Hedefe yönelik ilaçlar Kronik Lenfositer Lösemi tedavisinde başarıyı arttırdı

Yazan Hatice Pala Kaya

4 Mayıs 2018   |    10 Mayıs 2018   |   Kategori: Onkoloji, Üye Yazıları Print


Hedefe yönelik akıllı ilaçlar ile Kronik lenfositer lösemi (KLL) tedavisinde yüksek başarı oranları elde edildiğini ve hastaların sağkalım oranlarının hızla arttığını söyleyen Deneysel Hematoloji Derneği ve 5. Deneysel Hematoloji Kongresi Başkanı Prof. Dr. Ali Ünal, Kronik Lenfositer Löseminin en sık görülen hematolojik kanserlerden biri olduğunu ancak günümüzde başarı ile tedavi edilebildiğini belirtti. Kongre kapsamında Medikal Akademi Ankara Temsilcisi Hatice PALA KAYA’nın sorularını yanıtlayan Deneysel Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ali Ünal ve Deneysel Hematoloji Derneği İkinci Başkanı Prof. Dr. Ali Uğur Ural, hematolojik kanserler ve özellikle Kronik Lenfositer Lösemi (KLL)’nin tedavisindeki son gelişmeleri anlattılar.

27-29 Nisan 2018 tarihleri arasında Malatya’da düzenlenen 5. Deneysel Hematoloji Kongresi’nde çok sayıda önemli bilimsel gelişme ele alındı. Hematoloji uzmanlarını, moleküler biyoloji ve genetik ile ilgili çalışan bilim insanlarını bir araya getirmek için dernek kurduklarını belirten Prof. Dr. Ali Ünal,  bu yıl gerçekleştirilen kongrede hematolojik maligniteler, özellikle hematogenetik, moleküler biyoloji, hücresel tedaviler, kök hücre tedavileri, hücresel tedaviler ile birlikte hedefe yönelik tedaviler, gen tedavileri, monoklonal antikorlar ve akıllı ilaçların tartışıldığını söyledi.

KLL, orta yaşta veya sonrasında görülen yavaş seyirli bir kanser türü

Kongrede öne çıkan konulardan birinin KLL olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ali Ünal, “KLL, en çok görülen hematolojik kanserlerin içerisinde yer almaktadır. İkincisi, bu kansere yakalanan insanların çoğu 50 yaşın üzerindedir yani yaşlı popülasyonun kanseridir. Üçüncüsü ise, çok yavaş ilerleyen bir kanser olmakla birlikte tedavisi mümkündür. Kronik Lenfositer Lösemi, tedavi edici çok yeni ajanların olduğu bir hastalıktır” dedi.

Tedavide, hedefe yönelik önemli ilaçlar var

KLL tedavisinde önemli gelişmeler olduğunu ve tedavide iki etken maddenin öne çıktığını anlatan Prof. Dr. Ünal, şu bilgiyi verdi: “Tedavide şu anda iki tane önemli ilaç var; Bunlardan biri, monoklonal antikorlardır. Diğeri ise, hedefe yönelik bir ilaç yani bruton tirozin kinaz inhibitörü olan ibrutinib’tir. KLL’nin p17 delesyonu dediğimiz çok kötü giden formunu en iyi tedavi edebilecek en yeni molekül ibrutinib. Bu ilacın ortaya çıkmasıyla, yüksek riskli yaşlı hastalarda ortaya çıkan ve daha önce tedavisi mümkün olmayan ya da zor tedavi edilen KLL, artık tedavi edilir hale gelmiştir.

Bu nedenle kongremizde hem bunları gündeme getirdik, yani tedavisi zor olan ve hasta popülasyonu sıkıntılı, yaşlı, ek hastalıkları olan geniş bir grupta, -hastaların yüzde 90’ını bu kesim oluşturuyor- nasıl tedavi ederiz dediğimizde, yeni ortaya çıkan iki tane ilacı monoklonal antikorları, bir diğeri de kinaz inhibitörleri dediğimiz, bruton kinaz inhibitörü olan ibrutinib’i gündeme getirdik ve bununla ilgili yapılan çalışmaları konuşmuş olduk. Şu anda ibrutinib kullanabilen hastalar, gerçekten KLL’de şanslı hastalar ve bu tedaviyle uzun yıllar remisyonda kalıyorlar.”

Prof. Dr. Ali Ünal, tedaviye cevap vermeyen ve bir yıl içinde hastalığın kötüye gitme ihtimali yüzde 80-90 olarak görülen hastalarda, ibrutinib tedavisiyle, bu hastaların yaklaşık 4-5 yıl kadar hiç kötüleşmeden, hastalıksız olarak yaşatılabildiğini kaydetti. Ortalama yaşamın 4 yıl olduğunu, ama hastaların daha uzun süreler yaşayabileceğini de belirten Prof. Dr. Ünal, “Söz konusu tedavi yapılmasa bir yıl içinde %70-80 oranında kaybedilecek kötü gidişli hastalara yönelik başar sağlandı. Birinci basamak, ikinci basamak tedaviye rağmen kötü giden hasta, zaten ondan sonra hızla kötüye gidiyor. Yani bir-iki yıl içinde o hastayı kaybediyoruz ama ibrutinib ile o hastaların yüzde 80’ini yaşatıyoruz. Bu hastalar yıllarca yaşayabiliyorlar ve ortalamada 4-5 yıl hiç hastalıksız yaşıyorlar” diye konuştu.

SGK ödüyor ama ödeme sistemi farklı

Dernek İkinci Başkanı Prof. Dr. Prof. Dr. Ali Uğur Ural da ibrutinib ile “Kronik Graft Versus Host Hastalığı (GVHH)” gibi vücudun verilen dokuyu yabancı bilmesiyle ilgili olarak yapılan her türlü immün baskılayıcı tedaviye direnç gösteren vakalarda endikasyon dışı olarak, onam almak koşuluyla da kullanabildiğini vurguladı.

İbrutinib’in dünyada ve Türkiye’de kullanım endikasyonlarının farklı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ali Ünal, bu nedenle SGK’nın ödeme sisteminin de farklı bir modelle yapıldığını belirtti. İbrutinib’i p17 delesyonu olan ve kötü gidecek olan hasta grubuna doğrudan verebildiklerini ifade eden Prof. Dr. Ünal, birinci basamak ve ikinci basamak tedavileri aldıktan sonra hasta iyi gitmiyorsa, yine bu hastalara İbrutinib’i kullandıklarını söyledi.

Uzun dönemli kullanılıyor

Prof. Dr. Ali Ünal, ilaç tedavisinin uzun dönemli olduğunu ve kullanıldığı sürece ilaca karşı bir direncin hemen hemen hiç gözlenmediğini vurgulayarak, “İbrutinib, oral kullanılan bir ajan olduğu için uzun dönem progresyona kadar kullanılabiliyor ve uzun dönemde de ilaca karşı bir direnç hemen hemen yok gibi. İlacı kullandığı sürece bir başka hastalık gibi, hastalık kontrol altında gidiyor” dedi.

Prof. Dr. Fevzi Altuntaş: Kanserde sağkalım oranı son otuz yılda %20 arttı

Açıklamalarında KML ile KLL’nin farklı hastalıklar olduğuna da işaret eden Prof. Dr. Ünal, şu bilgileri verdi: “KML’de bir moleküler bozukluk var yani kromozom üzerinde direkt olarak hedef bir bozukluk var. O nedenle tek bir hedefe yönelik bir tirozin kinaz inhibitörü verdiğimiz zaman KML’li hastayı tedavi ediyoruz. KLL’de ise, bir seri kromozom bozuklukları, gen bozuklukları olabiliyor. Genetik anomaliler, çeşitli delesyonlar olabiliyor. Bu tarafta sadece kanser hücresi değil, diğer hücreler de hedef. KLL’deki yeni tedaviye gelirsek, güncel tedavide belki de mucize ilaç. KLL’de şu andaki bazı ilaçlar özellikle ibrutinib için mucize ilaç diyebiliriz. Bu nedenle KLL’li hastalar, şu anda daha şanslı.”

KLL’de tesadüfen tanı konabiliyor

Prof. Dr. Ali Ünal, teşhislerin bazen tesadüfen konulabildiğine dikkat çekerek, “Evre 0-1-2 olan düzeyde hastaların neredeyse yarısını tesadüfen yakalıyoruz. Hasta üşütüyor, nezle, grip oluyor, veya midesi ağrıyor, doktora gidiyor. Kan sayımı yapılıyor, beyaz küre yüksek çıkıyor. Lenfosit sayısı artmış oluyor. Daha sonra biz buna özel tetkikler, histopatolojik incelemelerle baktığımızda KLL olduğunu söylüyoruz. Bu şekilde tesadüfen tanı konulan hasta, neredeyse bu grubun içerisinde yarısı” dedi.

Belirtiler hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Ünal şunları kaydetti: “KLL’de en önemli bulgu, lenf bezi büyümeleridir. Hasta karında dolgunluk ve ağrı hissedebilir. Tesadüfen kan sayımında görülebilir. Lenf nodu büyümelerini kişi fark edebilir. Lenf nodu büyüdüyse, evre 1 oluyor bir anda. Hastanın dalağı, karaciğeri büyümüşse evre 2 diyoruz ona da. Bu dönemde de yine tesadüfen doktor muayene ediyor, ultrason çekiliyor, dalak büyük çıkıyor. Hastaya çok belirti vermiyor bu dönemde. Bundan sonra belirti vermeye başlıyor. Yani hastada ateş, terleme, zayıflama, iştahsızlık gibi belirtiler ortaya çıkmaya başlıyor ve daha sonra da kansızlık başlıyor. Hasta anemi diye gidiyor doktora, hemoglobini 8 ama beyaz küresi 20-30 bin çıkıyor. O beyaz küreyi inceleyerek KLL olduğunu saptıyoruz.”

Prof. Dr. Ali Uğur Ural: KLL’de yaş ve genetik yatkınlık önemli

Deneysel Hematoloji Derneği 2. Başkanı Prof. Dr. Ali Uğur Ural da Uzakdoğu ülkelerinde KLL’nin görülme sıklığının neredeyse sıfır olduğunu, radyasyona maruz kalan kişilerde de görülmediğini belirterek “Radyasyonun sebep olmadığı bilinen en önemli kanser tipi KLL’dir. KLL’de yaş ve genetik yatkınlık önemlidir. Bir aile bireyini KLL nedeniyle takip ediyorsanız, mutlaka birinci derecede akrabaları da en azından basit olarak uygun aralıklarla kan sayımları yaptırma konusunda uyarmanız gerekir. Hiç olmazsa altı ayda bir. Genetik yatkınlığı oldukça fazla bir hastalık” bilgisini verdi.

Yapay zekanın Hematoloji ve Onkolojide kullanımı hızla artıyor!

Tedaviye yönelik yeni yaklaşımı özetleyen Prof. Dr. Ural şunları söyledi: “Her ne kadar kemoterapötik ajanlar, monoklonal antikorlar veya direkt olarak hücre ileti sistemini etkileyen ilaçlar yer alsa bile, savunma sistemimizi bize yabancı olan kanser dokusuna karşı nasıl eğitiriz, bunu yok etme konusunda nasıl girişimde bulunabiliriz artık tedavi modeliteleri bu tarafa doğru kayıyor. Biz yeni çıkan ajanlarla bu kontrol noktalarını bloke edebilirsek, yine savunma sistemimizi aktifleyerek bize ait olmayan bir dokuyu da immün denetime tanıtıp, ortadan kaldırabiliyoruz. Bunlar da belki önümüzdeki on yıllarda veya yirmi yıllarda kanser kemoterapisinin yanında kombine kemoterapilere de eklenmesi gereken tedavi modalitelerinden olacak. İmmünoterapi, immün tedaviler dediğimiz olaylar. Kanserdeki gelecekte, belki bu tedavilerden geçiyor diyebiliriz.”

Kanser aşıları henüz klasik tedavilerin önüne geçmiş değil

Tümör aşısı ile ilgili de bilgi veren Prof. Dr. Ali Ünal, “Kanser aşısı şu anda bazı tümörlerde mesela; prostat kanseri, malign melanomda çok iyi bir durumda. Tüm dünyada yapılıyor, Türkiye’de de uygulayan birimler var ama kanser aşıları henüz diğer klasik, normal tedavilerin önüne geçmiş değil” diye konuştu.

Aynı konuya yönelik bir değerlendirme yapan Prof. Dr. Ali Uğur Ural da, kanser aşısı konusunda fazla umut vermenin sakıncalarına değinerek, “Tüm tedavi modalitelerine cevapsız olan veya minimal kalıntı hastalığı olan vakalarda kişi bazlı olarak hazırlanan bir tedavi şeklidir. Yani ticari olarak gidip raflarda, “Ben şuna yönelik olarak tümör aşısı alacağım” diyebilmeniz mümkün değil. Kişi bazlı olarak, kişiye ait tümör dokusunun tanıtılmış olduğu hücrelerin kişiye tekrar verilmesi yoluyla yapılır” uyarısında bulundu.

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMUNUZ VAR MI?

avatar
Araç çubuğuna atla