacını karşılayacaktır. Ancak cildin güneş ışınlarına direkt maruz kalması önemlidir. Çünkü kıyafetler ve 20 faktörün üzerindeki güneş kremleri ciltte D vitamini yapımına engel olmaktadır” dedi.

Prof. Dr. Atmaca, ciltteki D vitamini sentezinin kişinin ten rengine, yaşına ve güneşlenme şekline göre değişiklik gösterebildiğini, cildin koyu renkli olması ve yaşlanmanın sentezi azalttığını sözlerine ekledi.

D vitamini eksikliği belirtileri

Prof. Dr. Atmaca, D vitamini eksikliğinde hem erişkinlerde hem de çocuklarda çeşitli sağlık sorunlarının da ortaya çıktığına dikkat çekerek, “D vitamini eksikliğinde belirtiler çok silik ve genel olabileceği gibi birçok belirti D vitamini eksikliğine özgü ve belirgin de olabilir. D vitamini eksikliği olan kişilerin genellikle yaygın vücut ağrısı, kas ve kemik ağrısı, özellikle sabahları yorgun kalkma, yürümekte zorlanma, halsizlik ve duygu durum değişiklikleri gibi yakınmaları olur” bilgisini verdi.

D Vitamini Eksikliğinin Yol Açtığı Hastalıklar

D vitamini eksikliği olan kişilerin başta kas-iskelet sistemi hastalıkları açısından risk altında olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ayşegül Atmaca şunları söyledi: “D vitamini barsaklardan kalsiyum emilimini artırarak kemiklerin mineralizasyonunu (sertleşmesini) sağlar, kas kütlesini artırır. D vitamini eksikliği çocuklarda raşitizm, erişkinlerde osteomalazi (kemik yumuşaması) denen hastalıklara neden olur. Bu hastalıklarda kemik yapısı bozulur ve kemiklerde şekil bozuklukları, kemik erimesi ve kırıklar gelişebilir.

Ayrıca sürekli yorgunluk, yaygın kas güçsüzlüğü, yaygın kas ve kemik ağrısı da görülür. Yapılan çalışmalarda D vitamini eksikliğinin diyabet, hipertansiyon, kalp hastalığı, depresyon, bazı kanserler, bağışıklık sistemi hastalıkları ve romatizmal hastalıkların gelişiminde rol oynadığı gösterilmiştir.”

Yeterli D vitamini düzeyleri 30-50 ng/mL arasıdır

Kas-iskelet sistemi sağlığının korunması için yeterli D vitamini düzeylerinin 30-50 ng/mL arası olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Atmaca, D vitamini 20-30 ng/mL (nanogram/mililitre) arası yetersizlik, 20 ng/mL’nin altı eksiklik olarak tanımlanır. Kas iskelet sistemi dışındaki sistemler için gerekli olan optimal D vitamini düzeyleri için görüş birliği yoktur” dedi.

Yüksek dozlarda verilen D vitamini zehirlenmeye yol açabilir

Prof. Dr. Ayşegül Atmaca, D vitamini eksikliği kadar fazlalığının da çeşitli sorunlara yol açabileceğine işaret ederek, şunları söyledi:  “D vitamini, yüksek dozlarda ve uygun olmayan yollarla verildiğinde zehirlenmelere yol açabilir. Yapılan çalışmalarda D vitamini düzeylerinin 30-50 ng/mL arasında tutulması kas iskelet sistemi sağlığı için yeterlidir.

Türkiye’de yaşlı sayısı artıyor ve hem sosyal hem sağlık sorunları büyüyor

Diğer sistemlerin sağlığı için D vitamini düzeyinin hangi aralıkta tutulması gerektiği bilinmemektedir. Yüksek D vitamini düzeyi, kanda kalsiyum düzeyini yükseltebilir, dokularda ise kalsiyum birikimlerine yol açabilir, böbrek taşı, hipertansiyon ve damar hastalıklarına neden olabilir. Tüm bunların sonucunda böbrek ve kalp hastalığı ve ölüm riski artmaktadır.”

D Vitamini Takviyesi ve Tedavisi

Hekime danışmadan D vitamini takviyesi yapılmaması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Atmaca, “D vitamini eksikliği tanısı kanda D vitamini düzeyi ölçülerek konur. D vitamini dozu, çıkan sonuca göre hekim tarafından belirlenmelidir. Tedavi başlanan kişilerin düzenli aralıklarla hekimleri tarafından takip edilmeleri gerekir. D vitamini eksikliği kadar fazlalığı da çeşitli sorunlara yol açabilir” uyarısında bulundu.

Türkiye’de diyabet görülme sıklığı 20 yaş üstünde yüzde 16,7

TEMD Genel Sekreteri Prof. Dr. Reyhan Ersoy da kadınlarda görülen diyabete özel önem verilmesi gerektiğinin altını çizdi. Türkiye’de 20 yaş üstü kadınlarda diyabet görülme sıklığının yüzde 16,7 olduğunu, diyabet hastası kadınların yüzde 46’sının da hasta olduğunun farkında olmadığını bildiren Prof. Dr. Ersoy, toplam diyabetli kadın sayısının 4.6 milyon olduğunu kaydetti.

Tip 2 diyabet hastası kadınların diğer kadınlara göre 3 ile 10 kat daha fazla koroner kalp hastalığı riski bulunduğunu belirten Prof. Dr. Reyhan Ersoy, diyabetli kadınların kalp krizi geçirdiğinde ölüm oranının da hem diyabetli olmayan kadınlar, hem de erkeklere kıyasla daha fazla olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Ersoy, yüksek oranlı ölümün kalp krizi belirtilerinin kadınlarda daha az belirgin olması ve kadınların kalp krizi riski hakkında bilgi sahibi olmamasından kaynaklandığını anlattı.

Diyabetli ve özellikle obez diyabetli kadınlarda rahim kanseri ve meme kanseri riskinin daha fazla olduğuna işaret eden Prof. Dr. Ersoy, “Kadınlarda ürogenital infeksiyonlar daha sık görülür. Kan şekeri yüksekliği gebe kalmayı güçleştirebilir ve düşük riskini artırır. Diyabeti kontrol altına alınamayan kadınların sakat bebek sahibi olma riski yüksektir, ayrıca gebeliğin ilerleyen dönemlerinde bebek ölümleri görülebilir” dedi.

Gebelik ve diyabet: Çocuk da risk altında

Gebelikte görülen “Gestasyonel Diyabete” dikkati çeken Prof. Dr. Reyhan Ersoy, daha önce diyabeti olmayan bir kadında gebelik sırasında diyabetin gelişebildiğini hatırlattı. Gebelik diyabetinin sinsi olabileceğini, çok su içme, çok idrara çıkma gibi genelde görülen şikayetlere yol açmayabildiğini anlatan Prof. Dr. Reyhan Ersoy, “Gebe kadın kendini kötü hissetmeyebilir ancak yükselen şeker düzeyleri bebek açısından bazı olumsuzluklara neden olabilir. Bu nedenle gebeler diyabet gelişimi açısından düzenli takip ve tetkik edilmelidir. Gebelikte kan şekerinin yüksekliği, eğer tanı konmaz ya da tedavi edilmezse, düşükler, iri bebek, doğum travmaları, sezaryen doğumlarda artışa hatta bebek ölümlerine neden olabilmektedir” uyarısında bulundu.

Türkiye’de her 7 gebelikten birinde gebelik şekeri ortaya çıkıyor

Gebelik şekerinin yüksek olmasının anne karnında yüksek kan şekeri olumsuzluğunu yaşayan bebeğin ileri yaşlarını da etkilediğini, bu çocuklarda obezite, tip 2 diyabet, metabolik sendrom ve karaciğer yağlanması sıklığının 4-8 kat arttığını belirten Prof. Dr. Ersoy, “Gebelik döneminde diyabetin tanınması ve iyi tedavisi bu annelerden doğan bebeklerin ileride bu tip hastalıklara yakalanma ihtimalini azaltacaktır. Ayrıca gebeyken diyabeti olan kadınların kendileri de doğumu takiben kan şekeri normale dönse bile, ileride diyabet gelişimi açısından risk altındadır ve takip edilmelidir” diye konuştu.

Prof. Dr. Reyhan Ersoy, sağlık sistemi içinde kadınlara özel durumlara ve önceliklere önem verilmesi gerektiğini, diyabetli kadınlara hastalık yönetimi için eğitim verilmesi, ilaca erişimin kolaylaştırılmasını, gebelik öncesi danışma, sağlık personelinin eğitimi, hareket imkanının artırılmasını tavsiye etti.

Prof. Dr. Nuri Çakır: Hashimoto genetik geçen bir hastalık

TEMD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nuri Çakır da vücudun bağışıklık sisteminin, kendi tiroid dokusunu, yabancı bir kişinin dokusu gibi algılayıp ona saldırması sonucu oluşan Hashimoto hastalığının önemli hastalıklardan biri olduğunu kaydetti.

Bu hastalığın tiroid bezinin yıpranması ve tiroid hormonu üretemez hale gelmesine yol açtığını anlatan Prof. Dr. Çakır, “Genetik geçen bir hastalıktır, kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık 4-10 kat daha fazla görülür, bu nedenle ayni ailede kadın bireylerde daha sık rastlanılmaktadır. Tiroid bezi yetersizliği gelişene kadar, belirtiler olmayabilir. Tembellik gelişmeden önceki dönem uzun sürebilir. Bu dönemde tiroid bezi büyüklüğü (guatr) veya kan testleri veya çekilen ultrasonografi ile tanı konabilir” dedi.

Halsizlik, kilo alma, yüzde şişme, saçlarda dökülme, tırnaklarda kırılma, kabızlık, unutkanlık, algılama zorluğu, cilt kuruluğu, kas ağrıları, kadınlarda adetlerin yoğun ve düzensiz olmasının belirtiler arasında olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Nuri Çakır, tedaviye ilişkin ise şu bilgileri verdi: “Tedavide, bağışıklık sistemini etkileyecek bir tedavi verilmez.

Sağlık çalışanlarının obezite önyargısı obezite tedavisine engel oluşturuyor

Yalnızca tiroid hormon yetersizliği geliştiği durumlarda, tiroid hormonu ile yerine koyma tedavisi yapılır. Selenyum, tiroid hormonu yapımı için oldukça önemi bir maddedir. Selenyum eksikliğinde her türlü tiroid bezi hastalığı sık görülmesine rağmen, Hashimoto hastalığında selenyum alınması gerekli değildir.”

Prof. Dr. Ersoy, glutensiz yaşamın hashimoto hastalığını azalttığına yönelik yeterli bilimsel kanıt olmadığını da belirtti. Öte yandan, iyot eksikliği konusunda da uyarıda bulunarak, iyotsuz kaya tuzu kullanımını tavsiye etmediklerini kaydetti.

Yanlış Anabolik Steroid Uygulamaları sağlık riski yaratır

TEMD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Erol Bolu da tıbbi gerekçe dışında ve hekim kontrolü olmadan kullanılan anabolik steroidin sağlık riski yarattığının altını çizdi. Prof. Dr. Bolu, ilaç ve ilaç benzeri ürünlerle kolay kas gelişimi için adolesan dönemindeki gençlere yetkisiz kişilerce tavsiye edildiğini, tıbbi amaç dışı kullanım nedeniyle de kişilerin sağlık riski ile karşı karşıya kaldığını bildirdi.

Prof. Dr. Erol Bolu, kronik anabolik steroid kullananlardaki ölüm riskinin kullanmayanlara göre 4.6 kat daha yüksek olduğunu, kardiyovasküler yan etkileri bulunduğunu, erkeklerde meme büyümesine yol açtığını, kadınlarda is vücut kılları, erkeksi kellik gibi sonuçlara yol açtığını hatırlattı. Prof. Dr. Bolu şu tavsiyelerde bulundu:

“Eğitimle dopingin zararlarının öğretilmesi en başta yapılması gerekendir. Çocuklarımızın ve gençlerimizin bu tedavi ajanlarını vücut geliştirme, boy uzatma gibi gerekçeler ile kontrolsüz kullanımına engel olmalıyız. İnternet ve bazı magazin bilgileri toplumu yanlış yönlendirmektedir. Bu hatalı ve eksik bilgilerden toplumu korumak giderek zorlaşmaktadır. Bu konu hakkında kamunun aydınlatılması için Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları uzmanlarına basında daha fazla yer verilmelidir. Ayrıca bu ilaçların reçetesiz verilmesinin mutlaka önüne geçilmelidir.”


TEMD ‘Türkiye’de Erişkin Diyabet Hastalarının Glisemik ve Diğer Metabolik Parametrelerinin Değerlendirilmesi’ çalışmasından sonuçlar:

  • Tip1 Diyabet hastalarının yüzde 15’inde, Tip 2 Diyabet hastalarının yüzde 40’ında kan şekeri kontrol altında
  • Tip 2 Diyabetlilerin yüzde 90’ında kilo fazlalığı veya obezite mevcut. Obezite düzeyi arttıkça kan şekeri kontrolü de güçleşiyor
  • Kan şekeri, kan basıncı ve Lipid düzeylerinin birlikte kontrol altında olma oranı
    Tip 1 Diyabetlilerde yüzde 5
    Tip 2 Diyabetlilerde yüzde 10
  • Her 4 Tip 2 Diyabet hastasının birinde diyabete bağlı kalp-damar hastalığı, beyin
    damar hastalığı gibi büyük damar komplikasyonları gelişmiş
  • Her 2 Tip 2 Diyabet hastasının birinde diyabete bağlı sinir, göz ve böbrek gibi küçük
    damar komplikasyonları gelişmiş.

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMUNUZ VAR MI?

avatar
Araç çubuğuna atla