Ilko
Ilko

“Sağlık turizminde kazanımlarımızı kaybediyoruz, stratejik davranmalıyız”

  |   Kategori: Sağlık Gündemi, Sektör, Üye Yazıları

Türkiye’nin sağlık turizminde uzun süre ilk 10’da yer aldı ancak son dönemde kan kaybı yaşamaya başladığını söyleyen Sağlıkta Kalite Derneği Başkanı Dr. Hasan Kuş, sağlık turizminde kan kaybının durdurulması için stratejik davranılması gerektiğini belirtti. İşte Dr. Hasan Kuş ile yaptığımız özel söyleşide öne çıkan bazı önemli saptamalar:
– Özel hastaneler konsolidasyona gidiyor. 550 hastaneden 100’ünün ruhsatı askıda.
– Hastalığı çok konuşuyoruz ama sağlıklı insanın ihtiyacı olan hizmetlere odaklanılamadı.
– Rehabilitasyon hizmetine büyük bir ihtiyaç var, hem ülkemizde hem de bölgemizde.
– Ayrıca odaklanmış hizmetlerde büyük bir fırsat var. Belli uzmanlık alanlarındaki hekimlerin bir araya gelerek ortak hareket etme tavrını geliştirdiklerinde ortaya çıkacak verimlilik ve sinerji çarpıcı olacak.

Ülkemizin 2011 yılından bu yana sağlık turizminde kaydettiği hızlı gelişme son 2 yıldır ivmesini kaybetmeye başladı. 2014 yılında 496 bin 324 olan yabancı hasta sayısı 2015’te 392 bin 950, geçen yıl da 359 bin 668’e geriledi.

Türkiye sağlık sektörünün pek çok önemli kurumunda yıllarca yöneticilik yapan, strateji ve bilgi üretimi konusunda  değerli çalışmalara imza atan Sağlıkta Kalite Derneği Başkanı Dr. Hasan Kuş ile sağlık sektörünün durumundan özel hastanelerin geleceğine, şehir hastaneleri projesinden sağlık turizminin sorunlarına kadar pek çok önemli konu başlığında konuşma imkanı bulduk. Sorularımızı içtenlikle cevaplayan Dr. Hasan Kuş, sağlık hizmet sunumunun durumu ve geleceği ile ilgili ufuk açıcı analizler yaptı.

  • Türkiye’de sağlık hizmet sunumunun geldiği yer ve özel hastanelerin payı ile ilgili güncel durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özel hastanelerin birçoğunda kârlılıklar istenilen seviyede değil. Zincir hastaneler yarattıkları ölçek ekonomisinin de katkısıyla daha iyi durumdalar. Türkiye’de yaklaşık 550 özel hastane var. Birçoğunun sahibi/ortakları doktor, yani hem işveren hem de çalışan durumundalar. Özel hastanelerin ortalama yatak sayısı 75 iken, tek hastane ölçeğinde kârlılık düşük kalıyor. SGK anlaşmalarına bağımlı kılınması sektörün profilini düşürdü diye düşünüyorum. Gelirinin neredeyse tamamını SGK’dan sağlayan hastanelerin birçoğu hastalardan alınabilecek %200 farkı da talep edemez durumda. Bu durum hizmet kalitesini kaçınılmaz olarak olumsuz etkiliyor.

Sonuçta yaklaşık 100 özel hastanenin ruhsatı askıda, yani faal olarak çalışmıyorlar. Aslında özel hastane sayısı artmış gibi görünüyor ama durum tam öyle değil. Türkiye’de zincir hastanelerin sayısı fazla değil, onların da satın alıp sindirebilecekleri hastane sayısı kısıtlı. Özel hastanelerin bir kısmı kapanma, bir kısmı devir yoluyla konsolidasyona doğru gidiyor. Böylece sayı daha da azalacak gibi görünüyor.

Türkiye’deki özel hastanelerin profili büyük oranda akut genel hastane. O çerçevenin dışına pek çıkamadı özel sağlık sektörü. Bunu çok başarılı yapanlar da var ama görüyoruz, azımsanmayacak bir kısmı sıkıntı çekiyor. Ben burada sektör açısından gelişim imkanı görüyorum. Bir çeşitlenmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Burada hekimlere de bir fırsat çıkıyor. Ezber bozacak, gidişatı değiştirecek olan yeni yatırımlardan çok, işbirlikleri.

Roche İlaç, klinik araştırmalar için her yıl Türkiye’ye 30 milyon TL yatırım yapıyor

Belli uzmanlık alanlarındaki hekimlerin bir araya gelerek nitelikli, kapsayıcı ortak hareket etme tavrını geliştirdiklerinde çok daha verimli çalışabilecekleri kanaatindeyim. Bu yolda kafa yoran grupların varlığını biliyorum ancak, iyi fikirler iyi uygulamayla hayata geçebilir ya da başarılı olabilir. Bu da “dozunda profesyonellik” gerektiriyor.

Öte yandan, hastalığı çok konuşuyoruz ama sağlıkla ilgili çok az şey yapıyoruz. Sağlıklı insana yönelik hizmetler olarak “check-up”a takıldık kaldık. Dünyada bilim bu yönde de çok hızlı ilerledi, sağlıklı insanlara yönelik çok farklı hizmetler veriliyor ama Türkiye’de pek giremedik o konulara. Nüfusun %3-5’i hasta, kalan büyük çoğunluğa yönelik farklı hizmetler verilebilir. Burada ciddi bir potansiyel olduğunu düşünüyorum.

Hastalık tarafında bence Türkiye’nin en büyük eksikliği rehabilitasyon. Bu konuda Türkiye’de en iyi örnek Ankara’daki 100 yataklı Jandarma Hastanesi. Bunun dışında fazla örnek yok maalesef. Özellikle omurga yaralanmalarında hastalar kendi çözümlerini bulmak zorunda kalabiliyorlar, imkanı olan yurtdışına, sıklıkla da Almanya’ya gidiyor. Türkiye’de kafamız biraz karışık, rehabilitasyonla fizyoterapi arasında kaybolabiliyoruz. Sağlık Bakanlığı’nın ülkemizin farklı yerlerinde PPP projeleri kapsamında 7 rehabilitasyon hastanesi kurma planı var.

Dr. Ümit Dereli: Dünyayla rekabet etmek istiyorsak ilaçta bilgi üretmeliyiz

Ayrıca Bilkent Şehir Hastanesi projesinin içinde 300 yataklı rehabilitasyon hastanesi yapılacak. Ben bunları çok önemsiyorum. Ama burada bizi bekleyen bir de tuzak var. Eğer bu hastaneler fizyoterapi hizmetleriyle doldurulup rehabilitasyon hizmeti zayıf kalırsa yazık olur. Bu sadece bizim değil, bölgenin de açığı. Rehabilitasyon öyle bir şey ki, anneniz, kardeşiniz, evladınız için hizmete ulaşmanız gerektiğinde ev, araba sattırıyor. Sağlık turizminde de özellikle Körfez ülkeleri açısından bu hizmetin ciddi bir potansiyel taşıdığını düşünüyorum. Şehir hastaneleri modelinde rehabilitasyon 19 hizmetten birisi olarak, hekimlik hizmeti dışında, özel sektör tarafında. Eğer özel sektör hakkını verebilirse, bu bir fırsat.

  • Özel hastanecilik sistemi başarılı ve verimli mi sizce?

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre 2015’te özel hastanelerin yatak sayısı 43.645, ülkemizdeki toplam yatak sayısı ise 209.648. Yine bakanlığın verdiği bilgiye göre aynı yıl A grubu ameliyatların 171.080’i özel hastanelerde gerçekleştirilmiş. Bu iki rakam bizi şöyle bir sonuca götürüyor: Özel hastaneler Türkiye’deki toplam yatak sayısının %21’i ile A grubu ameliyatların %34’ünü yapıyor. Organ nakli ve bypass gibi spesifik hizmetlerde özel hastanelerin payı daha da yüksek. Daha ileri analizler elbette yapılabilir ama eldeki verilerle özel hastanelerin verimli çalıştığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Başarının ölçülmesi, üzerinde uzun uzun konuşulması gereken başlı başına bir konu. Hastane enfeksiyonları, hastaneye yeniden yatış, hasta deneyimi, mortalite gibi ölçülebilir kriterler mevcut ama karşılaştırma yapabileceğimiz ulusal bir sisteme henüz sahip değiliz. Ayrıca geçerliliği bilimsel olarak kanıtlanmış klinik rehberlerle uyumlu çalışılması da bekleniyor hizmet sunuculardan.

Burada da ulusal düzeyde kabul görmüş klinik rehberler ya da gösterge setleri üzerinden değerlendirme yapabilir duruma gelmemiz lazım. Hastanelerin ya da departmanların yayınladığı sonuçlara baktığımızda ise uluslararası düzeyde başarı gösteren cerrahi ekiplerimizin olduğunu memnuniyetle gözlemliyoruz.

  • Şehir hastaneleri konusunda neler söylemek istersiniz? 

Türkiye’de sağlık sektörü çok önemli bir mesafe aldı. 1988’de International Hospital’la başlayan modern hastanecilik önemli merhaleleri hızla katetti, 2003’te kamu çalışanlarına da açılmasıyla Türkiye’nin gerçeği haline geldi. Kamu da özel sektörü takip edince çıta yükseldi. Ancak Türkiye’deki hastane stoğu fiziksel olarak oldukça eski. Hastaneleri yenilerken kamu borç yükünün artmaması için 2000’lerin ilk yarısında Sağlık Bakanlığı bir çalışmayı başlattı ve PPP (Public Private Partnership – Kamu Özel İşbirliği) modeli tercih edildi. Yatırımların toplamı yaklaşık 12 milyar dolarlık ölçeğe ulaşıyor.

Bir taraftan da şöyle bir gerçek var: Türkiye’de sağlık sektörü bir süredir plato çizdi, sağladığımız kazanımları korumaya çalışıyoruz ama başka ülkeler yerinde saymıyorlar. Başta Çin olmak üzere birçok ülkede hızlı bir gelişim var. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde bambaşka bir noktada olacakları aşikar. Bölgemizde de hareket var. Örneğin, Suudi Arabistan’daki modern hastane zinciri sayısı hızla artıyor. Lübnan’da da dünya standartlarında hastaneler görüyoruz.

İstanbul’u bölge üssü yapan Novo Nordisk, Türkiye’de üretim yapmayı hedefliyor

Bu gelişmeler olurken Türkiye’deki en önemli gelişme şehir hastaneleri. Çok büyük bir proje ve bütün dünya bizi takip ediyor. Üç nedenle önemli: Birincisi, PPP kapsamında en büyük projeler Türkiye’de yürütülüyor şu anda. İkincisi, hastane yataklarını bu kadar kısa zamanda yenileyen başka bir ülke yok. 34 proje arka arkaya hayata geçecek ve bir kısmı yenileme olmakla birlikte toplamda 45 bin yataktan bahsediyoruz. Üçüncüsü ise, yatak sayısı 4 bini bulan dev hastanelerin başarıyla işletilip işletilemeyeceği konusu her platformda çok tartışılıyor.

  • Şehir hastaneleri nasıl etkileyecek sektörü?

Hiçbir şey aynı kalmayacak. Bir kere kamu hastanelerinin iş yapma şeklini değiştirecek. Çünkü sonuçta bunların adı şehir hastanesi ama devlet hastanesi sonuçta. Sağlık çalışanları (doktorlar ve hemşireler) Sağlık Bakanlığı’ndan geliyor. Bir kısmı tıbbi teknisyen, fizyoterapist, tıbbi fizikçi vb olan diğer çalışanlar ise özel sektör adına çalışacak. Kamu tarafında hastane yönetimi yaklaşımı değişmek zorunda.

Bu aslında sözleşmelerde tanımlanıyor ama önemli olan uygulama. İhaleleri alan inşaat şirketleri sağlık işletmeciliğini öğrenmeye gayret ediyorlar, burada doğru kadroların kurulması çok önemli. Ve tabii ki inşaat kalitesi başarı açısından kritik olacak. Mersin, Yozgat ve Isparta’da işletme dönemi 2017’de başladı. Şehir hastaneleri özel hastaneleri nasıl etkiler? Dengelerin değişeceği kesin. Yatak başına kapalı alanı 250 metrekareye çıkan şehir hastanelerinin, 100 metrekare ortalaması olan özel hastaneleri etkilemesi hiç sürpriz olmayacak. 35-40 metrekarelik tek kişilik hasta odası hasta beklentisini değiştirir.

Özel hastaneler için ana çıkış noktasının butik hizmet vermek olduğunu düşünüyorum. Hastaların içinde kaybolabileceği büyüklükteki dev hastaneler karşısında, hastalarını kapıdan ismiyle karşılayıp kucaklayan ve hastasına süreç boyunca sıkı sıkıya sarılan, yalnız bırakmayan özel hastaneler şehir dışına inşa edilen şehir hastanelerine göre “mahallenin hastanesi” olarak avantaj sağlayabilirler.

  • Sizce başarılı olacak mı bu model? Bu sınavı geçer miyiz?

İyi düşünmek ve başarılı olmak zorundayız. Kaynakları kısıtlı bir ülkeyiz. Geçen yıl sağlık turizmiyle ilgili bir konferansa konuşmacı olarak katıldım. Avrupa Tıp Birliği Başkanı olan İtalyan hekim konuşmasında “Türkiye çok büyük hastaneler yapıyor. Hedefi Avrupa’yı çekmek” diyerek konuya dikkat çekti. Dolayısıyla bunlar başarılı olursa da, başımıza bir şey gelirse de çok konuşulur. Başlangıç noktası ne olursa olsun, bu projeler artık hepimizin konusu. İtalya’da 800 yataktan fazlasına izin verilmiyor ama bizde 3-4 bin yatak kapasitesine sahip hastaneler olacak.

Japon ilaç devi Takeda’nın Türkiye’ye güveni tam; büyümesini sürdürecek

Bunlar test edilmemiş çok büyük ölçekler. Dünyada bu ölçekte hastane yok. Bu konuda fazlaca cesur davrandığımızı düşünüyorum. Dolayısıyla çok ciddi bir bilimsel yaklaşımın sergilenmesi lazım, ileri düzey simülasyon yazılımlarına ihtiyaç var. Türkiye’de de, dünyada da bu ölçekteki hastanelerin işletilmesi için bilgi birikimi yok. İlk aşama olarak bu ihtiyacı kamunun da, projeleri yürüten özel sektörün de kabul etmesi ve birlikte yoğun bir çalışma dönemine girilmesi gerekiyor.

  • Sağlık turizminde durumumuz nedir?

Türkiye kimsenin tahmin etmediği bir performans göstererek 2010’dan itibaren sağlık turizminde kendine ilk 10’da kendine yer buldu. Türkiye ile ilgili raporlar kaleme alındı, rekabet analizlerinde kendimizi görür olduk. Tıbbi hizmetlerimizdeki kalite, modern hastanelerimiz, uluslararası akreditasyonlarımız, turizmdeki tecrübemiz bizi hızla yukarılara taşıdı. Bölgemizdeki güvenlik sorunları bizi de yakından etkilemeye başladıktan sonra, vize politikasındaki değişikliklerin de katkısıyla birkaç yıl içerisinde kazanımlarımızdan geriye götürdü bizi.

Temposu düşmeyen ise estetik ve saç ekimindeki performansımız. Alışveriş merkezlerindeki kafası sargılı yabancı turist sayısı gösterge alınacak olursa bu alanda özellikle Körfez ülkeleri kökenli hasta sayımız iyi durumda. Öte yandan, kendimizi konumlandırmak açısından problem yaşayacak gibi görünüyoruz. Rekabette tamamen fiyata odaklanmış bazı hizmet sunucularımızın, örnek olarak; saç ekimi ücretlerini bin dolar seviyesine kadar düşürdüklerini üzülerek görüyorum. Bu durumda gelir sağlansa dahi ülke olarak katma değeri olan bir iş yapmaktan çok, ülkemizin imajını ucuzlatan bu yaklaşım maalesef sürdürülebilir değil. Sağlık turizmine stratejik yaklaşmak zorundayız.

Önümüzdeki dönemde sağlık turizminin evrilerek de olsa süreceğini ve karşımıza yeni olanakların çıkacağını düşünüyorum. Dış politik gelişmelerin önemini hiç ihmal etmeden, önümüzdeki dönemde sağlık turizminin Türkiye’deki hastanelerin yurtdışında yapacakları hastane yatırımlarıyla kol kola gideceği kanaatindeyim.

  • Akreditasyon çalışmaları sağlık hizmet sunumunu nasıl etkiliyor sizce?

Sağlık Bakanlığı “Sağlıkta Kalite Standartları”nı oluşturdu. Standartlarda tanımlı ve kurumların yaratıcılıklarını kısıtlayan bir yaklaşımdan, daha çok amacı tarif eden ve inovasyona imkan tanıyan bir düzeye ulaşmalıyız. Bakanlıkta da böyle bir yönelim görüyorum. Akreditasyon çalışmaları ise doğru bir kararla bakanlık bünyesinden çıkarıldı. Bu  süreci yürütme sorumluluğunu, yeni oluşturulan Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) kapsamında kurulan Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü üstlendi.

1.5 yıllık zaman geçti kurulmasının üzerinden, şu anda ne tür çalışmalar yapıldığı konusunda bilgi sahibi değilim. Dünyada bu konuda çok sayıda örnek var. Aynı dönemde başlatılan Polonya programı başarılı oldu, Macaristan ise başarısız. Umarım ülkemiz için kredisi yüksek bir akreditasyon programı oluşturulur.


Sağlıkta teknolojinin gerisinde kalmamak için ulusal vizyon oluşturmamız şart

  • Teknoloji şirketleri son zamanlarda sağlık sektörüne çok büyük yatırımlar yapmaya başladılar. Bu gelişmelerle birlikte önümüzde 10 yılda dünyada 100 yılda elde edilenden daha fazla ilerleme kaydedileceği söyleniyor. Biz ülke olarak bu gelişmelere uyum sağlayabilecek miyiz?

Teknolojideki gelişmeler hizmet sektörünü de hızla dönüştürüyor. Örnek olarak; otellerde süreçler değişiyor, birçok süreç otomatize edilebiliyor, artık çok daha az insan çalışacak. Marketler de aynı şekilde. Hastaneler de bu gelişmelerden çok etkilenecek. Bambaşka bir hasta-hekim ilişkisi dönemi geliyor. 3-5 yıl içerisinde başka bir boyuta geçeceğiz ve hasta-hekim ilişkisi, disiplinler arası iletişim, hasta güvenliğine katkı yapan yazılımlar vb hastanelerdeki süreçleri kökünden değiştirecek. Bu gelişmeleri izlemek konusunda daha proaktif bir yaklaşım geliştirebilmeliyiz. Bir adım daha ötesini de söyleyeyim: Özellikle sağlık üniversiteleri bu değişime liderlik etmeli, hatta öncülük yapmalı.

  • IBM’in 2022 öngörülerine göre, yapay zeka sayesinde kişinin kullandığı kelimelerden gelecekte Alzheimer vb hastalıklara yakalanıp yakalanmayacaklarından hastalıkları önceden teşhis eden nano robotlara kadar birçok gelişme yaşanacak. Yeni nesil sağlık teknolojileri hastanelerimizin hizmet sunumunu nasıl etkileyecek? 

Türk insanının ilginç bir özelliği var; son dakikada adapte olmayı seviyoruz. Aslında çabuk da uyum sağlıyoruz ama lider değil takipçi olmaktan öteye geçemiyoruz bu nedenle. Bunları sizin dile getiriyor olmanızdan memnun oldum çünkü gündemde hiç yokmuş gibi davranılıyor genellikle. Donanımdan çok yapay zekayı, yazılımları, verilerin analizini konuşuyoruz burada. Kronik hastalıklar daha fazla etkilenecek bu gelişmelerden, dolayısıyla sağlık kurumlarının da bu gelişmelere paralel olarak süreçlerini revize etmeleri gerekecek. E-nabız gibi bakanlığın yürüttüğü kısıtlı sayıda ilginç proje var ama hem bu projeler adım adım ileriye taşınmalı, hem de inovasyonun kurum kültürünün bir parçası gelmesi sağlanmalı.


Kişi başına yıllık sağlık harcamamız 600 dolarla OECD’ye göre düşük

  • Türkiye’nin sağlık harcamaları 2015’te % 10.4 artarak 104.5 milyar TL oldu. GSYİH içindeki payına baktığımızda % 5.4 olduğunu görüyoruz. ABD’yle kıyaslayacak olursak (%16-18) nasıl değerlendiriyorsunuz? 2015’te sağlık harcamalarının %78.5’i devlet bütçesinden karşılandı. Dünyayla kıyaslandığında iyi durumda mıyız yoksa kötü mü?

Burada OECD’ye baktığımızda kişi başına yıllık sağlık harcamasında Meksika’yla birlikte en sonlardayız. OECD ortalaması 3 bin, bizde ise 600 dolar civarında. ABD GSYİH içinde %17 gibi bir payla hep en önde ama verimsizlik nedeniyle belki de en kötü örnek durumunda. Yaşlanan nüfusumuzu da dikkate alarak, bizim sağlık harcamamızı artırmamız gerektiğini düşünüyorum.  Sağlık finansmanında kamunun payı ülkemizde OECD ortalamasının oldukça üzerinde (%78.5). Bu parayı çok akılcı harcamamız gerek.


““Sağlık turizminde kazanımlarımızı kaybediyoruz, stratejik davranmalıyız”” için 2 yorum yapıldı

  1. Hüseyin Kurt 03 Ağustos 2017, 14:58 #

    Çok güzel,kısa ve net bilgilendirme için teşekkürler.

  2. Cem Kozlu 09 Ağustos 2017, 18:04 #

    Hocam, çok şey öğrendim. Teşekkür ederim.
    C. Kozlu

Bir Cevap Yazın

Araç çubuğuna atla