Prof. Dr. Tekin Akpolat: Hipertansiyon tedavisinde başarı hasta eğitimiyle mümkündür

30 Ekim 2010   |    17 Mart 2022    |   Kategori: Aile Hekimliği, İç Hastalıkları, Kardiyoloji, Tedavi Rehberleri Print

Tedavide eşlik eden risk faktörleri öncelikli hedeftir! Hipertansiyon tedavisinde temel amacın hedef organ hasarını önleyerek morbidite ve mortalitenin azaltılması olduğunu belirten Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Tekin Akpolat, “Hipertansiyon tedavisinde başarı hasta eğitimiyle mümkündür. Hekimin öncelikle risk faktörleri ve hedef organ hasarlarının tedavisine yönelmesi gerekir. Hedef kan basıncı sistolik 140 mm Hg ve diyastolik 90 mm Hg’nın altıdır. Kronik böbrek hastalığı ve şeker hastalığında hedef kan basıncı 130 / 80 mm Hg’nın altıdır” dedi.

Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Ulusal Kongresi’nde konuşan Prof. Dr. Akpolat, hipertansiyon tedavisinde hekimin öncelikle mevcut olan kardiyovasküler risk faktörleri ve hedef organ hasarlarının tedavisine yönelmesi gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Akpolat, şu bilgileri verdi: “Sekonder hipertansiyon olan hastalarda altta yatan hastalık tedavi edilmelidir. Hipertansiyonun nedeni saptanamaz ise kan basıncı hastaların yaşam düzeni değiştirilerek veya ilaçla düşürülmelidir. Hastalarda yaşam düzeninin değiştirilmesi kesinlikle ihmal edilmemelidir. Hastalar hipertansiyon hastalığı ve tedavisi konusunda eğitilmelidir. Hastalığı konusunda bilgi sahibi olmayan ve tedaviye ikna olmamış bir hastanın tedavisi başarısız olacaktır. Hekimin hastaya zaman ayırıp hipertansiyon hakkında bilgilendirmesi gerek hasta gerek hekim için yararlı olacaktır.”

Hipertansiyon nedir? Nedenleri, belirtileri ve tedavisi

Hipertansiyon: hasta eğitim nasıl olmalı?

  • Hipertansiyonun ciddi ama tedavi edilebilir bir hastalık olduğu söylenmelidir
  • Hipertansiyonun tedavi edilmezse kalp, beyin, böbrek ve gözde istenmeyen sonuçlara yol açabileceği söylenmelidir
  • Hipertansiyonun büyük olasılıkla ömür boyu hastaya eşlik edeceği belirtilmelidir
  • Tedavide amacın sadece hastayı kan basıncı yükseldiği dönem rahatsız eden baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı gibi yakınmaları gidermek değil, aynı zamanda hedef organ hasarını önleyerek veya geri çevirerek kardiyovasküler morbidite ve mortaliteyi azaltmak olduğu unutulmamalıdır
  • Hipertansiyon tedavisi genellikle ömür boyu sürer, ilaç kutusu bitince antihipertansif tedavinin sona ermeyeceği belirtilmelidir
  • Kan basıncı kontrol altına alınınca veya hastanın yakınmaları ortadan kalkınca antihipertansif tedavi bırakılmamalıdır
  • İlaçların olası yan etkilerinden bahsedilmelidir
  • Birçok hastada mevcut olan ‘vücut ilaca alışır, ilaç yan etki yapar, ilaç bağımlılık yapar’ şeklindeki yanlış düşünce yıkılmalıdır, hastaya en büyük zararı kontrolsüz hipertansiyonun vereceği anlatılmalıdır
  • Nonfarmakolojik tedaviye dikkat edilmezse antihipertansif ilaçların da etkisiz olacağı hatırlatılmalıdır 1
  • Hipertansiyon tedavisinin ancak sağlıklı bir hasta-hekim ilişkisi ile mümkün olduğu, hasta sorumluluklarını yerine getirmez ise doktor doktor dolaşmasının hastaya bir yarar sağlamayacağı hatırlatılmalıdır.

Hipertansiyon: Yaşam tarzı değişikliği ilaç tedavisi kadar etkili

Hipertansiyon tedavisinde yaşam tarzı değişikliğinin kan basıncı yüksekliğini kontrol etmenin yanı sıra hipertansiyonunun önlenmesinde de yarar sağladığını dile getiren Prof. Dr. Akpolat, “Hastalar ilaç dışı tedavi konusunda kesinlikle eğitilmelidir. Hipertansiyon öncesi dönemdeki hastalarda yaşam düzeni değişiklikleri ile hipertansiyonun ortaya çıkması önlenebilir veya  geciktirilebilir. Şişmanlık, diyabetes mellitus veya hiperlipidemisi olan hastalarda yaşam düzeninin değiştirilmesinin önemi daha da artar. Yaşam düzeninin değiştirilmesi hipertansiyonu tek başına kontrol edebileceği gibi ilaç gereken durumlarda ilaç dozunun azaltılmasına da olanak sağlar” diye konuştu.

Tuz tüketimi mutlaka sınırlandırılmalı

Hipertansif hastalarda tuz tüketiminin kontrol altına alınmasının çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Akpolat, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği tarafından gerçekleştirilen Türk Toplumunda Tuz Tüketimi ve Kan Basıncı Çalışmasında (SALTurk, 2008) göre Türk toplumunda ortalama tuz tüketiminin günde 18 gram olduğu bulunmuştur. Bu oranla ülkemiz dünya rekoru kırmaktadır. Tuz hipertansiyon başta olmak üzere birçok hastalığa yol açar.

Ülkemizde başlıca tuz alım kaynakları beyaz peynir, turşu, zeytin, erişte, ayçiçeği çekirdeği, salça ve yemeğin tadına bakmadan tuz atmaktır. Beyaz ekmekle günde ortalama 7.2 gram tuz alıyoruz. Bu hipertansiyonu önlemek ve tedavi etmek için izin verilen tuz miktarından daha fazladır. Bu sonuçlar toplum olarak çok tuz tükettiğimizi ve ekmeğin tuz tüketiminde önemli bir rolü olduğunu göstermektedir. Ekmek toplumumuzda önemli bir besin kaynağı, bu nedenle ekmek içerisindeki tuz miktarı azaltılmalı ve tuzsuz ekmek tüketimi teşvik edilmelidir. Ekmekte tuzun azaltılması ülkemizde hipertansiyonun önlenmesi ve tedavi edilmesi için önemli toplumsal yöntemlerden birisidir.”

Yüksek tansiyon neden olur, nasıl düşürülür? Belirtileri nedir?

Hipertansiyon Tedavide ilaç seçimi

Kan basıncı yüksekliğinin patogenezinde birçok mekanizmanın rol aldığını, bu nedenle etki mekanizmaları değişik olan çok sayıda ilaç geliştirildiğini söyleyen Prof. Dr. Akpolat, “Yeni ilaçların geliştirilmesi ile günümüzde basamak tedavisi terk edilmiştir. Hastanın hedef organ hasarını, yaşam kalitesini, eşlik eden hastalıkları, ilaçların yan etkileri ve diğer kardiyovasküler risk faktörlerini dikkate alan ve tedavinin bu veriler altında planlanmasını öngören bireyselleştirilmiş tedavi yaklaşımına geçilmiştir. Bir hastada hipertiroidi ve hipertansiyon olsun. Beta-blokör ilaçlar hipertiroidi tedavisinde de kullanıldığı için bu hastaya beta-blokör verilerek bir taşla iki kuş vurulmuş olur.

Komplike olmayan ve başka bir hastalığın eşlik etmediği hipertansiyonda ilaç seçimi konusunda Birleşik Ulusal Komite (BUK) ve Avrupa Hipertansiyon Kılavuzu (AHK) raporları arasında farklılıklar vardır. BUK bu hastalara diüretik veya beta blokör önerirken, AHK kalsiyum antagonistleri, anjiotensin konverting enzim inhibitörleri, diüretikler, beta blokörler ve anjiotensin II reseptör antagonistlerinden herhangi birisinin kullanılabileceğini belirtmiştir. Son yıllarda yayınlanan çalışmalar alfa blokör ilaçların ilk seçilecek ilaçlar arasındaki önemini azaltmıştır” dedi.

Hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaç sınıfları

  • Diüretikler
  • Beta-blokörler
  • Kalsiyum kanal blokörleri (Kalsiyum antagonistleri)
  • Anjiotensin konverting enzim inhibitörleri
  • Anjiotensin II reseptör blokörleri

Bu ilaçlar da kendi içinde alt gruplara ayrılır.

Diğer ilaç sınıfları
1 .Vazodilatörler
2.Santral etkili ilaçlar
3.İmidazolin reseptör agonistleri
4.Renin inhibitörleri
5.Alfa1-blokörler

Hipertansiyon ilaçları hakkında genel bilgi

Genel olarak bu ilaçların antihipertansif etkinlikleri birbirine benzer olduğunu dile getiren Prof. Dr. Akpolat, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hastaların yaklaşık % 5-10’u verilen her ilacı yan etkisi nedeni ile bırakmak zorunda kalır. Tedaviye ikinci bir ilaç eklenmesi söz konusu ise uygun kombinasyon seçilmelidir. İki ilacın birlikte kullanılması kombine tedavi olarak isimlendirilir. 2. ilaç seçilirken genellikle başka bir sınıftan olmasına dikkat edilmelidir.

Örneğin hastaya iki beta-blokör vermemek gerekir. Farklı etki mekanizmasına sahip 2 diüretik birlikte kullanılabilir. Önemli diğer bir nokta da yan etkileri benzer ilaçları bir arada kullanmamaktır (örneğin hiperpotasemiye yol açan iki ilaç birlikte kullanılmamalıdır, anjiotensin konverting enzim inhibitörü ve spironolaktonun birlikte kullanılması sorun yaratabilir). Birlikte kullanıldıkları zaman sinerjistik etki yapan ilaçların kombine edilmesi daha uygundur. Tedaviye tek ilaçla başlanmış ise tedavi değiştirilmeden önce (ciddi yan etki yok ise) 2-6 hafta beklenmelidir.

Tedavi değişikliği doz artırımı veya ikinci ilaç eklenmesi şeklinde olabilir. İlk ilaç diüretik değilse ikinci eklenecek ilaç diüretik olmalıdır. Eğer kan basıncı hedef kan basıncından 20/10 mm Hg veya daha fazla ise 2 ilaçla başlamak gerekir.”

Hipertansiyon tedavisinde başarısızlığa yol açan nedenler

Tedaviye uyumsuzluğun önde gelen nedenlerinden birisinin de hastanın önerilen tedaviyi anlamaması olduğunu belirten Prof. Dr. Akpolat, “Bu nedenle hastalara tedaviyi ayrı bir kağıda yazarak anlatmak gerekebilir. İlaca ait yan etkiler ortaya çıkabilir; örneğin beta blokör alan bir hastada impotans ortaya çıkabilir ve hasta bu durumunu hekime söylemeye çekinerek ilacı bırakabilir. Hasta unutkanlık veya bunama nedeni ile de ilacı alamayabilir; bu durumda birlikte yaşadığı bir yakınının eğitilmesi gerekebilir.

Nonfarmakolojik tedavide de uyumsuzluk olabilir, hasta tuz kısıtlaması yapmayabilir. Hastaların tedaviye uyumu bazı şekillerde denetlenebilir. Beta blokör alan bir hastada bradikardi veya potasyum kaybettirici diüretik alan bir hastada hipopotasemi ve hiperürisemi beklenir. Tuz kısıtlaması yapan hastada 24 saat idrar toplanarak idrarla sodyum kaybı hesaplanabilir, hasta diüretik alıyorsa yanıltıcı olabilir” dedi.

İlaçla ilişkili nedenler

Tedavide başarısızlığa neden olan başka bir faktörün ise ilaç dozunun iyi belirlenememesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Akpolat, şu bilgileri verdi: “Uygunsuz kombine tedavi (iki anjiotensin konverting enzim inhibitörü veya iki beta blokör) olabilir. Bazı ilaçlar (örneğin hidralazin) hızlı metabolize edilebilir. Glomerüler filtrasyon değeri 30 ml/dakikanın altında olan bir hastaya thiazid grubu diüretik verilmiş olabilir, bu durumda thiazid tedavisinin bir yararı yoktur çünkü glomerüler filtrasyon değeri 30 ml/dakikanın altında ise thiazidler etkisizdir. Hasta aldığı antihipertansif ilaçların etkinliğini azaltan başka bir ilaç alıyor olabilir.”

Diğer faktörler

Hipertansiyon tedavisinde sorun yaratabilen pek çok faktör olabileceğini dile getiren Prof. Dr. Akpolat, bunları şöyle sıraladı: “Hasta bu dönemde kilo almış veya alkol tüketimini artırmış olabilir. Hastada insülin direnci, kronik ağrı veya organik beyin sendromu olabilir. İlk muayenede gözden kaçmış bir sekonder hipertansiyon nedeni tedavide başarısızlığa yol açabilir. Böbrek yetmezliği var ise kan basıncının kontrolü zorlaşabilir. Yetersiz diüretik tedavisi, diyetle artmış tuz alımı, böbrek hastalığının ilerlemesi ve kan basıncının düşmesine bağlı sıvı birikimi gibi nedenlerle sıvı fazlalığı ortaya çıkabilir.

Ayrıca brakiyel arterde şiddetli arteriyoskleroz var ise brakiyal arterden oskultatuvar yöntem ile ölçülen kan basıncı yüksek çıkabilir. Bu hastalarda sertleşmiş brakiyal arter kolaylıkla palpe edilir ve bu durum kan basıncı ölçülmeden önce farkedilir. Yalancı hipertansiyon Osler fenomeni olarak da bilinir. Çok nadir bir durumdur. Tedavide başarısızlık sonucuna ulaşmadan önce Beyaz önlük hipertansiyonu da ekarte edilmelidir.”

Dirençli hipertansiyon

Konuşmasında dirençli hipertansiyonun tedavisi ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. Akpolat, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tedavi öncesi kan basıncı 180/115 mm Hg’dan yüksek olan bir hastada üçlü antihipertansif (biri diüretik olmak koşulu ile) tedavi ile kan basıncının 160/100 mm Hg’nın altına düşürülememesidir. Eğer tedavi öncesi kan basıncı 180/115 mm Hg’nın altında ise üçlü antihipertansif tedaviye rağmen kan basıncının 140/90 mm Hg’ya düşürülememesi halidir. İzole sistolik hipertansiyonu olan yaşlı hastalarda dirençli hipertansiyon tanımı farklıdır.

Tedavi öncesi sistolik kan basıncı 200 mmHg’dan yüksek ise üçlü antihipertansif tedaviye rağmen sistolik kan basıncının 170 mmHg’ya düşürülememesi halidir. Eğer tedavi öncesi sistolik kan basıncı 160-200 mmHg arasında ise üçlü antihipertansif tedaviye rağmen sistolik kan basıncının en az 10 mmHg düşürülememesidir. Dirençli hipertansiyonlu hastalarda kan basıncı istenilen hedeflere düşürülemese bile antihipertansif tedavi ile kardiyovasküler morbidite ve mortalite azaltılabilir.”

Hipertansif kriz ve acil durumlar

Hipertansif krizlerin genellikle kısa süre içinde gelişerek hayati organlara hasar verebildiğini belirten Prof. Dr. Akpolat, şu bilgileri verdi: “Hipertansif kriz, genellikle şiddetli (diyastolik kan basıncı >120 mm Hg) ama ender olarak da orta şiddetteki kan basıncı yükseklikleri sırasında ve göreceli olarak kısa bir süre içinde gelişen, hayati organlarda kalıcı hasara veya ölüme yol açan klinik bir sendromdur. İki gruba ayrılarak incelenebilir. Hipertansif acil durum (emergency): Diyastolik kan basıncı genellikle 140 mm Hg ve üzerindedir; ilaveten merkezi sinir sistemi, miyokard, böbrekler veya hematolojik sistemde hızlı ve ilerleyici hasar vardır.

Belli başlı acil durumlar şunlardır: hipertansif ensefalopati, malign hipertansiyon, miyokard infarktüsü, aort diseksiyonu, akut sol ventrikül yetmezliği, anstabil, anjina gibi durumlara eşlik eden hipertansiyon, intrakraniyal kanama varlığı, aşırı katekolamin salınan durumlar, eklamsi ve hamilelikteki şiddetli hipertansiyonlar, erken postoperatif dönemdeki şiddetli hipertansiyonlar. Kan basıncı bir saat gibi kısa bir süre içinde yoğun bakım şartlarında parenteral ilaçlarla kontrol altına alınmalıdır.

Hipertansif acele (ivedi) durum: Diyastolik kan basıncı genellikle 130 mm Hg’nın altındadır. Kan basıncında önemli derecede artış olmasına karşın ilerleyici hedef organ hasarına ilişkin bulgu yoktur. Belli başlı acele durumlar şunlardır: antihipertansif tedavinin başarısız olduğu durumlar, akselere hipertansiyon, skleroderma krizi, perioperatif hipertansiyon, koroner arter hastalığı ile birlikte olan hipertansiyon, böbrek transplantlı hastalarda görülen hipertansiyon.

Kan basıncı aşamalı olarak 24-48 saatte düşürülmelidir. Tedavide ilk amaç, kan basıncını normal sınırlara getirmek değil hasta için emniyetli bir değere indirmektir. Ortalama arter basıncının (diyastolik basınç + 1/3 nabız basıncı, nabız basıncı= sistolik kan basıncı -diyastolik kan basıncı) % 20-25 kadar düşürülmesi genellikle emniyetli bir yaklaşımdır.

Furosemide/dil altı nifedipine

Furosemide ülkemizde acil durumların hemen hepsinde zaman zaman kullanılmaktadır. Kriz durumlarında kullanılması gereken tüm ilaçların her zaman kolaylıkla bulunamamasından kaynaklandığı sanılan bu uygulamanın kalp yetmezliği dışında acil tedavide yeri yoktur.

Nifedipine kullanımının kolay olması, yoğun bakım izlemi gerektirmemesi, etkin olması ve birçok parenteral ilacın teminindeki zorluklar nedeni ile ülkemizde çok yaygın ama bazen yanlış olarak kullanılmaktadır. 10-20 mg kısa etkili nifedipinin ağızda çiğnenmesi veya ezilmesi ile kan basıncı 5-20 dakikada düşmeye başlar ve etkisi 3-5 saat sürer. Ciddi kan basıncı düşüklüğü ve buna bağlı olarak retina, koroner arter ve merkezi sinir sistemine ilişkin iskemi bulgularının oluşumuna neden olabilir. Aort darlığı olan hastalarda kan basıncının ani düşürülmesi dolaşım yetmezliğine yol açabilir. Bu yan etkileri nedeni ile hipertansif krizin olmadığı durumlarda kullanımından kaçınılmalıdır. Hipertansif krize yol açan nedenin tedavisinde uygun ilaç olarak dil altı kaptoril iyi bir seçenektir.

Antihipertansif ilaçlar

Diüretikler

l.Thiazid ve benzer ilaçlar
Etki mekanizması: Distal kıvrımlı (convoluted) tübülide Na+-Cl- taşıyıcısının inhibisyonuna bağlı natriürez (FENa: % 3-5), ekstrasellüler sıvı hacminde azalma, periferik damar direncinde azalma. Yan etki: Hipopotasemi, hiponatremi, hipomagnezemi, hiperürisemi, hiperkalsemi, hiperglisemi, hiperkolesterolemi, hipertrigliseridemi, halsizlik, seksüel fonksiyon bozukluğu. Indapamide’in metabolik yan etkisi çok azdır. Bu yan etkilerin çoğu yüksek dozlarda izlenir. Kombine ilaçlarda bulunan dozlarda yan etki az veya hafiftir.

Loop (Henle kulpu) diüretikleri

Etki mekanizması: Henle kulpunun çıkan kalın segmentinde Na+-K+-Cl- taşıyıcısının inhibisyonu sonucu belirgin natriürez (FENa: % 20-25) ve ekstrasellüler sıvı hacminde azalma. En potent diüretik grubudur. Yan etki: Hiperkalsemi dışında thiazid ile aynıdır. Loop diüretikleri kalsiürik etkiye sahiptir. Glomerüler filtrasyon değeri 30 ml/dakikanın altında ise thiazidler etkisizdir, bu durumda diüretik gerekirse loop diüretikleri verilmelidir.

Potasyum tutucular

Etki mekanizması: Kortikal toplayıcı kanallardaki sodyum kanallarında inhibisyona bağlı zayıf natriüretik etki (FENa: % 1-2) ve K+ tutulumu. Yan etki: Hiperpotasemi, jinekomasti, erkeklerde azalmış libido, kadınlarda menstrüel bozukluk, tip 4 renal tübüler asidoz. Triamterene böbrek taşı yapabilir. Serum kreatinini 2.5 mg/dl’nin üzerinde ise bu grup ilaçlar hiperkalemi eğilimini artırabilecekleri için kontrendikedir. Özel nokta: Son yıllarda yapılan çalışmalarda spironolaktonun kalp yetmezliği ve miyokard infarktüsü sonrası dönemde belirgin faydası gösterilmiştir.

P Blokörler ve al-P Blokörler

Lİntrinsik sempatik aktivitesi (ISA +) olanlar: Selektif veya nonselektif olabilir. 2.İntrinsik sempatik aktivitesi olmayanlar (ISA -): Selektif veya nonselektif olabilir. 3.a1-p blokörler: Etki mekanizması: Kalp atım hacminde azalma, plazma renin aktivitesinde azalma, sempatik sinir ucundan norepinefrin salınımını azaltma ve merkezi sinir sisteminden sempatik sinir sistemi aktivitesinin çıkmasını azaltma. Yan etki: Bronkospazm, periferik arter yetersizliği, halsizlik, uyku, kalp yetmezliği, atrioventriküler ileti gecikmesi ve blok, bradikardi, hipertrigliseridemi, yüksek dansiteli lipoproteinde azalma, egzersiz toleransında azalma, impotans, libido bozukluğu ve diyabetik hastalarda hipoglisemi semptomlarının engellenmesi.

ACE inhibitörleri

Etki mekanizması:l.Dolaşımdaki, dokudaki ve damardaki renin-anjiotensin II sisteminin inhibisyonu
2.Terminal nöronlardan norepinefrin salınımını azaltması
3.Endotelden endotelin oluşumunun azaltılması
4.Bradikinin ve vazodilatör prostaglandin oluşumunun artırılması
5.Tuz retansiyonunun azaltılması: Azalmış aldosteron ve artmış renal kan akımı ile ilişkili
Yan etki: Öksürük (sık), hipotansiyon, hipotansiyon ile ilişkili böbrek fonksiyonlarında bozulma, anjioödem, böbrek yetmezliği (bilateral renal arter darlığı veya tek böbrekte renal arter darlığı), hiperpotasemi, cilt reaksiyonları, tat duyusu kaybı, yüksek doz kaptopril ile ilişkili anemi, nötropeni, trombositopeni ve proteinüri
Özel noktalar:
1.Lipid metabolizmasına herhangi bir etkileri yoktur
2.Bilateral renal arter darlığı, tek böbreği olan hastada renal arter darlığı, şiddetli aort darlığı, obstrüktif kardiyomiyopati ve günümüzdeki bilgilerle gebelikte kontrendikedirler 3.Proteinüriyi azaltırlar
4.Efferent arteriyolde direnci azaltırlar, glomerül içi basıncı düşürürler 5.Kalp, böbrek ve damarda koruyucu etkiye sahiptirler 6.Sol ventrikül hipertrofisini azaltırlar

Anjiotensin II Reseptör Blokörleri

Anjiotensin II’nin bilinen tüm etkilerini AT reseptörleri aracılığı ile spesifik olarak inhibe eder. Bu grup ilaçların ACE inhibitörlerine en büyük üstünlüğü öksürüğün çok daha az olmasıdır. ACE inhibitörlerinin korkulan diğer bir yan etkisi de anjioödemdir. Bu grup ilaçlarda ise anjioödeme çok nadir rastlanır; bunun nedeni yine bradikinin metabolizmasını etkilememeleridir. Bu farklılıklar dışında etki, yan etki ve kullanım alanları ACE inhibitörlerine benzer.

Kalsiyum Antagonistleri

Fenilalkilamin türevleri: Verapamil Benzothiazepin türevleri: Diltiazem Dihidropiridin türevleri: Kalsiyum antagonistleri arasındaki fark sinüs ve atrioventriküler düğümdeki uyarı çıkaran hücrelere etkilerine ve vazoselektiviteye bağlıdır.

Etki mekanizması: Hücre membranında yavaş Ca geçişini inhibe ederek hücre içi Ca azaltır; hücre içi Ca azalması vazokonstrüksiyonu azaltır. Zayıf natriüretik ve diüretik etkiye sahiptirler. Yan etkileri: Hipotansiyon, bradikardi ve atrioventriküler blok (verapamil, diltiazem), paradoks angina pektoris (nifedipine), kalp fonksiyonlarında bozulma (verapamil, diltiazem), başağrısı, kızarma, eklemlerde şişme, bulantı, gingival hiperplazi, kabızlık (verapamil), ilaç etkileşimleri (verapamil/p blokör, verapamil/digoksin…)

Özel noktalar:

l.Antiaterojenik etkiye sahiptirler
2.Lipid metabolizmasına olumsuz etkileri yoktur
3.Kalp, böbrek ve damarda koruyucu etkiye sahiptirler
4.Sol ventrikül hipertrofisini azaltırlar

al Reseptör Blokörleri

Etki mekanizması: Postsinaptik al reseptör blokajı, vazodilatasyon
Yan etki: İlk doz fenomeni (ilk doz mutlaka gece uykudan hemen önce alınmalı), ortostatik hipotansiyon, baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, çarpıntı, hafif sodyum birikimi
Olumlu etki: Yüksek dansiteli lipoproteinde artma, düşük dansiteli lipoproteinde azalma
Özel noktalar: l.Hipertrofik kardiyomiyopatide kontrendikedir 2.Sol ventrikül hipertrofisini azaltırlar

YAZIYI PAYLAŞ

YORUMUNUZ VAR MI?

guest

0 Comments
Inline Feedbacks
Tüm yorumları gör
Araç çubuğuna atla