Aşılanma, deprem sonrası gelişebilecek salgın hastalıkları önlemenin en etkili yoludur

Yazan Hatice Pala Kaya
27 Ocak 2020   |    31 Ocak 2020   |   Kategori: Sağlık Gündemi Print

Elazığ’ın Sivrice ilçesinde meydana gelen 6.6 büyüklüğündeki deprem sonrası on binlerce kişinin çadırlarda ve toplanma yerlerinde birlikte kalmaları bazı sağlık risklerini de gündeme getirdi. Deprem sonrası görülebilecek enfeksiyonlar ve alınması gereken önlemler konusunda uyarılarda bulunan Düzen Sağlık Grubu İmmunoloji Birim Sorumlusu Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Tutku Taşkınoğlu, ortaya çıkabilecek salgın hastalık riskine de dikkati çekti. Medikal Akademi Ankara Temsilcisi Hatice Pala Kaya’nın sorularını yanıtlayan Dr. Tutku Taşkınoğlu, depremin ardından çevre sağlığı ve su güvenliği gibi başka sorunların da ortaya çıkabileceğinin altını çizdi.

Afet ortamlarında toplu halde yaşanması gereken durumlarda kişilerin birbirine solunum yolu enfeksiyonlarını geçirebileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Taşkınoğlu, “Aşılama ile korunabileceğimiz kızamık, kabakulak gibi hastalıklara karşı da çocuklarımız açık olacaklar. Aşılamanın bu anlamda çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bir afet durumunda aşılanmamış çocuklarda neler göreceğimizi bilmiyoruz. O nedenle onları çok iyi korumak için aşılamamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Doğal afetler, yol açtığı sosyal ve ekonomik sorunların yanında halk sağlığı açısından ne gibi sorunlara yol açıyor?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Doğal afetler (depremler, su baskınları, toprak kaymaları, büyük yangınlar, kasırgalar, vb.), genellikle ani ve beklenmedik olmaları nedeniyle hazırlıksız yakalandığımız olaylardır. Ülkemizde en sık görülen doğal afet türü depremdir, topraklarımızın neredeyse % 90’ı deprem kuşağındadır. Ölüm ve ekonomik kayıplar, büyük mal kayıplarının yanı sıra yaralanmalar, su, kanalizasyon, elektrik, iletişim, eğitim, sağlık ve benzer hizmetlerin aksaması nedeniyle afetler büyük felaketler haline gelir.

Aşılama ve doğru tedavi sepsisten ölümleri %50 oranında azaltıyor!

Afete hazır olmak ve hızlı müdahale stratejileri geliştirmek, alınabilecek sağlık önlemleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Afetlerden korkmak ve onları önlemek elbette mümkün değildir. Ama gerçekleşen afetin felakete dönüşmesini engellemek için mutlaka her alanda planlar yapılmalıdır. Afet öncesi iletişim, eğitim, sağlık ve benzer hizmetlerde durum tespitleri yapılmalı ve özellikle sağlık önlemleri ciddiye alınmalıdır. Yaralılara erken ve hızlı müdahaleler dışında kısa/uzun dönemde ortaya çıkabilecek enfeksiyonlar ve hatta salgınlar için de önlemler alınmalıdır.

Deprem gibi doğal afetler hangi hastalıkların gelişimine ve yayılmasına zemin hazırlıyor?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Depremleri takiben insanların topluca bir arada yaşama zorunlulukları ile hava kaynaklı patojenlerin bulaşı artar, su/sıhhi tesisat sistemlerinin tahrip olması nedeniyle sağlıklı yiyecek ve suya erişimin zorlaşması bulaşıcı hastalıklara neden olurlar. Doğal felaketlerin ardından hangi enfeksiyon hastalıklarının ortaya çıkacağını kesin olarak tahmin etmek mümkün olmamakla birlikte, daha önce yaşanan depremler bize ipucu olabilir. Kalabalık kamplar, kötü hijyen, tıbbi bakıma sınırlı erişim ve hastalıklı insanlarla yakın bölgelerde yaşama, hastalığın yayılmasıyla ilgili başlıca risk faktörleridir.

Deprem sonrası hava kaynaklı oluşabilecek bulaşıcı hastalıklar nelerdir?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Deprem sonrası hava kaynaklı patojenler; solunumsal bakteriler, virüsler, tüberküloz, legionella, mikoplazma artar. Özellikle çocuklarda, 65 yaş üstünde ve kronik hastalığı olan bağışıklık sistemi zayıf kişilerde zatürre gelişme riski artar. Depremlerden sonra 5 yaşın altındaki çocuklarda tüm ölümlerin % 20’sini akut solunum yolu enfeksiyonları oluşturur.

2001 El Salvador depreminden sonra yapılan bir araştırma, 594 kişiden % 30’unun üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmiş, İran’da, 2003 yılında Bam depreminin yerinden ettiği 75,586 nüfusun % 14’ünde solunum yolu enfeksiyonları gelişmiştir. 2011’de Doğu Japonya Depreminde gözlenen influenza enfeksiyonu, 2009’da yeni influenza A H1N1 salgını sırasında gözlendiği gibi yaygın morbidite ile hızla gelişen bir hastalıktır.

Neisseria meningitidis’in (meningokokal) neden olduğu menenjit çocukluk çağında önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Hastalık, kişiden kişiye, özellikle kalabalık durumlarda kolayca bulaşır. Çadır kentler gibi insanların toplu yaşadıkları yerlerde kış aylarına doğru meningokok (menenjit) enfeksiyonunun salgın haline gelmesi mümkündür. Menenjit salgınları, 2005 Pakistan depremi gibi birkaç doğal afetten sonra belgelenmiştir.

Depremde yıkılan binalardan kalkan tozlar solunum yolları açısından ne gibi risk taşıyor?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Mucormycete olarak bilinen olağandışı bir kutanöz akortikoz veya ölümcül nekrotizan fungal yumuşak doku enfeksiyonları genellikle toprakta bulunan ve inşaat molozlarında bulunan mantar sporları nedeni ile olur. Yıkılan bina molozlarına yerleşen bu mantar sporlarının solunması ile ölüm oranı yüksek akciğer tutulumları olabilir.

Doğal afetlerde salgın hastalıkları önleyecek en etkin yöntemler nelerdir? Aşılamanın rolü ve önemi hakkında bilgi verir misiniz?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Afet ortamlarında kızamık başta olmak üzere döküntülü hastalıkların ve tüberkülozun bulaşı ve salgınları, özellikle kalabalık kamplarda veya barınaklarda, etkilenen topluluklar arasındaki aşılamanın yetersiz olmasına bağlı gelişir. 2005’te Pakistan’da meydana gelen depremden sonra, mevcut düşük aşılama düzeyleri nedeniyle kızamık vakaları raporlanmıştır.

Karaciğer kanseri vakalarının en az %60’ının nedeni viral hepatitler!

Afetin neden olduğu yaralanmalar da ayrı bir enfeksiyon nedenidir. Ezilme yaralanmaları, yanıklar, radyasyona maruz kalma, kimyasal madde teması ile oluşan yaralarda, cilt bariyerinin bozulması veya kemik iliği baskılanması ile enfeksiyona karşı korunma azalır.

Buna ilave olarak afet bölgesine kurulan seyyar çadır hastaneler ve ameliyathaneler de kullanılan cerrahi malzemenin yeterli sterilizasyonunun sağlanamaması enfeksiyonun diğer bir nedenidir. Tetanoz ile yara enfeksiyonu, aşılanmamış popülasyonlar arasında ciddi bir halk sağlığı sorunu haline gelebilir.

Afet riski olan toplumlarda özellikle hangi hastalıklar için aşılama yapılmalıdır?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Elbette afet öncesi sağlıklı aşılama programları afet sonrası yaşanabilecek enfeksiyonları minimuma indirmek için çok önemlidir. Afet riski olan toplumlar özellikle kızamık (KKK karma aşı), meningok, kolera, hepatit A ve tetanoz gibi hastalıklar için aşılanmış olmalıdır.

Depremde kurtarma çalışmalarına katılan görevli ve gönüllüler için ne gibi riskler söz konusudur? Arama kurtarma gönüllüleri de aşılanmalı mı?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Mutlaka aşılı olmalılar. Deprem ve diğer afetlerde çalışan kurtarma personelinin kişisel koruyucu ekipman kullanması gerekir; eldiven, önlük, gözlük ve solunum yolu ile bulaşabilecek enfeksiyonlar için mutlaka maske takmalılar. Çalışanların aşılarının tam olduğundan emin olmaları gerekir. Özellikle hepatit B, tetanoz, influenza gibi aşılarının yapılması gerekir.

Deprem bölgesinde güvenli içme suyu sağlanamadığı şartlarda hangi hastalıkların görülme sıklığı artar?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: İçme sularına insan ve hayvan dışkılarının karışması durumunda bulaşan mikroorganizmalar ishallere neden olabilir. Bu yolla başlıca shigella, salmonella, kolera ve parazitler bulaşabilir. İyi yıkanmamış veya saklama koşullarına uyulmamış, uyulamamış gıdalarla da bulaşmalar olabilir. Bunlarla oluşan enfeksiyon olgularında bulantı, kusma ve sulu, kansız ishal tablosu saptanır. İshalli hastalıklar afet ve kamp ortamlarında önde gelen ölüm nedenidir (% 40).

Pakistan’daki 2005 depreminin ardından, planlanmamış ve yetersiz donanımsız kampta ishal enfeksiyonlarında % 42’lik bir artış bildirilmiştir. El Salvador’daki 2001 depreminden sonra 100 hanede yapılan bir araştırma 594 kişiden 137’sinin (% 22) ishal olduğunu göstermiştir. Haiti’deki depremden 9 ay sonra, yüksek vaka-ölüm oranıyla kolera salgını tanımlanmıştır. Viral hepatit A ve E, mevcut atık su bertaraf ve sanitasyon sisteminin yetersiz olduğu ülkelerde veya bölgelerde yaygındır. Pakistan’daki 2005 depreminin ardından salgınlar bildirilmiştir. İshal salgınları, gelişmekte olan ülkelerdeki doğal afetler sonrasında sıklıkla rapor edilmektedir.

Helicobacter Pylori ile enfekte kişilerde mide kanseri riski 8 kat artıyor!

Büyük felaketler, önceden var olan fakir su, sıhhi tesisat ve atık su sistemlerini etkileyerek bulaşıcı hastalıkların bulaşması için risk faktörlerini şiddetlendirmektedir. Ama gelişmiş ve deprem öncesi önlemlerini almış ülkelerde ishal riski daha düşüktür. Örneğin; büyük Doğu Japonya depreminden ve buna bağlı tsunamiden sonra bulaşıcı hastalık salgını görülmemiştir. Sadece tahliye merkezlerinde küçük bir norovirüs vakası bildirilmiştir.

Su ve kanalizasyon şebekesinin hasar gördüğü durumlarda güvenli su nasıl sağlanmalıdır?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Klor, içme suyu için en kolay ve yaygın olarak kullanılan dezenfektan ve aynı zamanda en ekonomik olanı olmaya devam etmektedir. Neredeyse tüm su kaynaklı patojenlere karşı oldukça etkilidir ve alternatif güvenli su kaynağının bulunmadığı durumlarda esastır. Kişi başına yeterli su temini (günde kişi başına minimum 20L), su saklama kaplarının iyi korunmasını ve yiyeceklerin iyi pişirilmesi sağlamalıdır. Yeterli miktarda sabun (ayda kişi başına en az 250g) sağlamak ve toplumu kişisel hijyen ve el yıkamanın önemli olduğu durumlar konusunda eğitmek gereklidir.

Bozulan ortamda bulaşıcı hastalıkların yayılmasında fare ve diğer kemirgenler nasıl bir rol oynuyor?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Vektör (fare ve diğer kemirgenler) kontrolünün veya hayvansal aşıların yapılmadığı durumlarda malarya, kuduz ve veba da beklenebilir. Kemirgenlerde gözlenen Leptospirozis kemirgen idrarı ile kontamine su, yiyecek ve toprakla temas yoluyla bulaşabilir. Kesilmiş cilt ve mukoza yaralarının su, nemli toprak veya kemirgen idrarı ile kirlenmiş çamurla temasıyla da bulaş olabilir. Deprem ardından meydana gelen taşkınlar kemirgenlerin çoğalmasını ve bir insan topluluğunda yayılmasını kolaylaştırır.

YAZIYI PAYLAŞ


YORUMUNUZ VAR MI?

avatar
Araç çubuğuna atla