Kanser tedavisinin yapıldığı her hastanede tümör konseyleri kurulmalı

Yazan Hatice Pala Kaya
Kategori: Kanser, Sağlık Gündemi Print

Günümüzde kanser hastalarının konseylerde tartışılmadan tanı ve tedaviye alınmaması gerektiğini söyleyen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Akhan, “Onkolojik hastalar, bulunduğu hastanedeki konseylerde tartışılmadan tanı ve tedavi süreçlerine karar vermenin mümkün olmadığı bir çağdayız. Girişimsel radyoloji ile kanser hastalarına daha etkili tedaviler yapabiliyor, hastaların sağkalımını uzatabiliyoruz” diye konuştu. 

Ankara’da düzenlenen “Girişimsel Onkolojide Multidisipliner Tedavi Yaklaşımı” başlıklı toplantıda, bütün hastanelere ve hekimlere, onkoloji hastalarına yönelik “tümör konseyleri” aracılığıyla tanı ve tedavi uygulanması çağrısı yapıldı. Toplantıya Tıbbi Onkoloji, Girişimsel Radyoloji, Nükleer Tıp, Radyasyon Onkolojisi, Gastroenteroloji, Hepato-pankreatiko-biliyer Cerrahi, Toraks Cerrahisi ve Üroloji alanlarında Türkiye’nin önde gelen hekimleri katıldı.

İlgili alanların bilim derneklerinin destekleriyle gerçekleşen toplantıda; karaciğer kanserleri, Kolorektal Kanser Karaciğer Metastazları, Pankreas Adeno Karsinomu ve Prostat kanserlerinin güncel multidisipliner tedavi seçenekleri ile ilgili oturumlar düzenlendi. Kongreye yönelik düzenlenen basın toplantısında, konuşan uzmanlar onkoloji alanında bilgilerin derinleşmesi nedeniyle “multidisipliner yaklaşım”ın şart olduğu vurgulandı.

Kanser tanısında kullanılan görüntüleme yöntemleri çok gelişti

Basın toplantısında konuşan Prof. Dr. Okan Akhan, son 30-40 yıllık dönemde başta görüntüleme yöntemleri olmak üzere büyük gelişmeler yaşandığını hatırlatarak, kanserlerin çok etkili şekilde tanınabilir hale geldiğini ayrıca tedavinin de daha detaylı izlenebilir olduğunu vurguladı. Bu süreçte ortaya çıkan her daldaki gelişmenin kanser tedavisindeki başarıyı arttırdığını söyleyen Prof. Dr. Okan Akhan, şu bilgileri verdi:

“Girişimsel radyoloji kavramının gelişmesiyle artık hastalara cerrahi yapmadan etkili tedavi yapabiliyoruz ve kanser hastalarının sağkalımını uzatabiliyoruz. Biz girişimsel radyologlar başta karaciğerin birincil ve metastatik tümörleri ile akciğer, böbrek, kemik, meme ve böbrek üstü bezi tümörlerinin tedavisinde ameliyatsız tekniklerle tedavi uyguluyoruz.

Ayrıca ameliyat edilemeyen pankreas ve prostat tümörlerinde de IRE (irreversible electroporation) tekniği ile etkili tedavi uygulamaktayız. Bunların yanı sıra Nükleer tıp ile birlikte ortak yaptığımız tedavi yöntemleri var. Farklı tedavi seçeneklerinin ortaya çıkmış olması aslında zorunlu olarak bizim bir arada, birlikte çalışmamızı gerektiriyor.”

Hacettepe Üniversitesi’nde 20 yıldır kanser hastalarının tanı ve tedavilerini tartıştıkları “tümör konseyleri” düzenlediklerini ve bu multidisipliner bilgilenmenin yararını gördüklerini kaydeden Prof. Dr. Akhan, “Haftada bir gün yaptığımız tümör konseylerinin bir benzerini bütün Türkiye’de ve tüm ilgili dalların katılacağı bir multidisipliner toplantı ile sürdürmek istedik” diye konuştu.

Tıbbi onkolojinin hastaların ana sahibi olduğunu belirten Prof. Dr. Akhan, girişimsel radyoloji, nükleer tıp, radyasyon onkolojisi, gastroenteroloji, Hepato-pankreatiko-biliyer Cerrahi toraks cerrahisi ve ürolojinin de katkısıyla süreçlerin yönetilmesinin önemine değindi. Prof. Dr. Akhan, “Aynı hastaya, farklı seçenekleri nasıl kullanabiliriz sorusu esas soru ve onunla ilgili her oturumda 10’ar dakikalık konuşmalar düzenledik.

Her oturumun sonunda bir tartışma süresi oldu ama daha da önemlisi, her oturumun sonunda 40-50 dakikalık tümör konseyleri yaptık. Konuyu dünya bilgisi çerçevesinde yeniden ele alan ve konuşmasını bu çerçevede yapan meslektaşlarımız gerçek hastalar üzerinden aynı zamanda tümör panellerinde tartışmayı sürdürdüler. Bu toplantı, gerçek anlamda multidisipliner olarak programı düzenlenen Türkiye’de ilk toplantıdır” dedi.

Multidisipliner yaklaşım gerektiren bir çağdayız

Onkolojide tanı ve tedavi süreçlerinin tümör konseylerinin önemini vurgulayan Prof. Dr. Okan Akhan, “Hastalar, bulunduğu hastanedeki konseylerde tartışılmadan tanı ve tedavi süreçlerine karar vermenin mümkün olmadığı bir çağdayız artık. Onkolojik tedavinin yapıldığı her hastanede, mutlaka bu konseylerin kurulması lazım. Ülkemizin çok sayıda üniversite hastanesinde ve eğitim hastanelerinde ve çok sayıda özel hastanede onkolojik hasta populasyonuna hizmet eden benzer konseyler var.

Bu toplantının, bu konseylerin eksikliği olan üniversite veya onkolojik hasta tedavisi yapan merkezlerde, bu eksikliğin giderilmesinde ve konseylerin kaliteli, bilgiye dayalı yapılmasında bir rol oynayacağını düşünüyoruz. Çünkü her oturum sonrası yaptığımız hasta tartışmaları aynı zamanda dinleyicilere bir örnektir. Hasta nasıl ele alınmalı ve tartışılmalı ve bunu yaparken hangi bilgi ve hangi tecrübe ile meseleye yaklaşılmalı. Onun için bunu önemli buluyoruz ve daha da yaygınlaşacağını umut ediyoruz.”

Hastanelerin tümör konseylerini kendi gündemlerine alması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Akhan, “Esas itibari ile bunu, işimizin ayrılmaz bir parçası ve işimizi yapmakta bize yol gösteren bir kılavuz gibi anlamamız lazım. Kurumların da buna uygun bir organizasyona izin vermesi gerekir. Hekimler yoğun hasta baskısı altında çalışıyor. Buna vakit ayırmak üniversite hastanelerinde daha kolay, öğretim üyeleri buna hızla karar verebiliyor. Vaktimizi daha optimum kullanabiliyoruz ama devlet hastanelerinde bu işlerin daha zor” dedi.

Kanser tedavisindeki tüm yenilikler Türkiye’de de uygulanıyor

Toplantıya yönelik bilgi veren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halis Şimşek, kongrede öne çıkan konulardan birinin tümörlerin önlenmesi olduğunu belirterek, Hepatit B ve C’nin önlenmesinin önemine değindi.

Karaciğer kanserlerinin önlenmesinde erken aşılama, erken yakalama, erken tedavinin kritik olduğunu kaydeden Prof. Dr. Şimşek, “Eğer ailede kolon kanseri varsa, kişiler erkane tanı için normalden 10 yıl daha önce yakınlarına kolonoskopi yaptırmalıdır. Kolon kanserleri 40 yaşında artmaya başlar, 50 yaşında pik yapar. O nedenle kişilerin 50 yaşındaki taranmasını öneriyoruz. Dışkıda gizli kan bakılmasını da öneriyoruz. Barsak alışkanlığında değişiklik olanlar her yaşta tetkik için doktora başvurmalıdır” diye konuştu.

Tıpta uzmanlaşmanın getirdiği olumsuzluklar da var

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Abbasoğlu da tıbbın bilimsel olarak giderek daha fazla uzmanlaşma süreci yaşadığını hatırlatarak, “Uzmanlaşma iyi bir şey ama bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor, herkes kendi gözüyle bakıyor. Birisi insanı karaciğer gibi görüyor, başka birisi akciğer filmi gibi görüyor, başka birisi kalın barsak gibi görüyor. Bunları bir araya getirip, ortak kanıya ulaşmak ancak multidisipliner yaklaşımla, farklı alanlardan hekimlerin bir araya gelmesiyle mümkün oluyor ki, bu toplantı onun öncüsü” dedi.

2018’de Türkiye’de yapılan toplam karaciğer nakli sayısı 1587

Toplantıda karaciğer nakillerinin öneminin de vurgulandığını belirten Prof. Dr. Abbasoğlu, “Türkiye’de 2018 yılında 598 kadavra bağışı yapılmış. Tabii bu bağışlanan 598’in hepsinin de organları kullanılabilir özellikte olmayabiliyor ve Türkiye’de bağış oranı milyonda 7. Avrupa’nın bu konuda iddialı ülkelerinde milyonda 30 üzeri. Bu durumda Avrupa’nın yüzde 25’ine varan bir kapasite kullanımı var Türkiye’de. Tabii yetmediği zaman alternatif arıyoruz. Alternatif ne olabilir; canlı vericili karaciğer nakilleri.

Canlı vericili karaciğer nakilleri bir zorunluluk olarak yapılıyor. Geçen sene Türkiye’de yapılan toplam karaciğer nakli sayısı 1587. Bu, iyi bir rakam ve 1587’nin ancak yüzde 24’ü kadavra nakil. Dörtte 1’i kadavra nakil, 4’te 3’ü canlı vericili. Tıpta daha iyi düzeydeki ülkelerde oranlar tam tersi. Onlarda yüzde 25’i canlı, yüzde 75’i kadavra. Biz kadavra olmadığı için tersine döndürmüşüz. Bu toplantıyı organ bağışının canlanması için bir fırsat olarak gündeme getirmek istedim” diye konuştu.

Nükleer tıp tedavileri gün geçtikçe artmakta

Nükleer tıbbın hem tanı, hem de tedavi alanında kanserle ilgili en fazla kullanılan disiplinlerden biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. M. Fani Bozkurt “Biz radyoaktif maddeler kullanarak, bazı belirteçleri kullanarak kanseri hem teşhis etmeye yardımcı oluyoruz, bunları işaretleyerek radyasyonla görüntüler alıyoruz. Hem de son yıllarda çok artan bir biçimde aynı yöntemi kullanarak hedefe yönelik tedaviler yapmaktayız ve bu nükleer tıp tedavileri gün geçtikçe artmakta” bilgisini verdi.

Prostat kanserlerinde hedefe yönelik tedaviler öne çıkıyor

Toplantıda, girişimsel radyoloji ile birlikte yürüttükleri karaciğer tümörlerinde radyoembolizasyon denilen yttrium-90 işaretli mikro kürelerle tedaviyi anlattıklarını bildiren Prof. Dr. Bozkurt, son dönemde prostat kanserleri tedavisinde hedefe yönelik tedavilerin de öne çıktığını kaydetti. Prof. Dr. Bozkurt, “Dünya ile eş zamanlı olarak bunun kendi merkezimizde ve Hacettepe Üniversitesi dışında birkaç merkezde daha Türkiye’de uygulaması yapılmakta. Bu toplantıda prostat kanserinde yapılan bu tedavilerden de bahsetme şansı bulduğumuz için ayrıca memnuniyet duymaktayım.

Tıpta kişiselleştirilmiş tanı ve tedavi yaklaşımları çok daha iyi sonuç verdiği için daha yüz güldürücü sonuçlara ulaşmamızı sağladığı için son derece etkin yöntemler. Bu ancak multidisipliner, birçok tıp branşından o konuda çalışan uzman hekimler biraraya gelerek, aynı hasta üzerinde üretim yaparak, fikir teatisinde bulunarak gerçekleştirebildikleri bir durum. Bu toplantıya, özellikle bu yaklaşıma zemin hazırlaması bakımından çok kıymet veriyorum” diye konuştu.

Girişimsel radyoloji, onkoloji alanında çok etkin bir rol oynuyor

Son yıllarda tıptaki en büyük gelişmelerin olduğu branşlardan bir tanesinin girişimsel radyoloji olduğuna işaret eden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Devrim Akıncı, girişimsel radyolojide temel prensibin, vücudun hemen her organına, birçok hastalığına ameliyatsız, ciltten milimetrik kesiler aracılığı ile özel iğneler, kateterler, teller gibi malzemeler kullanarak müdahale imkanı sağlayan bir bilim dalı olduğunu anlattı.

“Ülkemizde de dünyadaki yapılan bütün üst düzey uygulamalar çok yaygın ve etkili bir şekilde uygulanıyor” ifadesini kullanan Prof. Dr. Akıncı, “Girişimsel radyoloji, onkoloji alanında da çok etkin bir rol oynuyor. Bu toplantının önemli başlıklarından bir tanesi, karaciğerin primer ve metastatik tümörleriydi.

Karaciğerin kendi dokusunun tümörlerinde standart tedavi yöntemi mümkünse cerrahi ve transplantasyon ama başlangıçta bahsettiğimiz problemler nedeniyle ve diğer hastaların genel durumu itibariyle gerçekten yapmamız gereken cerrahi tedaviyi, hastaların ancak yüzde 20’sinde uygulayabiliriz. Geri kalan hastaların büyük kısmında diğer cerrahi dışı tedavi seçenekleri gündeme geliyor. Bu tedavi yöntemleri ise girişimsel radyolojinin uyguladığı yöntemlerdir. Bunu karaciğer tümörlerinde, akciğer tümörlerinde, böbrek tümörlerinde, pankreas tümörlerinde uyguluyoruz” diye konuştu.

Girişimsel radyolojik işlemler ihtiyaç halinde tekrarlanabiliyor

Girişimsel radyolojinin cerrahi tedavilere göre avantajlarına da değinen Prof. Dr. Akıncı, açık ameliyat gerektirmeksizin bazı durumlarda cerrahi tedavi kadar başarılı sonuçlar elde etmenin söz konusu olduğunu belirtti. Prof. Dr. Akıncı, şöyle konuştu: “Genel anestezi gerektirmemesinin yanında ameliyatlarda yapılan büyük kesiler olmuyor. Hastalar hastanede daha az yatıyor. Bazen tedavisini ayaktan yapıp, sadece gün içinde izleyerek gönderdiğimiz hastalar var ve alternatif cerrahi işlemlere göre komplikasyon oranları daha düşük girişimsel radyolojik işlemlerin ve bu faktörler neticesinde de girişimsel radyolojik işlemlerin hem maliyeti düşük oluyor, hem de hastalar normal hayata daha kısa sürede dönebiliyor. En önemli avantajlarından biri de; ihtiyaç duyulduğunda tekrarlanabilir olması.”

Multidisipliner yaklaşımlar hastaların yaşam kalitesi için çok önemli

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Medikal Onkoloji Bilim Dalı’ndan Uzm. Dr. Deniz Can Güven ise, tüm dünyada kanser sıklığının arttığını vurgulayarak, bu hastaların bakımının multidisipliner bir şekilde yapılmasının çok önemli olduğunu vurguladı. Son yıllarda onkoloji alanında birçok gelişme olduğuna da dikkati çeken Uzm. Dr. Güven, “Hedefe yönelik tedaviler dediğimiz akıllı ilaçlar, bağışıklık sistemini güçlendiren immünoterapiler ile birlikte hasta sonuçlarında ilerlemeler kaydedildi. Ancak ileri evre hastalıkta, hastaları kurtarmak çoğu zaman mümkün olmuyor. Bu gibi hastalarda multidisipliner yaklaşımların tedavinin farklı basamaklarında girişimsel radyolojinin, cerrahinin, nükleer tıbbın yaptığı hedefe yönelik tedavilerin, tedavi basamaklarında yer alması hastaların hem yaşam kalitesini hem de sağ kalımlarını artırmakta son derece değerli” dedi.

YAZIYI PAYLAŞ


Araç çubuğuna atla