Aşı tereddütü nedeniyle Türkiye’nin sürü bağışıklığına ulaşması zorlaşıyor

Yazan Hatice Pala Kaya
7 Kasım 2021   |    17 Kasım 2021    |   Kategori: Güncel / Literatür, Sağlık Gündemi Print

COVID-19 salgınında iki yıla yaklaşılırken pandemi aşılamaya rağmen hala sona ermedi. Pandeminin bitmesinin ancak toplum bağışıklığı ile sağlanabileceğini vurgulayan Düzen Sağlık Grubu İmmunoloji Birim Sorumlusu Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Tutku Taşkınoğlu, tahmini olarak Türkiye’de popülasyonun yüzde 20’sinin farklı nedenlerle COVID-19 aşısı olmak konusunda tereddüt yaşadığını, bu nedenle yakın gelecekte sürü bağışıklığına ulaşmak için gereken yüzdelere ulaşmanın zor gözüktüğünü söyledi. Toplum bağışıklığı sağlanmadan dolaşımdaki virüsü azaltmanın mümkün olmayacağını belirten Dr. Taşkınoğlu, “Aşı dışındaki diğer korunma önlemlerini de ihmal etmememiz gerekiyor. Herkes güvende olana kadar kimse yüzde yüz güvende olmayacak” diye konuştu.

Salgının seyri ve aşılama çalışmaları hakkında Medikal Akademi Ankara Temsilcisi Hatice Pala Kaya’nın sorularını yanıtlayan Uzm. Dr. Tutku Taşkınoğlu, COVID-19 pandemi sürecine yönelik değerlendirmelerde bulundu.

Covid-19 pandemisi ile mücadelede ülkemizde aylardır süren aşılama çalışmaları belli bir düzeye ulaştı. İstatiksel olarak bakarsak, aşılama konusunda yeterince başarılı mıyız?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Türkiye’de toplum bağışıklığının kazanılması için en az 60 milyon kişinin tam doz aşı olması gerekiyor. Elbette bizi zorlayan tam doz aşı kavramının ilk aşılamadan 4 ay sonra değişmesi oldu. Sadece 2 doz inaktif aşı ile tam doz aşılamanın yeterli olmadığının fark edilmesi üzerine 3. doz olarak mRNA veya inaktif aşı yapılması gerekliliğinin altı çizilerek, aşıların bu şekilde tamamlanmasına çalışıldı. Elbette bu süreçte delta varyantının baskın hale gelmesi ve aşının bu varyanta karşı etkisinin tartışmalı oluşu da aşılamada 3. dozun önemini ve hızlandırılması gerektiğini gösteren bir gelişme oldu.

Korona virüs ile ilgili yanlış bilgilere dayalı panik, virüsten çok daha tehlikeli!

Türkiye’de popülasyonun yaklaşık yüzde %78’i COVID-19’a karşı 2 doz aşılanmıştır. Ama şu bilgi net değildir; 2 doz inaktif aşı olanlar bu grubun ne kadarını oluşturmaktadır? Bu bilgiye hakim olmadan değerlendirmek zor olsa da potansiyel olarak sürü bağışıklığına ulaşmak için yüzde 70-90 aşılamaya ihtiyaç olduğunu biliyoruz. Bu düzeye ulaşabilmemiz aralık ayına kadar sürecek gibi gözükmektedir. Yüzde 90-95 düzeyine ulaşmak için ise 12 yaşın altındaki çocuklara da aşı yapılmaya başlanmasına ihtiyaç vardır.

Ama açıkçası devam eden aşı tereddüttü nedeni ile Türkiye sürü bağışıklığına ulaşılması konusunda zorlanabilir. Tahmini olarak popülasyonun yüzde 20’si farklı nedenlerle aşı olmak konusunda tereddüt etmektedir. Bu nedenle yakın gelecekte sürü bağışıklığına ulaşmak için gereken yüzdelere ulaşmak zor gözükmektedir.

Yoğun bir şekilde sürdürülen aşılama faaliyetine rağmen salgının kontrol altına alınamaması, günlük vaka sayılarının hala çok yüksek olması ve ölümlerin azalmamasının nedenleri nelerdir?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Birkaç nedeni var; Türkiye’de aşılamaya inaktif aşı ile başlanması ve aşı etkinliğinin hızlı düşmesi, sebeplerden biri. Özellikle 65 yaş üstü kişiler yani daha riskli grup, inaktif aşı ile aşılandı ve ne zaman, nasıl güçlendirici doz yapılacağı konusunda net açıklamalar yapılmaması da gecikmelere neden oldu.

Diğer taraftan Mart ayında ortaya çıkan ve bulaşıcılığı oldukça fazla olan delta varyantı ile de vaka sayıları azalamadı. Tabi aşı tereddüttü yaşayan ve hala aşı olmayan bir grubun varlığı, okulların açılması ve çocuklarla virüsün dağılımının hızlanması da sürecin bu şekilde seyretmesine neden oldu.

Vaka sayısının düşmemesi nedeniyle toplumda “aşının etkisi yok, vaka sayıları değişmiyor” gibi düşünceler oluştu. İlk günlerdeki aşı heyecanı azaldı, 3. doz aşı çekimserliği vs. oluştu. Bu duruma ortaya çıkan tabloyu nasıl değerlendirirsiniz?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Açıkçası başta hızlı aşılama ile 4 ay çok rahat bir dönem geçirdik. İnaktif aşının etkin olduğu bu süreçte sizlerin de gözlemlediği gibi örneğin; sağlık çalışanlarında hastalık sayısı azaldı, ölümler çok çok azaldı.

Yeni Covid-19 mutasyonu %70 daha bulaşıcı ama aşıyı etkilediğini gösteren mevcut kanıt yok

Ama aşı etkinliği çabuk düştü. Bu sürecin böyle olabileceğini ve mRNA aşılamasının hızlandırılması gerektiğini biliyorduk. Sağlık Bakanlığı da bu konuda gerekli adımları atarak 3. doz için sistemi açtı. Ama bilgilendirme konusunda yaşanan aksaklıklar ve yorumun aşı olacaklara bırakılması elbette yanlış değerlendirmeye neden olabiliyor.

Pandemi sürecinde aşılara ilişkin özellikle sosyal medyada ciddi bir bilgi kirliliği oluştu. Ortaya atılan komplo teorileri, bilimsel değeri olmayan bilgilerin yayılması, aşı tereddüdü veya aşı karşıtlığını tetikledi mi? Bu noktada sağlık okuryazarlığı-bilim okuryazarlığının önemi nedir?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Pandemi sadece milyonlarca kişinin ölümüne neden olmadı, aynı zamanda aşılara karşı muhalefeti harekete geçiren zehirli bir yanlış bilgi ve komplo teorileri akımı da yarattı. İnsan davranışları hakkında bildiklerimize dayanarak bu şaşırtıcı değil. İnsanlar hayatlarının kontrolünü kaybettiklerinde veya kendilerini tehdit altında hissettiklerinde, her zaman komplolara inanmaya karşı daha savunmasız hale gelirler. Pandemi de kişiyi tehdit altında hissettiren büyük bir travmadır.

Aşıya muhalefet, aşının kendisi kadar eskidir. Aşılar dakikada beş hayat kurtarsa da ve dünya çapındaki çocukların yüzde 85’i difteri, tetanoz ve boğmacaya karşı aşılanmış olsa da, bazı insanlar hayat kurtaran aşılara direniyor. İğne veya yan etki korkusundan hükümetleri veya ilaç endüstrisini içeren komplo teorilerine kadar bir dizi faktör aşı muhalefetine katkıda bulunuyor. Aşı karşıtı kişiler nihayetinde hiçbir zaman başarılı olamasalar da, toplumda geçici bir dayanak bulduklarında aşı oranları düşebilir ve önlenebilir hastalıklar artabilir.

COVID-19 salgını da aşılar ve aşılara muhalefet hakkında bildiğimiz her şeyi yeniden gösterdi. Oysa güvenli COVID-19 aşılarının hızlı geliştirilmesi bize pandemi ile mücadele için büyük olanak sağladı ve karanlık bir tünelin sonunda ışık olduğunu gördük.
Bilim okuryazarlığı, temelde insanların fikirlere veya kulaktan dolma bilgilere değil gerçeklere, araştırmalara ve bilgilere dayanarak karar vermesini sağlayan bir beceridir.

COVID-19 antikor testi toplum bağışıklığının belirlenmesi için çok önemli

Aslında bilimin temel kavramlarını gündelik hayatta ve bireysel karar süreçlerinde kullanabilecek kadar anlayıp, kullanabilmeyi ifade eder. Bilimsel veriler, iyi ya da kötü niyetli olarak her yerde kullanılabilir. Bu nedenle neyin sahte ve neyin gerçek olduğunu ayırt etmek zorlaşıyor. Bunu engellemek için bilimi halkın anlayabileceği şekillerde anlatmalı, bu bilgileri zamanında vermeli ve vermek zorunda oldukları kararlarla alakalı olmasını sağlamalıyız.

Ölüm sayılarını göz önünde bulundurduğumuzda, toplumda bir duyarsızlık veya salgını kanıksama durumu oluştu denilebilir mi? İnsanlarda “aşımı oldum, bana bir şey olmaz” özgüveni, aşının ters etki yaratmasına neden oldu mu, bu konudaki gözleminiz nedir?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Hepimiz yorulduk ve sıkıldık. Bir kısmımız aşı ile mucizevi bir şekilde pandeminin biteceğini bekliyorduk. Ama gerçek şu ki pandeminin bitmesi ancak toplum bağışıklığı ile mümkün olabilir ve toplum bağışıklığı sağlanmadan dolaşımdaki virüsü azaltmamız mümkün olmaz. Son zamanlarda aşıların SARS-CoV-2’nin Delta varyantının yayılmasını ne kadar önlediğini inceleyen çalışmalar yapılıyor, iyi ve kötü haberler geliyor.

Bazı çalışmalara göre aşı olsak bile aşı olmayan kişiler kadar virüsü taşıyabiliyoruz. Ama iyi haber şu ki, aşı olmayan biri beş kişiye virüs bulaştırırken, aşı olan kişi bir kişiye bulaştırıyor ve hane içi bulaş aşı olan ailelerde aşı olmayanlara göre yarı yarıya az. Ama sıfır değil. O yüzden toplum bağışıklığı sağlanana kadar aşı dışında diğer korunma önlemlerini ihmal etmememiz gerekiyor. Herkes güvende olana kadar kimse yüzde yüz güvende olmayacak.

MRNA aşılarının yeni olması ve hızlı bulunması, uzun vadeli etkileri, aşının güvenilirliği noktasında bir endişe oluşturdu. Aşının hızlı çıkması güvensiz olduğu anlamına gelir mi?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Hayır. Aşı geliştirme, fon başvurusu, etik onay, gönüllülerin bulunması, üreticilerle müzakereler ve üretimi artırmanın neden olduğu gecikmeler nedeniyle normalde uzun ve pahalı bir süreçtir. COVID-19 pandemisinde aşının bu kadar hızlı üretilebilmesinin sebebi bu teknolojinin 30 yıldır üzerinde çalışılıyor olması ve elbette acil durum nedeni ile bilim adamları, doktorlar, etik onay kurulları, üreticiler ve düzenleyici kurumlar daha çok ve daha hızlı çalışmak için bir araya geldi.

Pfizer, geliştirdiği yeni Covid-19 hapının hastaneye yatma ve ölüm riskini %89 azalttığını açıkladı

COVID-19 aşıları üzerinde yapılan klinik deneyler sırasında tüm standart güvenlik prosedürleri izlendi ve diğer aşı veya ilaçlarda olduğu gibi sıkı düzenleyici süreçler tamamen tamamlandı. Kısaltılan süreç bilim ya da güvenlik testleri değil, geliştirme sürecine eklenen yasal onayları bekleme süresiydi.

Aşıya bağlı ne gibi yan etkiler oluşabilir? Yan etkiler ile ilgili ortaya çıkan veriler, toplumun bu konudaki endişesi ile örtüşüyor mu? Yarar- risk ilişkisi açısından değerlendirdiğinizde nasıl bir sonuç ortaya çıkıyor?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Elbette hiçbir ilaç tamamen risksiz veya %100 etkili olamaz. Bununla birlikte, güçlü lisans süreçleri ve güvenlik testleri sağlığa faydalarının herhangi bir riskten büyük ölçüde ağır basmasını sağlar. Şimdiye kadar milyonlarca insan güvenli bir şekilde aşılandı ve FDA, COVID-19 aşılarının her birini dikkatle izlemeye devam ediyor. FDA şeffaftır. En ufak sorunda paylaşır ve gerektiğinde aşılamayı durdurur. Örneğin; mRNA COVID-19 aşılarının ikinci dozunu takiben nadir görülen miyokardit vakalarını gözlemledikten sonra açıklama ve bilgi yayınladı.

Herhangi bir COVID-19 aşısı ile ilgili olumsuz bir bulgu veya olası güvenlik sorunu olursa, bilgilendirmeye devam edeceklerdir. COVID-19 aşılarının olası güvenlik riskleri, COVID-19 enfeksiyonu nedeniyle bilinen ciddi sorunları ile beraber tartışılmalı ve yorumlanmalıdır.
Nisan 2021’den bu yana, mRNA aşısı olduktan sonra meydana gelen miyokardit (kalp kası iltihabı) ve perikardit (kalbin dışındaki zarın iltihabı) vakalarına ilişkin bin kadar vaka raporlanmıştır. Uygulanan yüz milyonlarca COVID-19 aşı dozu göz önüne alındığında, bu sayı oldukça düşüktür. Daha çok ergenlerde ve erkeklerde görülür. Çoğu durumda hafiftir ve hızla düzelir.

Covid-19 nedeniyle aşı olmayan hamilelerin ölüm oranlarının arttığı belirtiliyor. Hamilelerde Covid-19 aşısı yapılmalı mı? Gebeye ya da bebeğe olumsuz bir etkisi var mı?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Delta varyantının artması ile beraber gebe kadınlarda ve yenidoğan bebeklerinde COVID-19 hastalığının ağır seyrettiği gözlenmeye başlanmıştır. Hastaneye yatış ve ağır hastalık riski hamile kadınlarda, aynı yaştaki hamile olmayan kadınlara göre daha yüksektir. COVID-19 hastalığı olan kadınlarda erken doğum riski de daha yüksektir.

Prof. Dr. Deniz Atakent: Hızlı aşılama yeni mutasyonları önlemede kritik önemde

Özellikle altta yatan bağışıklık sorunları, şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp hastalığı, astım gibi hastalığı olan ya da kilolu, 35 yaş üstü, hamileliğinin üçüncü üç aylık döneminde (28 haftadan üstü) olan hamile kadınların COVID-19’dan ciddi komplikasyonlara maruz kalma riski daha yüksektir. Bu nedenle gebelerin aşılarını yaptırmaları çok önemlidir. Şimdiye kadar aşıların gebe ve yenidoğanda yan etkisi bildirilmemiştir.

Okullar açıldı ve çocuklar arasında da virüs yayılıyor. Okullardaki önlemler yeterli mi? 12 yaş üstündeki çocukların aşılanma oranları ile ilgili son veriler mevcut mu?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Öğrencilerin yüz yüze eğitime geri dönmesi önemlidir ve önceliğimizdir. Ama doğru ve uygun koşullarda yapılmazsa virüsün yayılımını arttıracağı aşikardı, kaldı ki öyle de oldu. Sağlık Bakanlığının açıklamalarına göre, şu anda Türkiye’deki mevcut aktif COVID-19 vakalarının dörtte biri 0-17 yaş grubundadır. Aşılamayı teşvik edilmesi, okulda çocuklara eşlik eden tüm erişkinlerin aşılanmasının sağlanması, aşı durumuna bakılmaksızın tüm öğrencilerin, personel, öğretmenler ve velilerin okul sınırları içinde mutlak maske takması önemlidir.

Ek olarak, bulaşma riskini azaltmak için sınıflar içinde öğrenciler arasında en az 1,5-2 m fiziksel mesafenin korunması önerilir. Bu mümkün olmadığında sık sık tarama testleri ile vakaların erken yakalanmasının sağlanması önemlidir. Tarama testi yanı sıra havalandırma, el yıkama ve diğer hijyen kurallarına uymak, hastayken veya hastalık şüphesi ile test yaptırırken evde kalmak, karantina ve izolasyonla birlikte temas takibi, temizlik ve dezenfeksiyon da okulları güvende tutmak için önemlidir. Öğrenciler, öğretmenler ve personel, herhangi bir bulaşıcı hastalık belirtisi olduğunda evde kalmalı ve test ve bakım için sağlık kuruluşlarına yönlendirilmelidir.

Aşılar 12 yaş altındaki çocuklar için de güvenli ve etkili mi?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Dünya çapında milyonlarca çocuğa COVID-19 aşısı yapıldı. Birçok kurum tarafından mRNA aşısının 12-15 yaş arası çocuklar için güvenli ve etkili olduğunu onaylandı. Bu yaş grubunda aşının güvenliği, kalitesi ve etkinliğine ilişkin kapsamlı incelemeler yapıldı ve yakından takip edilmeye devam ediyor. mRNA aşısından sonra bildirilen nadir miyokardit vakaları vardır ve ağırlıklı olarak 12-29 yaş arası erkeklerde olmuştur. Ama çoğunlukla hafif ve geçicidir.

Diğer taraftan birkaç gün önce de 5-11 yaş arası çocuklarda yapılan klinik araştırmalar, aşının semptomatik COVID-19’u önlemede %90,7 etkili olduğu açıklandı ve aşı onayı verildi. Bu yaş grubunda aşılanan çocuklardan elde edilen güvenlik verileri, en yaygın yan etki reaksiyonlarının enjeksiyon bölgesinde ağrı, yorgunluk ve baş ağrısı olduğunu biliyoruz. Yan etkiler çoğunlukla hafiftir. Anafilaksi veya miyokardit dahil olmak üzere aşıyla ilgili ciddi yan etkiler yoktu, Ama elbette bu yan etkiler bu grupta tespit edilemeyecek kadar nadir görülmektedir.

Antijen testleri hakkında bilgi verir misiniz? Covid-19 pandemi yönetiminde; okullarda ve iş yerlerinde tanı ve tarama stratejisi olarak bu testler kullanılabilir mi?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Antijen testleri, virüsün varlığını tespit etmek için virüsün yüzeyindeki proteinleri arayan testlerdir. PCR (polimeraz zincir reaksiyonu) testlerine avantajları hızlı yapılabilmeleridir. PCR testinin çalışması saatlerce sürebilir, karmaşık laboratuar ekipmanı ve tecrübeli teknisyenleri gerektirir. Bu testte de örnek olarak burnunuzun veya boğazınızın arkasından sürüntü alınması gerekir.

Prof. Dr. Deniz Atakent: Covid-19 aşısına ulaşabilen herkes mutlaka aşı olmalı

İşlem bir laboratuar gerektirmez ve 30 dakikada yapılabilir, ancak bu hız hassasiyetin düşmesine neden olur. Hasta yüksek viral yüke sahip olduğunda güvenilir olsa da, kişinin vücudunda düşük miktarda virüs varsa, yanlış negatif sonuçlara çok daha yatkındır. Ama okullarda özellikle semptomatik hastalarda hızlı yapılması kişinin erken izolasyonunu ve dolayısıyla başkasına bulaşmasını önleyeceğinden önemlidir.

Salgınla mücadelede Covid-19’un tedavisi ile ilgili yeni gelişmeler var mı? İlaç çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Ne yazık ki şimdiye kadar COVID-19’a etkili bir ilaç bulunmadı. Dünyanın dört bir yanında yeni ilaçlar ve mevcut ilaçları yeniden kullanma olasılığı üzerinde araştırmalar yapılmaktadır. COVID-19 tedavilerine yönelik mevcut yaklaşımlar genellikle iki kategoriye ayrılır; virüsün çoğalmasını önleyen antiviraller ve bağışıklık sisteminin virüsle savaşmasına veya tehlikeli şekilde aşırı tepki vermesini durduran bağışıklık modülatörleri. Bu çalışmalarda öne çıkan ilaç molnüpiravirdir.

SARS-CoV-2’nin replikasyonunu (üremesini) engelleyen güçlü bir ribonükleozid analoğudur. Oral yoldan uygulanan bir ilaç ve proflaksi (korunma) ve tedavi için kullanılabileceğine dair veriler yüz güldürücüdür. Geçen hafta Lancet’te yayınlanan bir yayında tedavide umut veren bir haber oldu. Bir antidepresan ilaç olan fluvoksamin COVID-19 olan yüksek riskli gruptaki yetişkinlerde hastaneye yatırılma oranını azalttığı kaydedildi. Ama tabi her ikisini aktif kullanmak için önümüzde zaman var.

Grip mevsimi başladı. Bu yıl bizi nasıl bir kış bekliyor? Covid-19 ile grip belirtileri karışabilir mi? Kimler grip aşısı yaptırmalı?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: Kış aylarıyla beraber diğer solunum yolu virüslerinin de ortaya çıkmaya başladığını görüyoruz. Belli ki vaka sayıları ve okul karantinaları artacak. Kış aylarında yaygın olarak gördüğümüz influenza dahil yirmiye yakın virüs var ve ne yazık ki elimizde onların hepsinden korunmamız için aşı yok. Sadece influenza (grip) ve COVID-19 için bu şansımız var. Bu nedenle en azından bu 2 virüse karşı aşı olup riski azaltmamız gerekiyor. Şanslıyız ki tüm solunum yolu virüslerinden korunmak için aşı dışında uygulanacak korunma yöntemleri benzerdir. COVID-19 ve grip için uygulayacağımız korunma önlemleri kış boyunca bizi yorabilecek tüm virüslerden korunmamızı sağlayacaktır.

Covid-19 kalıcı olabilir mi? Salgının seyri ile ilgili bir öngörünüz var mı?

Uzm. Dr. Taşkınoğlu: COVID-19 bitmeyecek ama pandemi eninde sonunda bitecek. Delta varyantı sürü bağışıklığı gelişmesi şansını azaltmış gözükse de yaygın aşılama ile hastalık bir süre sonra endemik hale gelecek ve diğer corono virüsler arasındaki yerini alacak. COVID-19’un endemik hale gelmesi; diğer solunum yolu hastalıklarında olduğu gibi hastalık yükü yani hasta sayısı ve hastanın sağlık sistemine yükü azalacak demek. COVID-19, ciddi müdahaleler gerektiren bir tehdit olmaktan çıkıp diğer solunum yolu virüsleri kadar gözlenen bir hastalık haline gelecek.

YAZIYI PAYLAŞ

YORUMUNUZ VAR MI?

guest
0 Comments
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör
Araç çubuğuna atla